Bugun...


Gerilim noktaları ve fay hatları üzerinden coğrafyayı vurmak-2
Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın pahalı, zorluklar ve sıkıntılarla dolu olduğu bir gerçek. Ancak bunun hamaset ve sloganlar düzleminde dillendirilip bu yönde söylemler geliştirilmesi de onun kadar hakikati yansıtmaktan uzak. Aslında, hamaset ve sloganlarla tezyin edilmiş söylemler, sorumluluktan, elini taşın altına koymaktan, zoru başarmaktan kaçmanın göstergesidir.

facebook-paylas
Tarih: 07-09-2017 11:18
Gerilim noktaları ve fay hatları üzerinden coğrafyayı vurmak-2
+ -

Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın pahalı, zorluklar ve sıkıntılarla dolu olduğu bir gerçek. Ancak bunun hamaset ve sloganlar düzleminde dillendirilip bu yönde söylemler geliştirilmesi de onun kadar hakikati yansıtmaktan uzak. 

Aslında, hamaset ve sloganlarla tezyin edilmiş söylemler, sorumluluktan, elini taşın altına koymaktan, zoru başarmaktan kaçmanın göstergesidir. Hamaset ve sloganlar üzerinden kolayı tercih etmenin orta ve uzun vadede sonuçları bölgemiz açısında çoğu zaman ağır olmaktadır.

Fay hatlarının ve gerilim noktalarının kesretle oluşturulduğu/bulunduğu coğrafyamızda, tarihte sağlanan birlikteliğin kaynaşma potalarını, ortak değerler etrafında oluşan zeminin kodları bile bugün fark edilemiyor. Anakronik bir yaklaşımla, günümüzün modern-ideolojik refleksleriyle tarih okunmaya çalışılıyor. Bir yandan yaklaşık yüzyıllık bir dönemde tarihten ve maziden inanılmaz bir kopuş, diğer yandan ulusalcı hamaset/hayaller üzerinden koca bir medeniyet ve imparatorluk tarihini okumaya çalışmak, bu kadar dar bir alana hapsetmeye çalışmak, toplumun bir arada yaşama koşullarını belirleyen değerleri tehdit etmektedir. Kutuplaşma ve gerilimleri artırmaktadır.

Coğrafyamız, ülkemiz birçok farklılıkları, çeşitlilikleri barındırdığı kadar, hep birlikte oluşturulan zengin bir İman medeniyeti birkimini ve mirasını da bulundurmaktadır. Birkaç yüzyıldır, içinde bulunduğumuz inkıraza ve yaşanan onca kaosa rağmen. Önemli olan bu birikim ve mirası keşfedip bu düzlem üzerinden sağlam bir müstahkem oluşturup, gelecek inşa edebilmek. Ecnebilerin son yüzyıllardaki müdahale ve projeleri ile oluşan gerilim noktaları ve fay hatları üzerinden ayrıştırıcı/ötekileştirici söylemler üzerinden odaklaşma, krizleri daha da derinleştirmekte, vahim hale getirmektedir.

Son ikiyüzyıldır,  sürekli halkımızın bir bölümünü ötekileştirip, ayrıştırma hatta sonunda hain-düşman ilan etmede adeta mahir hale gelmişiz. Bu yüzden, Mora Meselesi ve Sırp Meselesinden beri sorunlarımızı çözemiyoruz, garip bir refleksle derinleştirip ufalanıyoruz. İçeride suhuletle çözemediğimiz meseleler zamanla ecnebi müdahalesine açık hale gelip kronikleşiyor. Ve gittikçe de korkular artıyor, korkular arttıkça da çekilme ve ufalanma hızlanıyor. Sürekli kaybetme korkusu ve bu korkuların üzerinden içeride oluşturulan gerilim, iç düşman üretme dışında bir netice oluşturmuyor. Halkının bir bölümünü, farklı toplum kesimlerini “iç düşman, iç tehdit” kategorisine yerleştirme konusunda çok mahir bir hale gelindi. Bu coğrafyanın hamurunu, mayasını oluşturan ana unsurları ayrıştırıp, ötekileştirerek “iç düşman, iç tehdit” oluşturmak tam da yukarıda belirttiğim kolayı tercih edip, felaketlere kapı açmaktır. Coğrafyamız/ülkemiz gibi kaç ülke var?  sürekli halkının bir bölümünü ayrıştırıp, ötekileştirip hain ilan eden ve üreten. Zaten, bu yüzden Türkiye ve çevre ülkeler sürekli Batı’da oluşmuş diasporalarıyla da boğuşur  hale geldi. Son iki asırlık Batılılaşma ve ulus-devletlere dönüşme tecrübesi nihayetinde bu menhus neticeyi verdi. Hiç kimse bu vetireyi durdurma veya geriye çevirme zahmetine de girmiyor. Ecnebi müdahalesiyle zaman içinde oluşturulan bu vetireye, akıntıya nertedeyse her kes kolaycılıkla kapılmış durumda.

Güneyimizde, Sykes-Picot ve sonrasında, Nasırcı Arap milliyetçiliğinin tezahürü olarak ortaya çıkan askeri rejimlerin oluşturduğu Kürt sorunu başta olmak üzere, travma ve trajediler tedavi edilmek yerine, bunların oluşturduğu krizler derinleştirilerek iyice kaosa dönüştürüldü. Tüm bir coğrafya arkadan vurularak ateşe verildi. Nasırcı-Baasçı militer, sosyalizm soslu Arap milliyetçiliğini ve oluşturduğu travmalar ciddi bir sorgulamaya tabii tutulmadı. Nihayetinde tarihte hiç kavga etmemiş olan, Araplar-Kürtler gibi, Müslüman topluluklar karşı karşya getirilerek araya düşmanlık tohumları ekildi.

Türkiye’de ise üç kıtaya yayılmış bir imparatorluğa son yüzyılında en büyük sadmeleri vuran ve imparatorluğu ortadan kaldıran, hatta mirasını reddeden ulusçuluk, seküler milliyetçilik  imparatorluk bakiyesi olan, çekilebilinecek son sınırlarda bile İman-İslâm medeniyetinin oluşturduğu toplumsal birlikteliğe, toplum huzur ve barışına büyük darbe vurdu. Malazgirt savaşında ve en son birinci Cihan Harbi’nde/Harb-i Umumi’de dahi bütünü ile yer almış ana unsurlardan olan Müslüman bir topluluk dahi ötekileştirip ayrıştırılmaya çalışılıyor. Böyle bir ortamda ulusçuluğun, seküler milliyetçiliğin oluşturduğu ayrıştırıcılığını “muhafazakâlık” denilerek sahiplenmek, İmparatorluk mirasını anakronizm yaparak ulusçu dar bakış açısı ile okuyup mahkum etmek, bu çerçevede Müslüman toplulukları dahi ötekileştirip yeni hain kategorileri oluşturmak kolaycılıkla, akıntıya kapılıp coğrafyamızı, Ümmet-i Muhammed (S.A.V)’i ateşe atmak anlamına gelir. Marifet, toplum huzur ve barışına ve bu çerçevede Ümmete ve insanlığa hizmet edebilmektedir. Kolaycılığı seçmek değil, zora talip olabilmektedir.

Müfit Yüksel - Yeni Şafak 




Bu haber 134 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
YUKARI