Bugun...
Ölümü/Öldürmeyi Kutsamak mı Ölümleri Durdurmak mı?


Ömer Serdar Kaplan Fikir Zemini
www.facebook.com/omerserdar.kaplan
 
 
facebook-paylas
Tarih: 15-09-2015 22:11

Kan revan bir dönemden geçiyoruz. Duygular tavan yaparken akıllar mefluç halde.

Öldürme/Ölüm kutsanırken, ölümler üzerinden kavmiyetçi/ulusalcı damar ve duygular kabartılmakta….

Ölümü/öldürmeyi kutsayanların, İNSAN için çabaladığını söylemek mümkün müdür?

İNSAN için sivil ve siyasi, sosyal ve psikolojik birçok mücadele yöntemini sürdürmek mümkün iken;

İNSAN’a ölümü dayatmak, hangi insani özelliğin yansımasıdır?

Kuran’da Habil ile Kabil kıssası anlatılırken, akıl ve sabrı öne çıkarmamıza ışık tutacak bir Habil cevabı vardır; “Andolsun ki sen, öldürmek için bana elini uzatsan bile ben sana, öldürmek için el uzatacak değilim. Ben alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım. Ben istiyorum ki sen, hem benim günahımı hem de kendi günahını yüklenip ateşe atılacaklardan olasın; zalimlerin cezası budur.” (Maide ; 28-29)

Ölümü kutsamadan ölüme karşı çıkmanın bugün için acil olan tutumu; “sen beni öldürmek için bana elini kaldırsan(silahını doğrultsan da) ben sana elimi kaldırmayacağım(silah doğrultmayacağım)” diyebilmektir. Bana silahını doğrultanı zalimliğiyle baş başa bırakarak ve Allaha sabır ve tevekkül ile havale etmektir.

Aynı coğrafyada, aynı topraklarda bin yıldır birlikte yaşayan Kürt ve Türkleri düşmanlaştıran, nefreti arttıran ölümlerin meşru bir gerekçesini aramadan ölümü kutsamak; tek başına zulmün bir başka tezahürüdür.

Hakların gasp edilmesi zulüm olduğu kadar, mücadelenin akılla yoğrulu yolları varken, ölümü kutsayarak ölümleri arttırmak da bir başka zulümdür.

Zulüm kavramının kendisi bile kutsanan ölümlere kurban edilerek içi boşaltılmaktadır. Zulüm geniş manasıyla bilinmesi gereken bir kavramdır. Basit bir örnekleme yaparsak; trafikte kural ihlalleri yapmak, bir başka sürücünün veya yayanın hakkına tecavüz etmektir ve dolayısıyla zulümdür. Gündelik hayatında fırsat buldukça hak ihlalini gözünü kırpmadan yapan insanların, bu zulmü görmeden, kendilerine yapılan haksızlıklara karşı şiddet ve celal nöbetlerine tutulmaları anlaşılabilir değildir.

Adaletin tesisi hiç şüphesiz, zulmün izalesine ve hakkın yerini bulmasına bağlıdır. Ancak bir hakkın yerini bulması, adaletin tesisi, yeni haksızlıklar ve adaletsizlikler yapmayı meşrulaştıramaz. Adalet ve hakkın bu tarz çatışmacı yaklaşımlarla hayata geçirilmesi mümkün değildir.Çatışmalı ortamların, yeni hak ihlallerinin, yeni adaletsizliklerin oluşmasına imkan verdiği ve vereceğide açıktır.

Ölen her insan için bir adaletsizlik, bir haksızlık inşa edilmiş demektir. Aynı coğrafyada yaşayan, aynı topraklarda hayat bulan insanların sorunlarını konuşarak, makulü arayarak çözmeleri mümkün olduğu halde, ölümü-öldürmeyi kutsamaları ve çatışmalara meşruiyet oluşturmak için kadim kavramları kullanıp tüketmeleri asla akıl karı değildir.

Kürdün fıtri olan haklarının iadesi ve bir hakkın tahakkuku Türk’e neden bar ola ki? Aklın yolu bu iadenin bir yük olmadığını açıkça söylemekte olduğu halde iade etmemekte direnmek ve çatışmalara kutsiyet izafe etmek; insani ve İslami midir?

Aynı şekilde fıtri olan hakkının iadesi ve hakkının tahakkuku adına Kürdün; mücadelesinin eksenine çatışmayı yerleştirmesi, çatışmalardan hamaset üretmesi, kutsiyet izafe etmesi insani ve İslami midir?

Unutmayalım ki bu iki halk da; “bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmekle eş gören ve bir insanı diri tutmanın insanlığı diri tutmakla” eş değerde gören Kuran tavsifinin, kadim değerinin tabisi olanlardan oluşmaktadır.

Kardeşliğin inşası içi boşaltılan bir kavramın ihyasıyla mümkün değildir. Kardeşlik; “Kendisi için istediğini kardeşi için de istemekle” hayat bulur. Eğer “bugün benim evime ateşler düştü, kardeşimin de evine ateşler düşsün” acımasızlığıyla, pervasızlığıyla duygu dünyasına esir olanlar varsa; bırakın kardeşliği, bu tarz düşünce sahibi olanların insan olmaklığı dahi sorgulanmalıdır.

Her damla kanın nefreti arttırdığı, kinlenmeyi sağladığı, arada ki mesafeyi uzattığı, bir arada yaşama imkanlarını darbelediği görülemiyorsa, durgularımız basiretlerimizi perdelemiş ve aklımızı bloke etmeye başlamışsa;

Hemen geriye çekilerek ve “ne yapıyoruz, neye hizmet ediyoruz, neyi sağlamaya çalışıyoruz?” diye kendimizi sorgulamamız ve aklımızı duygularımıza hakim kılmamız gerekmez mi?

Hikmeti, irfanı esas alan bir siyaset aklı üretmemiz ve bu akılla adaleti tesis etmemiz mümkündür. Kanın bizi sürüklediği gayya kuyusundan çıkmamız ve adaleti inşa ederek helalleşmemiz mümkündür.

Ne devletin doksan yıllık refleksleri ve zihinlere boca ettiği kavmiyetçi/ulusalcı düşünce ve yaklaşımları, ne de PKK’nin zihinlerimize zerk ettiği, kavmiyetçi/ulusalcı düşünceler; bize adaleti tesis etme ve hakkı tahakkuk etme imkanını vermektedir.

O zaman bize düşen;

Ayrımsız şekilde ölümlere karşı durmak ve ölümün/öldürmenin kutsanmasına karşı çıkmak,

Aklımızı duygularımızın esaretinden kurtarmak,

Hikmet ile meseleye bakmak,

Çözümü; “kendimiz için istediğimizi kardeşimiz için de istemek” kadim İslami prensibine göre adaletle inşa etmek için; gayretlerimizi, akıllarımızı ve imkanlarımızı birleştirmektir.

Vesselam.



Bu yazı 1467 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI