Bugun...
Ortadoğu Statükosunu Değiştirme Dönüştürme Yetkisi...


Ömer Serdar Kaplan Fikir Zemini
www.facebook.com/omerserdar.kaplan
 
 
facebook-paylas
Tarih: 31-10-2017 14:45

İngiliz aklının yüz küsur yıl önce dizayn ettiği, Dünya’da bir statüko oluşmuş vaziyettedir. Bizi daha yakından ilgilendiren ise geniş manada Ortadoğu coğrafyasıdır. Ortadoğu coğrafyasında yaşayan halklar; enteresan bir milliyetçilikle aşılanarak, asıl olan adalet, kardeşlik ve Ümmet olma duygu ve inanışlarını kaybederek, cetvelle çizilen sınırları değişmez-değiştirilmesi teklif dahi edilemez şekilde kutsar oldular. Her sınıra hapsedilmiş olan halk; kendini mensubu olduğu kavim ile birlikte üstün ve esas görmeye başladı.

Oysa bu coğrafya halkları Müslümandır ve İslam bu halkları, renk-ırk-kavim-kabile ayırımına bakmaksızın KARDEŞ olarak tanımlar ve kardeşliği emreder. Gelin görün ki, kardeşlik kavramı dahi her biri mensubu olduğu kavmin/ulusun çıkarlarına hizmetkar kılma derdindedir.

Zaten İngiliz aklının oluşturduğu statükoyu bozma/değiştirme hakkı peşinen İngilizlerin yavrusu ABD ye veya genel anlamıyla Batıya has bir yetki olarak zımnen kabul görmektedir.

Hani 1982 Anayasasında değiştirilmez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddeler var ya? Bu anayasayı ancak darbeciler gelirse değiştirebilir yeni bir Anayasa yapabilir ön kabulü var ya Türkiye'de?!

İşte böyle bir peşin ve fakat itiraf edilmeyen kabul ile; Ortadoğu'da yer alan sınırları, yerli halklar birleştiremez, değiştiremez, birleştirme/değiştirmeye tevessül dahi edemez. Çünkü,

Türkiye Anayasasını darbeciler yapabilir dolayısıyla yeni bir Anayasa ancak bu aslolan darbeci zümreye aittir. Ortadoğu statükosu da aynen böyle. Statükoyu oluşturan Batılı ağaların menfaatlerine, arzularına ve keyiflerine bağlıdır.

Ümmet ve Kardeşlik sadece laftadır ve Müslümanlar arasında kesin kabulleri olan ve riayet edilen bir hukuk biçimi olmaktan çıkalı bir asırdan fazla zaman olmuştur.

Kardeşlik hukukunun bu hale gelmesinin birinci nedeni elbette yerli ve fakat Batının aksi sedası olan entelijansiya ve devşirilen yöneticilerin varlık ve uygulamalarıdır. Bu iki taifenin birbirini tamamlayan işbirlikleri, zihinlere ayrışma-ulus/kavim farklılık ve üstünlüğü kültür ve anlayışlarını zerk edegelmiştir. İkinci nedeni ise Müslümanım diyenlerin zerk edileni değişik gerekçe ve çıkarları adına kabul ediyor olmalarıdır.

Zihinlerin bu tortularla dolduğu zaman sürecinin sonunda gelinen noktada; İstisnalarını dışarıda tutarak ifade etmek gerekirse en İslami olduğu iddiasında olanların dahi zihinsel arka planlarında ulusçu/kavmiyetçi refleks ve kabulleri görmek mümkün hale gelmiştir.

Bu hastalıklı hallere bir de İslam’ı tartışmaya açan, farklı yorum anlayış ve yaklaşımları din gibi dayatmaya çalışan bir zihin dünyası daha oluşmuştur. Müslümanım diyenler ya ulusal/kavmi tutum ve refleksleriyle veya büyütülen-üretilen farklı anlayış-yorumları nedeniyle düşmanlaşmış bulunmaktadır.

Herhangi bir olay olduğunda hemen bu iki özellik devreye girmekte ve düşman bellenene ve zihnin arkasında saklı duran karşıya saldırı başlamaktadır. Ortalık sükunete erdiğinde yeniden İslam ve Kardeşlik lafları-dikkat ediniz lafları yaşamak-hayata egemen kılmak hemhal olmak değil lafları-sökün eder ve tedavüle girer. Bir daha ki hesaba gelmeyen herhangi bir gelişmeye kadar.

Bir de dert yanar insanlar; “Ya niye kardeşlik yok, niye bu kadar farklılığımızla düşmanlaşmamız var niye birbirimizin kanını döküyoruz? v.s.” Bu dertlenmelere bir de komplo teorileri eşlik eder. Böylece kimse kendini sorgulamamış ve dışarıda kalan ya öteki kıldığı Müslümanı veya Batılı güçleri suçlama konforuna erişmiş olur.

Oysa Batılının oyunlarının bu kadar rahat hayata geçmesinin bu topraklarda ciddi bir karşılığı olmalıdır. Kişi-gurup-cemaat-tarikat ve yönetimler Batının istediği gibi at oynatmasının önünü açacak, imkânlarını arttıracak kadar bir birine karşıttır-ötekidir ve düşman olmaya gayet de müsaittir.  Her bir gurup-cemaat-tarikat ve yönetim kendi gettosunda güçlü olmak için destekçi arar ve bu destekçi de zaten pusuda bekleyen Batılıdır.

Sonra çekişme-çatışma başlar ve her bir taraf diğer tarafı ihanetle-işbirlikçilikle suçlar ve böylece düşmanlık katmerlenir, derinleşir ve dökülen kan her bir taraf için meşruiyet kazanmış olur.

Müslümanların yaşadıkları bu topraklarda 150 yıldır oluşan bu statükoyu hesapsız, menfaatsiz kırmadıkça, kırmak için gerçek anlamda Mümin-Kardeş-Adil-Emin-vahdet içre olmak inancını hayata egemen ve etkili kılmadıkça; daha çok kan dökülecek, analar ağlayacak, çocuklar sahillere vuracak, açlık sefaletle boğuşulacak ve Muhacir/mülteci olunacak ve iltica edilenlerin tahkir edici ötekileştirici insafsızlıklarıyla muhatap olunacaktır.



Bu yazı 593 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI