erotik shop
Bugun...
Vahhabilik, DAEŞ ve gelenek


Nihat Karademir Fikir Zemini
nkarademir2002@yahoo.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 08-07-2016 13:46

İster Türkiye örneğinde olduğu gibi daha çok menfi yönleriyle hatırlansın, isterse de bazı Arap toplumlarının yaptığı gibi sadece sahih ve tecdidi bir İslami hareket olarak müspet taraflarıyla yad edilsin Vahhabilik, İslam dünyasının modern zamanlarda yaşadığı en önemli deneyimlerden ve geleneğe karşı yapılan en ciddi meydan okumalardan biri olmuştur. 

Cabiri'nin de vurguladığı gibi, Vahhabilik o kadar belirleyici olmuştur ki Arap-İslam dünyası, hemen hemen aynı dönemlerde yaşanan Fransız Devrimi'nin sonuçlarından ve ideolojisinden Vahhabiliğin oluşturduğu iklimden dolayı çok sonlara haberdar olacak ve Fransız Devrimi'nden uzun bir süre neredeyse etkilenmeyecektir.

Diğer Müslüman halkları bilmiyorum, ama Türkiye Müslümanlarının geneli, uzun bir dönem boyunca Vahhabiliği, İngiliz Casusunun İtirafları adlı, muhtemelen Batı'nın laboratuvarlarında üretilmiş bir kitap üzerinden tanıdılar. Vahhabiliğe ilişkin temel bilgimiz ve algımız önemli oranda bu kitap aracılığıyla oluştu. Haberimiz yoktu, ama bizim için bu kitabı üretenler, karşı taraf için de bazı saygın tarikatların şeyh ve mürşitlerinin Britanya'nın oryantalist okullarında eğitilen ajanlar olduğuna ilişkin benzer kitaplar üretiyorlardı.

Bu kolaycılıktan dolayı, Vahhabiliği üreten iç dinamikler hiçbir zaman tahkik edilmedi. Özellikle Türkiye'de Vahhabilik ve benzeri hareketleri Batı/İngiliz komplosu ile açıklamak bir devlet politikası ve toplumsal bir standart olarak benimsendi. Vahhabi düşüncesinden etkilenen diğer düşünce ekolleri ise Batı ajanı, modernist ve mezhepsizlik benzeri etiketler ile kolaylıkla mahkum edildiler. Halbuki Vahhabiliğin türediği dönemde Arap coğrafyasında bugün bu türden benzer hareketlerin de temel tetikleyicisi olarak benimsenen bir sömürgecilik durumu yoktu. Osmanlı modernleşmesi ise bu bölgeye henüz ulaşmamıştı. Arabistan coğrafyasının önemli bir kısmı çok sonraları başlayacak olan Tanzimat uygulamalarından bile bağışık tutulmuştu.

Bu yüzden Vahhabilik, sadece Batı'nın sömürüsüne ve etkisine bir tepki olmadığı gibi, sadece Osmanlı modernleşmesinin sonuçlarına yapılan bir itiraz da değildi. Vahhabiliğin kurucu babaları Batı'dan ve modernizmden önce geleneğe itiraz ediyorlardı. Onlara göre Müslümanların zilleti ve düşkünlüğü Batı'dan veya modernleşmeden değil, süregelmekte olan gelenekten kaynaklanıyordu. Yöntemleri ne kadar yanlış olursa olsun teşhisleri doğruydu. Çünkü gelenek çözüm değil, sadece hurafe üretiyordu. Tahsili sırasında İslam dünyasının en büyük şehirlerini ziyaret etmiş olan Muhammed b. Abdülvahab, her gittiği yerde bu kokuşmuşluğa bizzat şahit olmuştu.

Vahhabilik, Arap coğrafyasında kısa süre içinde kazandığı başarıyı, Batı'ya ve modernizme değil, geleneğin yozlaşmışlığına ve donukluğuna borçlu olacaktır. Vahhabiliği, Batı, modernizm veya neo-hariciler değil, çürümüş gelenek ve bir kısım tasavvuf üretecektir. Nitekim geleneğin göreceli olarak daha üretken olduğu bölgelerde Vahhabilik çok fazla yayılamayacaktır. Nakşibendiliği yeniden yorumlayarak tasavvufu şeriat ve medrese ile buluşturan Halidi-Nakşilik, Vahhabiliğe yönelik nitelikli bir teolojik meydan okuma geliştirecek ve bu düşüncenin kuzeye doğru yayılışını durduracaktır. Bugün özellikle Kürtlerin yaşadığı geniş coğrafyada Vahhabiliğin etkisi sınırlıysa bu Halidiliğin başarısıdır.

Bugün sık sık DAEŞ ve benzeri örgütler ile aynı satırlarda zikredilen Vahhabilik deneyimini yukarıda adı geçen kitabın sınırlarını aşarak daha derinlemesine incelemek, İslam dünyasının yöneticilerine ve aydınlarına daha nitelikli politikalar geliştirme olanağı sağlayacaktır. Doğu'dan ve Batı'dan hiç kimse emperyalist aklın ve modernist dayatmanın bu örgütlerin oluşumundaki etkisini inkar etmiyor. Zaten bu durum inkar edilemeyecek kadar da aşikardır. Ancak bizim Batı ve modernizm ile beraber geleneğin de rolünü sorgulayan daha nitelikli analizlere ve sonuçları tartışmak yerine derinlerdeki asıl sebeplerle yüzleşme cesaretine ihtiyacımız var.

İslam dünyasının tarihinin en çetin krizini yaşamakta olduğu bir dönemde, çözüm yerine hurafe üretmekte ısrar eden bir gelenek, DAEŞ ve benzeri aşırılıkların başlıca müsebbibidir. Çünkü bir aşırılığın başka bir aşırılık üretmesi değişmeyen bir yasadır. Ancak ne yazık ki bu coğrafyanın karar vericileri DAEŞ'in ilacı olarak cari geleneği işaret etmeye devam etmektedirler. Buradaki temel yanılgıları ise kıl, tüy ticareti ve televizyon showları üzerinden pazarlanan irrasyonel dindarlığın ve piyasa İslam'ının Anadolu'yu İslamlaştıran irfan olduğunu vehmetmeleridir. Şüphesiz bu tür bir dindarlığın toplumsallaşması, DAEŞ'in toplumsallaşma imkanları ile kıyaslandığında çok daha kolaydır. Ancak bu kolaycılığa aldanmak, aynı zamanda, DAEŞ'i üreten bataklığı da beslemek demektir. O bataklık ıslah edilmedikçe geçmişte oradan Vahhabiliği icat eden Batı, bugün de aynı yerden terörist devşirmeye devam edecektir.

* Bu yazı 08.07.2016 tarihli Zaman gazetesinde yayınlanmıştır. 



Bu yazı 1660 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI