Bugun...
Referandum süreci ve Batı'nın bitmez oyunları...


Ömer Serdar Kaplan Fikir Zemini
www.facebook.com/omerserdar.kaplan
 
 
facebook-paylas
Tarih: 28-03-2017 14:59

Batı zorba, zalim, hegemonik yapısına karşı çıkılmasını hazmedemez.

Efendiliğe, buyurganlığa, hizaya çekmeye alışmış olan; kendisine karşı çıkılmasını haylaz çocukluk olarak görür ve terbiye etmeye kalkışır, tavrını da ona göre belirler.

Batıya karşı çıkmanın en önemli yolu; bilim-teknoloji üreterek alanını daraltmaktır.

Kapitalist için kaybedilecek her para vücudundan koparılan bir parça hükmündedir.

Batı için kazanç varsa ve devam ediyorsa; her yol meşrudur, şeref-utanma-haya gibi sıfatlar Batının kavram dağarcığında yoktur.

Kaldı ki bu kavramlar Batılı olmayan efendisine kölelik yapmak zorunda olanların züğürt tesellisi mesabesindedir. Batı için.

Batının diğer halklar içerisinde en ciddi gücünü neler oluşturuyor ona bakmak lazım.

Kaynakları sömürmesi, üreterek satması, ürettiğini tüketecek zihinsel algıları sürekli oluşturması, silah ve güç tekelini elinde bulundurması.

Bunlar bir çırpıda sayılanlardır. Ancak bunlar kadar önemli olan birkaç husus daha vardır.

Birincisi Kültürel egemenlik. Popüler kültür tekelini elinde bulundurarak algıları yönetebiliyor olması.

İkincisi, sosyal siyasal bilimler alanında düşünce üretmesi ve ürettiği düşünceleri çok rahat ihraç edebilmesi. Ne de olsa her kendine peyk olan halkın içerisinde alıcısı var mebzul miktarda.

İnsan hakları, demokrasi, hukuk, özgürlük gibi cezbedici kavramları hep tekelinde tutmayı başarması. İşin özü itibariyle kendi halkına bu değerler manzumesini geniş manada uygulayarak zihinleri ayartması, ancak kölelerine bunları sözde söylem düzeyinde tutması asla uygulamada buna destekler sunmamasıdır.

Herkesi demokrasi özgürlük hukuk açısından eleştirir ancak çıkarlarına uygun davranıldığı sürece zorba-zalim diktatörlükleri açık desteklemekten de geri durmaz.

Batı dışı toplumların yaşadıkları coğrafyalarda bunun onlarca örneği mevcuttur. Son çarpıcı örneği Darbeci Sisi’ye verilen destektir.

Batı için Batı dışı Ülkelerde demokrasi-özgürlük-hukuk önemli değildir çıkarlarına uygun davranılıp davranılmadığı önemlidir.

Bu kısa ve bilinen tespitlerden sonra son dönemlerde yaşanılan gelişmelere bakmak gerekir.

Batı, Türkiye’de yapılacak referanduma doğrudan müdahil olmaya, referandum sonuçlarını etkilemeye, sanki halk oylaması kendi ülkelerinde yapılıyormuşçasına tavırlar takınmaya, referandum için Hayır cephesinde açıkça yer almaya başlamış bulunmaktadır.

Batının bu tutumundan anlaşılan iki önemli husus bulunmaktadır.

Birincisi, Türkiye sistemini kurucusu olduklarından ve bu sistem zafiyetler içerdiğinden, zafiyetleri nedeniyle açık-kapalı müdahalelere müsait olduğundan değişmesini istememektedirler.

İkincisi, Efendi ve buyurgan geçmişleri nedeniyle böyle ciddi bir sistem değişikliğinin kendi çıkarlarına aykırı, gelişmiş ve güçlenen bir Ülke olunması ihtimalini hazım edememektedirler.

Bu nedenle canhıraş şekilde açıkça müdahalede bulunmayı da göze alarak referandum sürecine karışmak, etkilemek ve yönlendirmek istemektedirler. Bu tutumlarıyla yerli papağanlarının da söylemleriyle; evet çıkması halinde Batının Türkiye’yi dışlayacağı, Türkiye’ye yönelik ciddi uygulamalar içerisine gireceği, Türkiye’nin Batının bu uygulamaları nedeniyle kıyametini yaşayacağı, kaosa, çatışmalara sürükleneceği ALGISINI oluşturmak istemektedirler.

Batı, bu tutumuyla zihinlere korku pompalayarak insanların gerçek tercihlerini etkilemeye yönlendirmeye çalışmaktadır.

Geçmişte Bu Ülkede doğru ve yeni bir şeyler yapmak isteyenlere karşı yerli işbirlikçilerine ve papağanlarına söylettikleri; “diktatör, tek adam, demokrasi karşıtı..ve benzeri” söylemleri artık doğrudan kendileri, siyaset ve medyaları aracılığıyla açıkça ve pervasızca dile getirmektedirler.

Geçmişte yerli peyklerine söylettikleri bu sözler istenilen sonucu doğurmadığında darbeler dahil envai çeşit atraksiyon, müdahale ve oyunları da tezgahlamaktan kaçınmamışlardır.

Ancak yerli peykler eliyle sahneye koydukları oyunları artık bu Ülke insanları yutmadığından doğrudan açıkça ve pervasızca müdahaleleri ile son bir hamleyle korku pompalamak ve zihinleri iğdiş ederek algıları yöneterek sistem değişikliğinin gerçekleşmesini engellemeye çalışmaktadırlar.

Batının bu tutumunun bir diğer boyutu da geniş manada coğrafyamızda ki gelişmeler ile ilgilidir. Suriye, Irak, Yemen ve Libya’da ki gelişmeler ve çatışmalar neticesinde yerleştirmeye çalıştıkları yeni düzen ve harita şekillenmelerine 1. Dünya Savaşı sonrası rahatlığıyla imkan oluşturmak istemektedirler. Her birisi kendi çıkarlarına, almayı düşündüğü paya Türkiye’yi karşıt görmekte ve bu nedenle de Türkiye’yi yıpratmak, çökertmek istemektedir. Yani her bir Batılı Ülke kendi gücüne ve beklediği-umduğu çıkarına göre Türkiye’ye tavır almaktadır.

Geniş anlamda coğrafyada yaşayan halklar içerisinde var olan yerli işbirlikçi ve papağanlar; özgürlük, hak, demokrasi iddialarıyla ayrıştırılmakta, küçük guruplar halinde destekler verilerek ulaşacağı bir parmak bal adına diğeriyle uzlaşmaz ve çatışan bir ünite haline dönüştürülmektedir.

Bu coğrafyada kalıcı olan bu halklardır. Batı sömürgen çıkarları bittiğinde çekip gidecektir. Bu halklar yine birlikte yaşayacak ve birbirlerinin yüzüne bakacaklardır. Ancak hiçbirisi bu süreçte kendisince idealize edilen bir güce, yere ulaşamayacaktır. Ulaştığını sandığı güç ile Batının çıkarlarının nihayete ermesine kadar Batıya hizmetkarlık edecektir. Son 150 yıldır olduğu gibi. Ancak daha da küçültülmüş ve daha kolay yutulur lokmalar olarak.

Batının Genel tutumunun Türkiye yansıması referandumda hayır cephesiyle birlikte hareket ederek, referandum sonrası hayır oylarıyla sistem değişikliğinin ret edilmesini sağlayarak, Ülkeyi önce mecburi bir erken seçime, sonra da kaosa, güvensizliğe sürüklemek ve bu şekilde müdahalelere açık bir alana dönüştürerek istediği genel manada ki Bölge şekillenmesine uygun olarak dizayn etmektir.

ABD’li stratejist ve Pentagonun akıl hocalarından Michel Rubin’in Türkçe twit atarak; “Erdoğan sonun geldi” demesi niyetlerin ne olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Öte yandan Roma’da Papanın huzurunda AB üyesi 27 Ülke liderinin bir araya gelmesi Haçlı zihniyetinin tarihsel olarak sürdüğünü ve asla sona ermeyeceğini de göstermektedir.

Kılıçarslan ile Selahaddin’in çocuklarını bir araya getirmeyen, müttefik kılmayan, adaletle hareket etmeyi içermeyen bir siyaset, dil ve yaklaşım; Bölgemizin darmadağın olmasını doğurmaktadır.

Adalete dayalı, hikmet ve irfanla yoğrulu yeni bir siyaset dili geliştirmek elzemdir ve kaçınılmazdır. Bu dili geliştirebilir ve uygulamaya alabilirsek; hem coğrafyamıza hem de diğer Dünya bölgelerine ve halklarına barışın taşıyıcısı ve modeli olabiliriz.

Her Türk ve Kürt siyaset erbabına, düşünce insanına düşen ana ve kaçınılmaz görev; Batının bu saldırgan ve acımasız tavırlarına karşı arz ettiğimiz siyaset dilini geliştirmeye katkı sunmak ve yeni, siyaset diline sarılmak olmalıdır.

Batının bu bitmez tükenmez oburluğuna kapıları kapatmak için referandumda tavırları geliştirmek ve sistem değişikliğini ciddi bir oyla kabul etmek gerektiği düşüncesindeyim. Bu yeni bir siyaset dili geliştirmeye de başlangıç olacaktır inancındayım.

Ve'selam.. 



Bu yazı 2074 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI