Bugun...
Geleceği Algı Operasyonlarına Yok Ettirmemek...


Ömer Serdar Kaplan Fikir Zemini
www.facebook.com/omerserdar.kaplan
 
 
facebook-paylas
Tarih: 30-10-2015 23:15

Türkiye çok kritik eşiklerden ve tehlikeli dönemlerden geçmektedir.

Bu ülkede; iç savaş tehditleri savurarak, Türkiye’nin iç savaşa girmesi için sanki özel ihaleler, görevler almış mebzul miktarda siyaset erbabı ve ‘aydın’lığı kendinden menkul kişilerin bulunduğu bir dönemden geçmekteyiz.

Hemen bitişiğimizde yıllardır iç savaş yaşayan ve ciddi bir kısmı da bizde muhacir olan insanların içine düştükleri hali, perişanlığı, namuslarının dahi paymal oluşunu görmeden bizi iç savaşla tehdit edenlere karşı safları sıkılaştırmamız ve çoğaltmamız gerekir.

KCK yöneticilerinden Duran Kalkan; Erdoğan’ın ABD VE NATO için siyasetleri örtüşmeyen bir insan olduğunu ve şu an süren savaşın Erdoğan’a (aslında bir misyona; ABD ve NATO’ya karşı duran bir misyona) diz çöktürmek amaçlı olduğunu söylüyor.

Kürt meselesi yeniden çatışmalı bir sürece evirilmiş ve her gün kan akmakta.. Çatışmalar; hendek kazma, barikat kurma ve silahlanma yöntemleriyle şehir merkezlerine, sivil halkın yaşadığı ve korunmasının çok zor olduğu hatta bazen mümkün olmadığı alanlara taşınmış bulunmaktadır.

Siyaset yapma tarzı; ülkemiz ve insanımızın geleceği, huzuru ve refahı ekseninde değil, muhatabını yok etme anlayışı üzerine sürdürülmektedir.

AK Partinin temsil ettiği bir misyonun varlığı ve önemi tartışmasızdır. Bu misyon; daha çok bu ülke insanına ve tarihsel medeniyet köklerine dayanarak kendiliğini koruma esasına vurgu yapan, 20 yüzyıl başından beri süren fiili kolonyalist anlayışlarla mücadele eden ve geniş anlamda İslam coğrafyasının halkları ve derinlikleriyle buluşma istidadında olan bir misyon. Gelin görün ki; AK Parti söylemleri ve aday belirlemede ortaya konulan tercihleriyle son dönemlerde bu misyondan uzaklaşma emareleri vermektedir.

Oysa, hataları ve yanlışlarına rağmen Kürt meselesinin adalet esasına dayalı çözüm projesi tamamlanmış ve tarihsel Kürt - Türk ittifakı yeniden teessüs etmiş olsaydı; AK Parti temsil ettiği misyon açısından çok büyük bir engeli büyük bir badireyi aşmış olacaktı. Ancak Muhatap aldığı PKK-HDP çizgisinin seküler-laikçi sol tutumu, bu tutumun Kemalist zihniyet ve Türk soluyla 2014’ten itibaren buluşması ve işbirliğine gitmesi, süreci sekteye uğratan ana unsur olarak ortaya çıkmıştır. Muhatabın tekleştirilmesi, silahlı örgüt ile siyasal çözüm meselesinin iç içe konularak sürecin yürütülmesi, sürecin sabote edilmesi imkanlarını PKK-HDP çizgisi lehine çoğaltmıştır.

Ortadoğu’da çıkarları olan, yeniden dizayn çalışmalarında bulunan ve kesişen-çatışan çıkarlarının tahakkuku için vekalet savaşları sürdüren ABD, Rusya, Çin, Almanya, İngiltere, İran gibi ülkelerin ayrıştırıcı politikalarının farklı fikirlerle, talepler formatında kışkırtıcı bir rol oynadığı tartışmasızdır. Bu güçlerin bölge ülkelerinin yeni paylaşımlarda varlık göstermelerine mâni olmak için her tür argümanı ve enstrümanı kullanmaktan kaçınmadıkları da bilinmekte ve görülmektedir.

Türkiye’de Kürt-Türk ittifakının oluşması, Kürdistan Federe Bölgesiyle entegrasyonun tahakkuku, egemen güçlerin oyunlarını bozacak nitelik ve güçte bir projedir. Bu projenin imarına ve inşasına çalışan –ki daha önce Yeni Şafak Gazetesinde 29 Ağustosta yayınlanan yazımda da açıkça belirtmiştim.- üç önemli aktör vardır: Erdoğan Barzani ve Öcalan. Bu üç lidere ve aktöre yönelik operasyonların hala sürdürüldüğünü üzülerek görmekteyiz.

Türkiye’de Erdoğan’ın “seni başkan yaptırmayacağız” söylemleriyle bir nefret objesine dönüştürülmesi ameliyesi maalesef Kürt siyasal hareketi olarak nitelendirilen HDP-PKK çizgisince de sürdürülmektedir. En basit olarak; ‘Erdoğan’ın başkan olup olmamasının Kürt meselesinin çözümüne katkısı veya zararı nedir?’ Sorusu dahi sorulmamakta ve geliştirilen/geliştirtilen ezberler ile Erdoğan’a Kürt mahallesinde bir düşmanlık oluşturulması çabaları desteklenmektedir. Bu çabanın Türk tarafında ise CHP-Paralel-MHP-DHKPC gibi unsurlar yer almaktadır. Erdoğan karşıtlığında HDP-PKK’nin bir araya geldiği bu yapıların geçmişleri ve bugünleri itibariyle Kürt meselesindeki duruşları yaklaşımları ve yaptıkları da sorgulanmamaktadır.

CHP, MHP çizgisinin tarihsel olarak Kürtlere zulmeden tarafta yer aldıkları, buna mukabil AK Parti’nin Cumhuriyet tarihi boyunca düşünülemeyecek ölçekte adımlar attığı ayan beyan ortadadır. Eksiklik olarak Anayasa değişikliğiyle devlet okullarında ana dilde eğitim, yerel yönetimlerin yeniden yapılandırılması ve Anayasanın milliyetçi dilden arındırılması, dağda olan insanların bu sürecin sonunda çıkartılacak genel veya kademeli bir afla dönüşlerinin sağlanması ve toplumla uyumları için gerekli tedbirlerin alınması dışında bir durum mevcut değildir. Hal böyle iken, AK Partinin attığı ciddi adımlara rağmen Kürtlere baskıları ve zulümleriyle maruf yapılarla aynı kanala geçmek ve onlarla aynı mevzii paylaşmak Kürt tarafında neden sorgulanmaz anlaşılır gibi değildir.

Kürdistan Federal Bölgesi Başkanı Barzani’ye karşı YNK – GORAN - PKK ortaklığının tutumu da aynı argümanlarla sürdürülmektedir: “seni başkan yaptırmayacağız.” Bu üçlü ittifakın ortak özellikleri seküler, laikçi ve sol tandanslı düşüncelere sahip olmalarıdır.

Erdoğan ve Barzani’nin birbirine benzeyen, bu kesimleri rahatsız eden iki temel özellikleri var: İkisi de dindardır. İkisi de kendi halklarına dayanmakta ve güçlerini halklarından almaktadırlar. İkisinin hedef tahtası kılınması bu temel misyonlarından kaynaklanmaktadır. Öcalan’ın devre dışı bırakılmasının altında da 2013 Newroz mektubunda yer alan “İslam kardeşliği-İslam şemsiyesi altında buluşmak” vurguları olduğu düşünülmelidir.

Hatırlanacağı üzere bu mektup okunduktan sonra sekter sol yapılar Öcalan’a ciddi biçimde saldırı ve eleştirilerde bulundular. Yani kim ki bu halkların iyiliğini, adalet üzere kardeşliğini savunuyor ve İslam’dan biraz söz ediyorsa hemen itibarsızlaştırılma ve etkisizleştirme operasyonlarına maruz kılınmaktadır.

İşte bu çekişmeler, hesaplaşmalar, çatışmalar arasında 1 Kasım’da Genel Seçimlere giden bir ülkede yaşıyoruz.

İnsanların kafalarının çelinmeye çalışıldığı, ciddi anlamda algı operasyonlarının sürdüğü, insanların siyaseti siyaset olarak değil Batılı ağababaların isteklerine uygun bir tarzda anlamalarının istendiği bir süreçte ülkemiz ve insanlarımızın genel menfaat ve geleceklerinin göz ardı edildiği, uluslararası çıkarların algı operasyonlarıyla gizlenerek ama özünde ona hizmet ettirildiği bir süreçle seçimlere gidiyoruz.

Bu seçimde her Kürt ve Türk; öncelikle ve yeniden sorgulamalı, ezberlerinden sıyrılmalı, algılara değil gerçeklere yönelmelidir. AK Parti yetersiz, eksik ve hatalıdır, ancak hala bu ülkenin ve insanlarının çıkarları için çabalayan bir partidir. İbrahim Tenekeci’nin  “Allah amatör iyilere kuvvet versin; profesyonel kötülere fırsat vermesin diyedir pazar günü yapacağım eylem.” şeklindeki ifadesinin eksikliğine rağmen bize uyduğunu söyleyerek 1 Kasımda sandıklara gidip YETMEZ ama bu sefer de AK Parti demek noktasındayız.



Bu yazı 1814 defa okunmuştur.

YORUMLAR
2 Yorum

Rıza Yalçın
02-11-2015 13:18:00
Ağzına sağlık Ömer abi, tespitlerin çok doğru ve yerinde.
Ahmet Büyüksoy
31-10-2015 14:31:00
Sevgili dostum; nasihat çok pahalı olmasına rağmen, çoğu zaman ucuza gider. Altının değerini sarraf, kelamın değerini erbap anlar. Erbap olmayan, sözün kaderinden ne anlar.rnÜlkemizde malesef bugün taylar atlarının önünde gidiyor. Aynı dili konuşan değil aynı duyguları paylaşanlar anlaşa bilirler.rnAnlam yüklü yazınızı okudum. Eline, diline, yüreğine sağlık diyorum. Vesselam...

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI