Bugun...
Perişan hal farkedilmeli ki yeni bir gelecek inşa edilebilsin!


Ömer Serdar Kaplan Fikir Zemini
www.facebook.com/omerserdar.kaplan
 
 
facebook-paylas
Tarih: 08-06-2017 15:14

Geniş anlamda coğrafyamızda iki taraflı olarak kan dökülmektedir. Bir taraftan Müslümanlar birbirlerinin kanını dökerken, diğer taraftan menfaatleri için insan kanını dökmekten asla kaçınmayan ve bunu meslek edinmiş Batılı zorbalar tarafından Müslüman kanı dökülmektedir.

Zalimler ve yerli işbirlikçileri; farklılıklarımızı bize kutsatarak, birbirimizin kanını dökmemizi bize meşrulaştırmaktadırlar. Farklılıklardan güç devşirmek, geçici dünya gücüne kanarak kendi dışındakini tahkir, tezyif ve hatta tekfir etmek noktasında olanlar bilmelidirler ki farklılıklar kutsal değildir ve Müslümanlar olarak birbirimizin kanını dökmemiz haramdır. “Müslüman; Müslümanın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” Bu ilkenin vaz edicisi bir Dinin mensubu olan birey ve topluluklar için birbirine el kaldırmak, birbirinin kanı dökmek haramdır ve mutlak sakınılması, kaçınılması gereken bir önemli husustur.

Artık uyanın, fark edin, Allah'a vereceğimiz hesap farklılıklarımız üzerinden değil, farklılıklarımız nedeniyle ÜMMET olmaklığı, kardeş olmaklığı, adil olmaklığı, emin olmaklığı, doğru ve dürüst olmaklığı berhava ederek, HARAM içre yaşamamız nedeniyle olacak ve çetin geçecektir hesabımız.

Rabbimize hesap vereceğini unutan, ihmal eden; Rabbimizin yardım ve lütfuna nail olamaz.

Batılı zorba ve zalimler; son 50 yıldır farklılıklarımızı ve güce olan aşırı meylimizi kullanarak birbirimize kanlarımızı döktürmeyi başarmışlardır. Bakınız, kan dökülen yerler hep bizim coğrafyamızdır. Katliamlar hep coğrafyamızda gerçekleşiyor. Hama, Halep, Kudüs, Halepçe, Enfal, Srebrenista, Hocalı, Halep, İdlip..... Hep te yerli işbirlikçileri eliyle ve Batılıların verdikleri, silahlarla gerçekleştiriliyor.

Daha dün nükleer bombadan sonra bombaların anası denilen ABD bombasının denendiği yer yine  İslam coğrafyasıdır.

Mısır’ın Kuzeyinde bir Kıpti devleti için ilk adım olarak kiliselere (ki bir Müslüman, Müslüman olarak asla yapmaz.) saldırılar yapıldı. Libya'da üçe bölme için Batı destekli bir general erketeden çıkartılıyor. Suriye mi? Irak veya Arakan mı dediniz? Durum tam bir fecaat.

Dünyaya bir bakınız; farklılıkları en çok kışkırtılan ve buna teşne biçimde kendine göre dünyalar kuran ve güç devşirme adına Batının lolipoplarına kanan Müslümanlardan başka topluluklar var mıdır? Etnik milliyetçilik, tarikat. Mezhep, düşünce, gurup ve cemaat gettolarını Müslümanım diyenlerden fazla kullanan var mıdır?

Her bir meşrebin, gurubun, etnik kimliğin bir gettosu olsa ne olur? Bakınız Arapların değişik isimlerde 22 devletleri var. Şimdi de Batılılar yeni haritalar ile bu sayıya; Mısır’da bir devlet, Libya’da iki devlet, Yemen de bir devlet, Suriye’de iki devlet,, Irak’ta iki devlet ve Suudi Arabistan’da iki devlet daha ilave etmek istiyorlar. Bunlardan iki tanesi Kürtler sekiz tanesi Araplar. Eğer başarabilirlerse İran’da ilave üç devlet, Pakistan’da bir ve Afganistan’da iki devletçik daha ilave edeceklerdir. Somali’ye bir devletçik, Nijerya’ya bir devletçik daha ilave edilmesini düşünüyorlar. Devletsiz olmaz elbette ancak bu devletçiklerin olması ile olmaması arasında ne fark var veya ne anlam ifade ediyor? Halkların duygularını tatmin etmekten başka ne getiriyor? Var olan 22 Arap devleti kenti toplumlarına ne getirmişlerdir?

Yeni devletler kurulması fikri insan zihnine “onların var benim olunca mı kıyamet kopuyor, hak olmamış mı oluyor? Onların da olmasın o zaman? Onlara hak ise bana niye hak değil ki?” gibi cazip görünüşte haklılık taşıyan ve fakat aslında başka menfaatlere hizmet eden düşünceler çerçevesinde yeni devlet fikri taşınmakta ve zihin dünyalarını bloke edecek şekilde zerk edilmektedir.

En son Suud Yönetiminin ABD ile 110 milyar dolarlık kısmı silah olmak üzere toplamda 350 milyar dolarlık bir satın alma anlaşması imzalaması ABD’yi semirtmeye katkı sunmaktan başka ne anlama geliyor? Öte yandan telaffuz edilen Arap NATO’su kurulması eğer tahakkuk ederse -ki Batının çıkarı varsa buna hemen katabilecekleri 6-7 Ülke vardır ve devamı da gelir- bunun Müslüman insanlara getirisi nedir? Kime karşı oluşturulacaktır? Batı; algı operasyonlarıyla zihinlere mutlaka alt yapı olarak yeni düşman ve düşmanlıklar taşıyacaktır. Ancak özünde, gerçeğinde bu tür düşmanlıklar var mıdır? Zihin dünyalarına düşmanlıklar boca edildikten sonra artık düşmanın gerçek mi sanal mı olduğunu sorgulayacak akıl ve zihnin sahibi toplum/toplumlar kalır mı?

Nerdeyse rahat yutulur lokmalar olmak üzere her bir Konya büyüklüğüne bir devlet…. Bunu da Fütürizm (Gelecek bilim) şablonuyla, öngörü ve tahmin diye pazarlıyorlar. Diyorlar ki; “burada şu etnisiteden, şurada şu mezhepten, şurada şu aslında Arap olmayan şu kabileden bir gerilim alanı var ve bu alan haklarını istemekte ve patlamaya hazır gibi görünmektedir.”

Sonra bu gerilim alanlarına, sosyologlarını, psikologlarını, ajanlarını seferber etmekte ve gerilim yoksa da önce zihinlerde-düşüncelerde gerilimler oluşturulmakta, gerekirse bir örgütle çatışma başlatılarak lokmalara zemin hazırlamaktadırlar.

Peygamber efendimiz (S.) ; “Bir zaman gelecek Müslümanlar suyun üzerinde ki saman çöpü kadar değersiz ve kafirlerin yağma sofrasına dönüşecekler. Ashabı soruyor, “Sayıca çok az mı olacağız ki böyle olacak.” Cevaben; “hayır sayıca çok olacaklar ancak dünya sevgisi ve ölüm korkusu nedeniyle bu halde olacaklardır.” Diye buyuruyor mealen. (Buhari ve Müslim’de kelime farklılıklarıyla rivayet edilmiştir.)

Tarihsel süreçlerden geçiyoruz. Birinci Dünya savaşı sonrasında kurulan yeni talan sofrasının yemekleri de, lokmaları da Müslümanlardır maalesef.

Bir yandan Batılı güçler bütün hile ve tuzaklarıyla coğrafyamızda fink atmakta, öte yandan IŞİD adlı tuhaf ve Müslüman düşmanı bir örgütle tuzaklarına, oyun ve hilelerine zemin hazırlamaktadırlar. Mezhebi çatışma zeminine İran; Suriye ve Irak’ta devrim muhafızları ve Haşdi Şabi gibi IŞİD’in ters versiyonundan bir acımasız örgütle kendine Mezhep soslu ve fakat Pers milliyetçiliğine dayalı bir egemenlik alanı açmaya çalışmaktadır. Öte yandan Suriye ve Irak Kürdistan’ında PKK/PYD kendine alan açıldığı zehabıyla tuhaf sosyalistik iddia ve gerekçelerle Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimini zora sokmakta, hedef almakta ve savaşla çatışmayla tehdit etmektedir. Aynı şekilde bu tehdidini Türkiye’de de sürdürmektedir. ABD, Rusya ve Avrupa’dan her nedense ciddi destekler almakta ve bu güçler Onu ileri sürmektedirler.

Batı bir yandan Şiilerin önünü açarak alan etkinlik ve egemenliğine imkan tanırken, (Irak ve Suriye’de) öte yandan zihinlere bunu tehdit olarak taşımaktadır. Muhtemelen yeni bir çatışma hattını bu zeminde oluşturmak istemektedirler. Çünkü, IŞİD denilen Batı networku ve güdümlüsü çetelerle Sünni dünyayı Şiilere karşı harekete geçirmeyi pek başaramadılar. Çünkü Sünniler her ne kadar İran tehlike ve tehdidini hissetseler de IŞİD kendilerinin temsilcisi olarak görmediler ve desteklemediler. Batının yeni gettolar oluşturma amacında IŞİD bir maymuncuk görevi gördü; Musul’da, Kobani’de, Rakka’da, Menbiç’te Sincar’da… Ancak bu gettolar yeni ve asıl arzulanan çatışmaları oluşturmaya yetmedi. Irak’ta Haşdi Şabi çetelerinin saldırıları da yetmedi… O zaman devletler düzeyinde bir hareketlenme gerekmektedir. 

Trump’ın son Suudi ziyareti İran tehdidine karşı Sünni bir cephe oluşturmak amacıyla Mısır ile birlikte bir hareketlenmeyi oluşturmak amacını da gütmektedir. Nitekim Tam da bu ziyaret esnasında her nedense Husiler Yemen’den Riyad’a bir füze saldırısı gerçekleştirmişlerdir. O zaman tehdit yakındır ve hemen tedbir alınarak harekete geçilmelidir algısına bu füze ciddi katkı sunmuştur. Yukarıda ifade ettiğimiz parçacıkların oluşması amacıyla, oluşturulan gettolara ilaveten bir Sünni-Şii çatışması da ilave edilmek istenmektedir. İran etkisinin artmasına yol açan Batı, şimdi de İran etkisini büyüterek bir yakın-ciddi-büyük bir tehdit algısı oluşturmak ve bu şekilde daha yaygın ve geniş bir çatışma alanı oluşturmak istemektedir. İran önünün açılmasından yola çıkarak etkinlik oluşturmak için Suriye, Irak ve Yemende ciddi bir etki alanı oluşturmuş durumdadır.

Batı, sureti haktan görünerek şimdi de Suudileri, Mısır’ı, Ürdün’ü Yemen’i falan korumak ve İran yayılmasından kurtarmak için, demokrasi-insan hakları için var olduğunu söylemektedir. Tıpkı Afganistan’a, Irak’a Libya’ya demokrasi ve insan hakları getirdiği gibi şimdi geniş İslam coğrafyasına demokrasi-insan hakları getirmeye başlayacaklar. Daha çok kan, daha çok silah satışı, daha çok kaynak sömürüsü, ve daha çok parçalanmış lokmalara dönüştürülmüş bir coğrafya….

Tablo bu görünümde ve gelişmeler bu minvaldedir. Tespitler eksik olabilir. Kaba hatları önemlidir.  Peki, bu oyunları bozmak, lokmaları kursaklarında bırakmak için neler yapılmalı?

Yeni devletlere değil, adalet ve hak temelli bir vahdete ihtiyaç vardır. Zihinsel kurgular ve duygular ile yönetimlerin uygulamaları; adaletten uzak olduğu için vahdeti değil ayrışmayı gündeme dayatıyor. Aklıselim sesler bastırılıyor, devlet mekanizmaları adalet tesis etmek yerine korkularla ördükleri statükolarını ve güçlerini koruma adına davranmakta ve kan dökülmesinin sebebi olmaktadırlar. Yani kısır bir döngü. Statükodan adalet hak görmediği için farklılığını kutsal görüp savaşa tevessül edilmekte, statükoyu ve gücü korumak adına bu savaşa zemin hazırlayan devletler de koruma/korunma adına savaşmakta…. Her iki kesimde gücünü yitirmekte ve zayıflamakta, maddi kaynaklarını Batılı silah baronlarına verirken insan kaynaklarını da ölümlere terk etmektedirler. Oysa Kuran “ tefrikaya-ayrılığa düşmeyin, çatışırsınız ve gücünüz gider.” diye buyuruyor.

İşte bu herc ü merc içerisinde her gün kan akmakta, insanlar ölmekte, yüz binlercesi yerinden toprağından olmakta, ciddi tarifi zor insanlık dramları yaşanmaktadır. Bu halden kurtulmak için yekinmek, silkinmek gerek.

Yeni bir siyaset dili, medeniyet dili oluşturmak zorundayız. Adil ve emin insanlar olmak zorundayız. Doğru ve dürüst olmak zorundayız. Kardeş olduğumuzu yeniden hatırlamak ve kardeşliğimizi farklılıklarımızla birlikte ete kemiğe büründürmek zorundayız. Evimizden sokağımıza, şehrimize, bölgemize, yaşadığımız Ülkelerimize adaleti, iyiliği, yeni bir medeniyet inşasının bütün parametrelerini yaşayarak taşımak zorundayız. Yeni bir ekonomik model uygulamaları neticesi adil bir paylaşımla bütün insanlığa bir ümit ve gelecek sunmalıyız.

Bu amaçla, iki lidere ciddi sorumluluk düşüyor: Erdoğan ve Barzani. Eğer bu iki lider; Kürt ve Türk ittifakını adaletle, fedakarlık ve feragatle gerçekleştirmeyi başarabilirlerse; yeni bir gelecek tasavvurunu, medeniyet inşasını, adaletli ve kardeş olmayı içeren bir düşünce dünyası gerçekleştirilmiş olacaktır. Tarih bunun somut örneklerini, yaşanmışlıklarını, başarıldığında egemenleşen birlik ve huzur iklimini bize sunmuştur.

Bu bir çağrıdır her iki Lidere. Her ikisi de dönen bütün dolaplara, kurulan bütün tezgahlara rağmen bunu başarmak zorundadırlar. Her ikisinin de halklarından aldıkları ciddi bir destek vardır ve halkları da onlara güvenmektedir. Ve bu çağrı aynı zamanda Kürt Türk hepimizedir de.

Bu vesileyle İdrak etmekte olduğumuz Ramazan'ı Şerifinizi tebrik ederim. Arınma ve muhasebe ayı olan Ramazanın; hepimizin derin muhasebelerle durumu fark edecek bir akla, kendimizi değiştirecek bir iradeye ve vahdetin, kardeşlik ve adaletin, hikmet ve irfandan damıtılmış bir siyasetin oluşmasına yönelmemize başlangıç olmasını Rahim ve Kerim olan Rabbimden niyaz ederim.

Selam ve dua ile...



Bu yazı 763 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI