erotik shop
Bugun...
Elif Shafak ve Self-oryantalizmin Sefaleti


Nihat Karademir Fikir Zemini
nkarademir2002@yahoo.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 07-11-2015 02:33

Batı oryantalizminin müdahale etiği ve şekillendirdiği toplumlarda hayat bulan self-oryantalizm, kendi ben’imizi Batı-merkezli bir değerlendirme ile tahlil etmek, kendi özümüze Batı’nın prizmasından ve ancak yine Batı’nın izin verdiği kadar bakmak ve sonuçta Batı nasıl istiyorsa kendimizi öyle görmektir. Üstad Karakoç’un kelimeleriyle, “kendi oymak ve ülkesini, kendi görenek ve ülküsünü günü geçmiş bir uygarlığa yormak ve gerçek uygarlığı ben buldum” sanrısına kapılmaktır. 

Self-oryantalist akıl, buyurgan ve kibirli dili ile bu gerçeği örtmeye çalışsa da bu durum sonuçları itibarıyla bir intihardır. Kendi kültür havzasını ve medeniyet mirasını reddederek kendini inkâr eden/intihar eden Doğu’lu aydın, kendi toplumuna ait değerleri, sembolleri ve kurumları bile oryantalizmin kendisine sunduğu ikincil kaynaklardan ve Batı’lı olanı merkeze alarak değerlendirmeye çalışır. Coğrafi yakınlık ve sosyolojik aidiyetten dolayı, doğru bilgi edinme arayışında oryantalizmden daha avantajlı olan self-oryantalist yorum, oryantalizmin çoğu zaman doğru bilgiye dayalı ama kasıtlı eleştirilerine, manipülasyonuna ve dezenformasyonuna karşın, neredeyse görüldüğü her yerde, tahammül edilemez bir cehalet ve kibir ile birlikte ortaya çıkmaktadır. 

İşte self-oryantalizmin sefaleti de kendini kibir ile kamufle eden bu cehaletten kaynaklanmaktadır. Self-oryantalist entelektüel ve akademisyenlerin, bazen bir pazarlama enstrümanı olarak da kullanılan, Batı-merkezli dili özellikle belli dönemlerde daha da kabalaşmaktadır. Dilin sertleşmesi ise aydının makyajla gizlenen cehaletini ve kendi kültürüne, toplumuna ve ülkesine olan nefretini tüm dehşeti ile ortaya dökmekte ve aydınlarımız böylesine cinnet (ve sarhoşluk) anlarında, normal zamanlarından farklı olarak daha cesur itiraflarda bulunmaktadırlar.

Batı ile kurduğu iletişimde kendi soy ismini bile İngilizceye uyarlayarak, kendi markasını küreselleştirdiğini vehmeden tipik sömürge aydınlarından Elif Shafak da 1 Kasım seçimlerinden sonra bir İtalyan gazetesiyle yaptığı mülakatta Batı uygarlığının (sözde) en evrensel değeri olan demokrasinin kendi ülkesindeki başarısını bile sadece sonuçlar üzerinden değerlendirdiğini ve İslamcıların kazanacağı bir demokrasiyi, tıpkı gönüllü ajanı olduğu Batı gibi, onaylamadığını itiraf etmiştir.  
Mülakat boyunca Batı kamuoyunun Doğu'ya ilişkin oryantalist önyargılarını manipüle eden Shafak, Ak Parti'nin seçim zaferini "korkuya" bağlamış ve bu korkunun üç temel sebebinden biri olduğunu iddia ettiği PKK terörünü ise, başka hiç bir sebepten dolayı değil, sadece Ak Parti'nin zaferine ve HDP'nin oy kaybına katkı sağladığı için eleştirmiştir

PKK ile birlikte Merkel'i de eleştiren Elif Shafak'a göre, Merkel'in seçimden hemen önce Türkiye'ye yaptığı ziyaret, Erdoğan ve partisine moral destek olmuş ve onların meşruiyetini arttırmıştır. Shafak, şayet seçimden önce yayınlamış olsaydı, AB ilerleme raporunun içerdiği eleştirilerden dolayı iktidar partisinin başarısını sınırlayacağını umut edecek kadar realiteden kopuk ve bu raporların bir kısım akademisyen, entelektüel, politikacı ve diplomat dışında halkın genelinin gündeminde olmadığını bilmeyecek kadar topluma yabancıdır.

Shafak'ın zihnini işgal etmiş olan self-oryantalist ideoloji, Merkel'in ziyareti ve AB raporu hakkında sarf ettiği bu cümlelerde kendini ele vermektedir. Batı'dan gelen kudretli bir siyasinin kendi ülkesinin iktidarının meşruiyetini arttırdığını iddia etmek, birkaç yüzyıldır izzet ve şeref ile birlikte meşruiyeti de Batı'dan dilenen modernist, oryantalist ve muhbir Türk aydınının kaçınılmaz olarak düşeceği çukurdur ve bu yüzden de Shafak'ın bu söyleminde ne bir tutarsızlık ne de bir çelişki vardır. 

Seçimlerin adil bir süreçte gerçekleştirilmediğini iddia etmek ise, Doğu Sorunu'nun icat edilmesinden beri Batılı aklın iddia ettiği "Doğu reform yapamaz, adil ve intizamlı seçim gerçekleştiremez ve dolayısıyla kendi kendini yönetemez" tezine verilmiş bir destekten fazla bir şey değildir. Bu söylem özellikle seçimlerin "istenmeyen" partiler veya hareketler tarafından kazanılmasından sonra dile getirilmektedir. Nitekim bu seçimin sonuçları da Shafak ve bir parçası olduğu Batıcı aydın bloku tarafından sindirilememiş olacak ki, mülakatın devamında kalplerinin kırıldığını ve kendilerini sürgün, yalnız ve demoralize hissettiklerini itiraf etmektedir.

Shafak'ın bu itirafları, 1 Kasım seçimlerinde sadece paralel devletin, Eski Türkiye'nin, Siyasal Kürtçülük ile beraber her türlü kavmiyetçiliğin, mezhepçi solun ve Türkiye'ye nizam vermeye çalışan Batı medyasının değil, kendilerini Batı'ya pazarlayan self-oryantalist aydınların da yenildiğinin ispatıdır. Hiç bir şey vermedikleri bir toplumdan sadece kendilerinin konforunu takviye edecek tercihlerde bulunmasını ve bu konforun ve meşruiyetlerinin nihai kaynağı olan Batı'ya teslim olarak kendi öz evlatlarını harcamasını bekleyen Garpzedeler bir kez daha yenilmişlerdir. 



Bu yazı 2402 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI