Bugun...
Hayatı yaşanılır kılmak için ''adalet'' kaçınılmazdır...


Ömer Serdar Kaplan Fikir Zemini
www.facebook.com/omerserdar.kaplan
 
 
facebook-paylas
Tarih: 09-02-2018 16:51

Adalet dışarıdan getirilerek uygulanamaz. Adalet insanın kendi fıtratında var olduğundan öncelikle kişi adil olmak durumundadır ki toplum da, idare de adil olabilsin. Adalet bir boyutuyla da ahlaktır. İyi ve vazgeçilmez bir ahlakı olmayanın adil olması da beklenemez. Adalet bir boyutuyla da merhamettir. Merhametin içselleştirilmediği bir durum adaletin tecellisinin mümkün olmadığı bir durma karşılık gelmektedir. Adalet dengedir. Ahlakla merhametle ve vicdanla yoğrulu bir denge.

Kişi adil olmayı sindirmeyip dışarıdan adalet bekledikçe adalete değil; haksızlığa, zulme duçar olunur, zalim olunur. Günümüzde yaşanılana yakından bakıldığında çoğunlukla her kişinin hem mazlum hem de zalim olduğu rahatlıkla görülecektir.

Bir toplum adil olmayı başaramadıkça; yetenekli beyinlerini de dışarıya kaptırır. Adaletsizlikten kaynaklı sorunlarını çözmek yerine sorunlarını katmerleştirir ve yeni sorun alanları da ilave etmiş olur.

Her haksızlık ve adaletten yoksunluk asgari bir sorunun oluşma nedenidir demek bir doğruyu ifade etmektir.

"Allah Adaleti, ihsanı(her çeşit iyiliği ve güzelliği) ve yakın olanlara (akraba, komşu, arkadaş....) vermeyi(sadece maddi değil manevi içeriği de olan her faydalı ve güzel olanı paylaşmayı) emreder. Her tür aşırılıktan(sevgi-nefret, öfke-sevinç, karşı çıkma-destekleme de dahil insan hayatına dair her tür aşırılıktan), her tür münkerden (günah, küfür, zulüm, uygulama, ve benzeri) ve her tür azgınlıktan (küfür, zulüm, haksızlık, katillik, zorbalık ve benzeri.) men eder." (NAHL SÜRESİ)

Kuran'da bu husus emir ve yasak olarak belirlenirken her Cuma günü de bu ayetler ikinci Hutbe sonunda okunarak artık meali de verilerek Müslümanlara hatırlatılır.

Müslüman kişinin öncelikle kendisi adaletli olmak ve yakın uzak çevresine adaletle davranmak zorundadır. Müslüman kişi, adil olmayı ıskalarsa hayatının her evresini özü itibariyle zulümle sürdürmek gibi bir durumla yaşamaya başlamış olur. Müslüman kişi için adalet olmazsa olmazdır ve asla vaz geçilmezdir. Adaleti hiçbir dünyevi hesaba feda edemez, etmemelidir.

Tarihsel olarak adaletin ıskalandığı her dönem beraberinde; kaosları, ayrışmaları, düşmanlıkları, küçülmeleri, düşman ayakları altında ezilmeleri, zayıf olup çaresiz kalmaları, yoksullukla boğuşmaları, işgale uğramaları ve zulmün her tarafı kasıp kavurmasını getirmiştir.

İbni Haldunun dediği gibi; “ geçmiş geleceğe, suyun suya benzediğinden daha çok benzer.”

Tarihsel olarak yaşanmışlıkları bugün tekrarlamamak adına yine tarihsel yaşanmışlıklardan dersler ibretler almak gerektiği de tartışmasızdır.

Adaletin var olduğu insan tekini, toplumu ve idareyi belirlediği dönemlerde; huzurun, barışın, refah ve zenginliğin, üretici aklın devreye girmesiyle sanat, zenaat, fen-tıp-sosyal ilimler ile edebiyat alanlarında ciddi eserlerin vücut bulduğunu da görmek mümkündür.

Geçmişte yaşanan adaletsizliğin; insan teki-toplum-idare alanında hayat bulduğu dönemlerin ciddi bir benzerini Müslüman dünyası bugün yaşamaktadır. Haçlı istilaları, Moğol istilası, Birinci Dünya savaşı öncesi ve sırası ve sonrası dönem benzeri ve hatta daha acımasız biçimi bugün hayat bulmuş durumdadır.

Bu şekilde ki dönemlerin baskın karakteristik özelliklerine bakılacak olursa şu hususları tespit etmek mümkündür. Adaletsizlik, merhametsizlik, kendini hak görme, kendini merkez ve odak kılma tutkusu, kibir v.s.

Herkesin kendini haklı görmesi, merhametten yoksunluk, her gurup/cemaat/tarikat/etnik yapının ve bağlantılı olarak her idarenin kendinde güç temerküzünü esas almak gayretinde olması ve bunun bir hastalıklı hal biçimine dönüşmüş olması.

Bu hal özelliklede güçlü olma ve gücü kendinde oluşturma tutkusu, dış müdahalelere, yabancı etkilere-desteklere açık alan oluşturmaktadır.

Bugün her Müslüman teki ve çeşit çeşit guruplarının tamamı; kendini yalnız haklı görmekte, gücü kendinde toplamak istemekte, bu amaçla da diğer gurupları düşman bellemekte-belletmekte, kendi gücünü sürdürmek ve arttırmak adına Batılı güçlerden destekler almaya teşne halde bulunmaktadır. Batılı güçler (ABD-AB-Rusya) verdikleri desteklerin karşılığını da sahada almak için bu gurupları çok rahat kullanabilmektedirler.

Yani işin özü şudur; Müslümanım diyen guruplar (cemaat-tarikat-etnik-mezhebi-devlet) kendilerini güçlü kılmak için diğer Müslüman guruplara düşmanlaşmakta, gücü sürdürmek için Batıdan çok rahat destekler alabilmekte ve aldığı desteğin karşılığı olarak da diğer Müslüman guruplara yani kardeşi olana saldırmaktadır. Kanını dökmekte, ona adaletsiz davranmakta, haksızlık ve zulüm etmekte de bir beis de görmemektedir.

Sonra ne oluyor peki? Batının değişken olan çıkarları neticesinde bugün güçlü kılınan karşısında yarın bir başkasına güç ve destek verilmekte, onun talep ve beklentileri kaşınmakta-pohpohlanmakta, meşru gibi algılar oluşturulmakta ve o gurup öne çıkmaya başlamaktadır. En incitici ve acı verici olan ise her gurup, benzer durumları yaşadığı halde aynı duruma yeniden muhatap olmakta da hiçbir beis görmemektedir.

Oysa basit olan şey şudur; Adaletli olmak. Çünkü, adil olmak aynı zamanda; merhametli olmayı, akıl ile düşünmeyi, ezberlerle hareket etmemeyi, hikmet ve irfanla yaklaşmayı, kendisi için istediği ve meşru gördüğünü kardeşi içinde istemeyi ve meşru görmeyi beraberinde getirir. Hayata adaleti hakim kılmak demek aynı zamanda; paylaşmayı, dengeyi, huzuru, barışı da hakim kılmak demektir.

Allah; “ İnsanlar arasında hükmettiğinizde (bir yargıya vardığınızda) adaletle hükmediniz.” diye buyuruyor. Adaleti bu kadar önemseyen ve emreden bir Dinin müntesibi olan Müslümanların adaleti bu kadar ıskalaması anlaşılabilir değildir. Dünyevi meta-güç tutkusu basiretleri bu kadar bağlayabilir mi? İçinde yaşadığımız toplumlara bakıldığında bağladığını görmemek mümkün müdür?

Bu halden kurtulmak için; kişi kendinden başlayarak adil olmalıdır ki, toplum-idare de adil olabilsin. Bunu başarmak zor değildir. Biraz feraset, biraz basiret biraz da fedakarlık yapmayı bilmek yeterlidir. Niyet ve irade başarmayı sağlayacaktır inşaallah.

Ve unutmayalım ki “Tevhidin ruhu adalettir. Adaleti incitirsen gök kubbe başımıza yıkılır.”

 

Wesselam.



Bu yazı 595 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI