erotik shop
Bugun...


Koronadan korunmanın yolları
Dindarım elhamdülillah. Ama “din fırsatçısı” veya propagandisti değilim. Yani üstümüze yağan bu felaketi sığ bir dindarlık saikiyle fırsata dönüştürmek gibi bir amacım yok. Ama maddi ve manevi olarak yeryüzü ile gökyüzü arasında bu denli sağlam bir ilişki varken ve bu da hem beşeri tecrübe ile kanıtlanmış hem de dini metinlerde vurgulanmış bir hakikat olarak karşımızda dururken durup düşünmenin vaktidir, gökyüzünden bu denli dehşetli bir gazap devşirmek için yeryüzünden ne tür zulümler gönderdik diye.

facebook-paylas
Tarih: 24-03-2020 15:05
Koronadan korunmanın yolları
+ -

Yerle gök aynı yasalara tabidir. Hareketleri arasında bir ahenk var, aynı düzene tabidirler. Sadece yerle gök değil her şey birbirine bağlıdır. Birinin hareketi öbüründeki bir mekanizmayı harekete geçirir. “Beni anın ki sizin anayım” diyor yüce Allah. Bu yüzden peygamberimiz “Yerdekilere merhamet edin ki göktekiler size merhamet etsin” buyurmuştur. Göğün yere gönderdiği ne varsa yerden göğe yükselen bir sözle, bir davranışla ilişkisi var demek isteniyor. Davranış, söz olarak göğe ne gönderirsek karşılığını aynı cinsten alırız dolayısıyla. Merhamet gönderen merhamet alır, zulüm gönderen zulüm alır. Bu yüzden “zulümden dolayı arş-ı ala titrer”.

“Ne ekersen onu biçersin” şeklinde ifade edilen halk hikmetinin özü bu ilişki tarzıdır ve bu ilişki tarzı sadece toprakla, yerle ilgili değildir. Göğe de ne ekersen onu biçersin. Yağmur mesela, yeryüzündeki suların buharlaşıp gökte birikmesi (bulut olarak ekilmesi adeta) ve sonra yere yağmasından, yeniden su olarak biçilmesinden ibarettir.

Dua da göğe bir tohum saçma faaliyetidir ve gökten uygun cevabını alır mutlaka. “Bana dua edin, size karşılık vereyim” buyruğu buna işaret ediyor. Peygamberimiz “Ben İbrahim’in duasıyım” buyurmuştur. Çünkü İbrahim peygamber göğe ellerini açarak “içlerinden onları temizleyecek birini gönder” diye Allah’a dua etmiş ve göğe ekilen bu tohumun karşılığı da yeryüzünde Resulullah olarak tecelli etmiştir.

Yerden göğe sadece dua yükselmez, sadece iyi tohumlar ekilmez. Şirk, zulüm, isyan, fısk, günah, nifak, inkar da göğe saçılan birer tohumdur ve onların da karşılığı yere aynı cinsten olmak üzere iner. Göğe ağan bulutlar her zaman toprağı yeşerten, suları coşturan, yerden bereket fışkırtan yağmurlar şeklinde yağmaz. Sellere, önüne kattığı her şeyi silip süpüren afetlere, ölümlere, kırımlara sebep olan fırtınalar da iner gökten.

Sözü bugünlerde dünyayı kasıp kavuran koronavirüse getirmek istiyorum. Gökten üzerimize yağan bu afetin de mutlaka bizden kaynaklanan bir sebebi vardır çünkü. Dindarım elhamdülillah. Ama “din fırsatçısı” veya propagandisti değilim. Yani üstümüze yağan bu felaketi sığ bir dindarlık saikiyle fırsata dönüştürmek gibi bir amacım yok. Ama maddi ve manevi olarak yeryüzü ile gökyüzü arasında bu denli sağlam bir ilişki varken ve bu da hem beşeri tecrübe ile kanıtlanmış hem de dini metinlerde vurgulanmış bir hakikat olarak karşımızda dururken durup düşünmenin vaktidir, gökyüzünden bu denli dehşetli bir gazap devşirmek için yeryüzünden ne tür zulümler gönderdik diye.

Yeryüzünde yapıp ettiğimiz her bir şeyin gökyüzünde bir karşılığı var.

​Sabah yakın değil mi?

İşim gereği sürekli bilgisayar başındayım. Akıllı telefonum da hemen yanı başımda duruyor. Bir gözüm bilgisayarın ekranında bir gözüm cep telefonumun ekranında yani. Varsa yoksa korona virüs. İç karartıcı bir ortam. Her şey sanal dünyada dönüyor ama etkisi gerçek. Önlemlerden geçilmiyor. Gün boyunca her insanın kendi kendine alması gereken önlemler sıralanıyor. Günün sonunda doğru bilinen yanlışlar faslı açılıyor bu sefer. Gün boyunca ezberletilen, beynimize çakılan, zerk edilen önlemlerin önemli bir kısmının doğru olmadığı anlatılıyor bu sefer. Sabah, sıcaklar gelince virüs ölecek deniyor. Bir koşu balkona çıkıyorsun, buz gibi bir hava. Sonra Haziran’ı bulur deniyor. Temmuz kadar ağır bir hüzün çöküyor suratına.

Sabaha virüse yakalanan insanların sayısı ile uyanıyorsun mesela. Gittikçe artıyor bu meret diyorsun. Görünmez orduların en güvenli kalen olan evinin duvarlarına dayandığını hissediyorsun ellerin yana düşmüş vaziyette. Biraz sonra Çin’den ümit verici haber var diye bir mesaj düşüyor ekranlara. Aşı bulunmuş. Laboratuvarda deneniyormuş. Bir iki aya kalmaz piyasaya sürülecek diye. “Bulunmuş” kısmına sevinecek iken “bir iki aya kalmaz” kısmında sevincin kursağında kalıyor. Biyolojik bir savaş diyor bir başkası CNN’de alt yazı geçmiş. Çin ABD’yi ABD Çin’i suçluyor. Biyolojik savaştan çok psikolojik savaş daha yerinde bir tanım. Psikolojin alt üst oluyor doğal olarak. Sonra Küba’dan bir haber arzı endam ediyor. Yaşasın Sosyalizm diyorsun, işte bu! Sosyalizmde hayat var diyerek çocuk gibi havaya zıplıyorsun. Sonra virüsün başka bir sosyalist ülke olan Çin’den geldiğini hatırlayınca başını tavana çarpmış kadar acı bir yüz ifadesiyle yere çakılıyorsun. Senin için güneş toplayan sazın kırılmış kadar sanatsal bir bunalıma giriyorsun leylim ley diye diye.

İnsanın duygularını zıplatan, istikrar, tutarlılık bırakmayan delirtici bir süreç. Bir inip bir çıkan borsa endeksi gibi. Petrol fiyatlarının düşmesine sevinirken doların rekor üstüne rekor kırmasına üzülmek gibi ve ikisini de aynı anda yaşamak gibi.

Biz neler gördük diyorsun. Depremi gördük, çığ felaketini yaşadık, savaşı gördük, sınır dışına sefer yaptık. Bize bir şey olmaz diye böbürlenirken acı bir siren sesiyle ambülans dalıyor sokağına Umreden yeni gelmiş komşunu alıp götürüyorlar. Bize de bulaştı mı acaba diye bıyıklarını yoluyorsun.

Ezan okunuyor bu esnada sabah namazlarını bile camide kılan komşun Bekir amca görünmüyor ortalıkta. Genellikle ezan sesini duyar doymaz hızlı adımlarla seğirten Cemşit dayı eve kapanmış. Cemşit dayının ilginç bulduğumu hatırlıyorum bu arada. Camiye giderken hızlı hızlı yürüyen bu adam namazdan sonra dura dura, soluklana soluklana yürürdü hep. Cemşit amca gitmiyorsa duanın nabzı atmıyor camilerde diyorsun.

Eller karıncalanıncaya, yıldızlar avuçta parçalanıncaya, gözyaşı bir tarla hep yoncalanıncaya, bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu oluncaya kadar dua dua diyorsun.

Bir umut yeşeriyor “sabah yakın değil mi?” müjdesinden.  

 

( Vahdettin İnce - Yazar, Dilbilimci, Siyasetçi )




Bu haber 220 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YUKARI