Bugun...
Kürtçe Üzerinden Duvara Çarpmak


Gürgün Karaman
karamangurgun@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 08-01-2019 09:11

CHP İstanbul Milletvekili Sayın Sezgin Tanrıkulu’un 31 Aralık 2018 tarihinde twitter hesabından “Hêvîdarim kû sala 2019ê ê bibe sala dad, azadî, aşitî û biratîyê. Sersala hemu gelê me û hemû gelên cihanê pîroz be!” (Umarım 2019 yılı özgürlük, barış ve kardeşlik yılı olur. Bütün halklarımızın ve dünya halklarının yeni yılı kutlu olsun.)  şeklinde yayınladığı mesaj Ulusal Kanal’da yayınlanan Televizyon Gazetesi programında ekrana yansıtılarak yorumcu Halil Nebiler tarafından aşağılayıcı bir üslupla izleyicilere aktarıldı. Sunucu Halil Nebiler, mesajı  “Kürtçe biliyor musun oğlum, ula kötü bi şey olmasın okuyoruz ama adam kim bilir ne söylüyor, anam babam bunun derdi de bu” şeklinde alaycı, aşağılayıcı, kırıcı, ırkçı bir üslupla ballandıra ballandıra anlatırken eminim ki bu kafaya sahip ırkçılar da ekranlardan salyalarıyla onu alkışlamaktan geri durmamışlardır; Uğur Dündar’ın programında sanatçı Metin Akpınar’ın söylediklerine alkış tutan topluluktaki gibi.

Kürtçe, Kadim Mezopotamya’nın en kadim halklarından biri olan Kürtlerin ana dilidir demek bizi yine bir ezilmişlik ve aşağılanmışlık psikolojisine sürükleyeceği için bu cümledeki Kürtçe tanımının üzerini çizerek “Dil varlığın evidir.” diyen M. Heiddegger’den mülhemle “Kürtçe, Kürt halkının varoluş kaynağıdır.” tanımlamasını yapacağım. Bir milleti millet yapan en temel unsur onun aynı etimolojik, semantik kaynağa sahip olmasıdır. Dil, bu noktada bir halkın varoluşunun ontolojik/fıtri kaynağı olarak ortaya çıkmaktadır. Lacan’cı psikanalizde bir “ben/lik”ten, söz edebilmenin yegâne kaynağı dildir. Benliğin kendisi dahi özne değildir. Özne, “ne”liğini ve işlevini, hususiyetini ve bunlar üzerinden gerçekleştirdiği haysiyetini ancak ve ancak dilde/sözde bulur. Lacan’ın bu tespiti Heidegger’le birleştiğinde, dil ontolojik bir konuma çıkar ve varoluşun kaynağı olur. Varlık kendisini dil üzerinden inşa eder. Bu inşa sadece insana has bir özellik olup, bir dili inkâr etmek, aşağılamak, yok saymak, yamamak o dili konuşan insanların “hitap ve inşa” yeteneklerini ellerinden almak olur ki bu durum “siz hayvansınız!” söylemini de bağrında taşır. İlkel bir kıskançlık, çekememezlik, egodan hareket ederek “çamur” yönünü yüceltmek, hala çamurdan kurtulamayan bir düşünme biçimini imler.

Her dil ontolojik bir olgu olarak Kur’an açısından ayettir. Allah’ın ayeti olan dil… Ayet nedir? Ayet işaret, iz, im demektir. Yani gösterge. Neyin göstergesi? Kutsalın, Cenab-ı Hakk’ın varlığının delili. İşaret, işaret eden varsa işaretten söz edilebilir. Kürtçe’ye işaret eden yani bu dili konuşan bir halk var mı? Evet. İşaret, bir varlığı imler. Varlığı aşikâr olan bir şey işarete dahi konu olamaz. Çünkü vardır, bedihidir. Var olan bir varlıktan daha apaçık bir şey var mıdır? Bir gösterge, işaret olarak duyularla algılanmaktadır.  Bu apaçıklığı, doğallığı, fıtri, hak ve hakikat olanı inkâr etmek ya da alay etmek derinlerde yer alan psiko patolojik bir şizofreniden öteye bir anlam ifade eder mi? Bu patolojik, kronikleşmiş hal bedevilikten kurtulamayan, hala çamur yönüyle övünen halife-insan olamamanın erdemini gösterememiş çamur-insanın durumudur. O, Rahman’ın elleriyle yoğrulmayı kabul etmeyen varlığın en ilkel, tekâmülsüz halindedir. Bu zihniyet, Freud gibi her seferinde gelip vicdana, izana, insafa, akla çarpmasa bile İslam’ın o asil duvarı olan tevhide, kesret içindeki vahdete çarpacaktır.

Zemahşerî, (öl. 1144) el-Keşşâf adlı tefsiri yanında Arap dili ve edebiyatına dair çalışmaları ile tanınan çok yönlü, Mevaliden Türk bir Mu’tezile âlimidir. “Ey Araplar, gelin dilinizi benden öğrenin.” diyordu. Ve denilir ki İslam Tarihi’nde iki tefsir yazılmıştır. Biri Zemahşerî’nin el-Keşşâf adlı tefsiridir, diğeri de hala yazılmamıştır. Türk olduğu halde Arapça’ya bu kadar vakıftır. Ve yine denilir ki Zemahşerî’ye başvurulmadan tefsir yazılamaz. Zemahşerî, bu makamı ve şöhreti kendi dili ile değil, başka bir dil üzerinden gerçekleştirmişti. Bu yönüyle Zemahşerî, İslam Medeniyeti’nin medar-ı iftiharlarındandır. Herhangi bir dile ait olmak üstünlük değil, asıl üstünlük insanlık ailesine yapılan katkıdır. Lakin bir ayeti inkâr etmek küfürle eşdeğerdir ki burada herhangi bir insanilikten, kardeşlikten bahsetmek mümkün değildir.

Ontolojik bir kaynak olması cihetinden dilin “benliğe” kazandırdığı öznelik en doğal haldir. Bu bilinçte olan birisinin dil üzerinden başkalarını ötekileştirmesini bırakın, bunu düşünmesi dahi çok zordur. Bu açıdan alaylı bir yaklaşımla ötekileştirilen Kürtçe değil, kendisini egoist bir yaklaşımla öteki olarak konumlandırandır sorun. “Öteki” olan bu alaycı, aşağılayıcı yaklaşımdır. Onun yaptığı Kütçe’yi ötekileştirme değil, dışlama, iteleme ve inkâr etme, itibar, onur ve haysiyetini çiğneme vahşetidir. Yine Lacan’a başvuracak olursak en büyük vahşet dil üzerinden gerçekleşir. Öznenin durumu, ötekinde ne olup bittiğine bağlıysa “öteki” ya dağıtılmalı, onur ve haysiyeti alaycı bir hakaretle aşağılanmalı ve böylece inkâr ve imha edilmelidir. Öteki bir “fay, delik, kuyu, yırtık, yarık, çatlak” ise ötekiyle yüzleşemeyen bu çamurluk, durumun kendisini, özne olma durumunu yok eden bir ötekidir. Bir dil, “özneyi”yi taşıyan lokomotiftir. Bu taşıyıcı yoksa orda öznelik de yoktur. Ulusal Tv’de yapılan aşağılama ve alay Kürtçe’yi ve Kürtleri ötekileştirme kapasitesine sahip değildir. Kendisi ötekidir; çünkü asalaktır, parazittir. Başka bedenler üzerinden beslenir. İşgalcidir, bedenin üzerindeki yabancıdır asalak. Bu asalak oluşun temel özelliği ise şudur “Unsuriyetin şen’i yani ırkçılığın alametifarikası/özelliği başkasını yutmaktır. Başkasını yutmakla beslemek olduğundan tecavüzdür.”

Burada basın ve ifade özgürlüğünün havariliğini bu coğrafyanın değerlerine küfretmek, yok saymak, inkâr etmek ile özdeşleştiren özdeşmezliklerin her seferinde ehli vicdanın, ehli insafın ve ehli İslam’ın duvarına çarparak kendisini kendi elleriyle ötekileştiren bir zavallılıkla malul olduğunu bilmem anlatmaya gerek kaldı mı? Ve işin hakikat penceresinden, Kürtler artık bu yemleri yutmayacaktır ve oltaya takılan yemin kendi hayırlarına olmadığının bilincinin –acı tecrübeler olsa da- ayırdına varmışlardır.

Sağlıklı bir diyalog ancak vicdana, insafa dayalı bir tanımayla gerçekleşebilir. Bu tanımanın önündeki en temel etken ise vakıadaki söylemi, kendi hakikati ile örten, bir kendi kendini ötekileştirme durumudur.  Öteki oluş özne oluştan bir yoksunluktur. Özün ne olduğuna dair en ufak edebi, irfani ve felsefi temeli yoktur. Bu aynı zamanda ontolojik bir kaynak olan dil yoksunluğudur. Bu açıdan, başka bir dil ile alay eden alaycı zihniyete öncelikle Tükçeye adam akıllı sahip çıkmasını salık vermek gerekiyor. Kürtler kendi dillerine sahip çıkmayı ve korumayı çok iyi bilir ve bu uğurda ödenmesi gereken tüm bedelleri de ödemiştir.



Bu yazı 336 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI