erotik shop
Bugun...
Sorunu Labirentlere Terk Etmeden Yürüyebilmek


Ömer Serdar Kaplan Fikir Zemini
www.facebook.com/omerserdar.kaplan
 
 
facebook-paylas
Tarih: 27-08-2015 04:14

Labirente dönüştürülmek istenen hayatlarımızda, başımızın dönmemesi, kaybolmamamız ve yolumuzu bulabilmemiz, tıkanmak ve boğulmak istendiğimiz labirentten çıkabilmemiz için bir harita/kılavuza ihtiyacımız var elbette.

Her meselemizi bir labirente dönüştürme azminde olanlara inat, sorunlarımızı çetrefilli kılmak anlayışından sıyrılarak basitleştirebilirsek labirentlerde kaybolma ihtimalini de bertaraf etmiş oluruz. Her sorunu; çetrefilli, içinden çıkılmaz hale dönüştürmek mümkün olduğu gibi basitleştirerek, sadeleştirerek çözmek de mümkündür.

Burada hayata dair yargılamalarımız, sorunla olan ilişkimiz ve sorundan beslenip/beslenmeme durumumuz belirleyici olmaktadır şüphesiz.

Kürt Meselesi ve çözümünde karşılaştığımız durum tam da oluşturulan ve giderek arttırılan bir labirent görüntüsü vermektedir. Çözüm arayışlarına inat çözümsüzlük dayatmaları ve gündemleri maalesef şu anda yeniden egemenleşmiş bulunmaktadır.

Çözüm/Barış; niyet, dil, davranış ve inanma meselesidir. Bu özellikler isteğe söze, tavra yansımışsa gerisi basitleşir ve çözüme/barışa varmak veya çözümü/barışı gerçekleştirmek mümkün olur.

Barış adına niyet işin başıdır ve bu niyeti takip edecek olan ise, sözler, davranışlar ile inanmaktır kuşkusuz.

2012 sonundan itibaren yaşadığımız çözüm/barış sürecine basitçe suçlamalara kalkışmadan, muhatabı düşmanlaştırma ameliyelerine girişmeden basitçe ve basitleştirerek bakabilirsek o zaman niyet, dil, tavır ve inanç meselesinde kimin nerede nasıl durduğunu belirlememiz de mümkün olacaktır.

Suçlamanın kolaycılığını terk etmeden, muhatabını anlama ve anlamlandırmaya girişmeden, basit hataları kubbeleştirmeden yürümek, niyet ve kararlığının var olup olmaması barış süreçlerinin en önemli unsurunu oluşturmaktadır.

2012’den bu yana Hükümetin barış niyetini ciddi olarak gösterdiğini söylemek mümkündür. 2013 Newroz’unda Öcalan’ın mektubunda bu niyette samimiyetini görmek de mümkündür. PKK’nin silahlı güçlerini çekme kararını ilan etmesi (25Nisan 2013) ve çekilmeyi başlatması (08 Mayıs 2013) iyi niyette samimiyet göstergesidir.

Ancak Mayıs 2013 sonunda başlayan Gezi olayları PKK’nin çekilmeyi durdurması sürecini beraberinde getirmiştir. Sonra ki tarihler hep PKK’nin tehditkar tutumları ve sözleri, Hükümet ve Öcalan’ın süreci sürdürme iradeleriyle karşılanmıştır. (Meraklıları 2013 Eylül ayından itibaren ilgili medya organlarına yansıyan açıklamalara bakabilir.)

Süreç ağır aksak olarak yürütülürken, Hükümet çözüm sürecine dair Kanuni düzenlemeyi Meclisten geçirmişken(Temmuz 2014 başları) Türkiye muhalefetinin tek saldırı noktası olan Erdoğan nefretine, HDP yetkililerinin katılması ve bu nefretin neredeyse en ciddi taşıyıcısı olmaya başlaması sürecin ruhunu da niyetini de zehirlemeimkanlarını oluşturmuştur.

Muhalefet partileriyle (CHP, MHP) aynı kulvarda buluşarak, Erdoğan nefreti üzerinden siyaset üretmeye çalışılması, hatta bunun en sert şeklinin icra edilmesi anlaşılır gibi değildir. CHP gibi sorunun doğrudan banisi ve bugün dahi taşıyıcısı olan bir parti, MHP gibi sorunun varlığının inkarından nemalanan bir partiyle aynı kulvara savrulmak veya bu görüntü içerisinde olmak elbette ki sürecin ruhuna uygun değildir.

Oysa süreci sürdürmek için çok da öyle çetrefilli yollara başvurmaya, sorunu içinden çıkılmaz labirentlerehapsetmeye gerek yoktur. Bu tür tutumların Türklere de, Kürtlere de kazandırmayacağının görülmesi gerekir.

Neticeten yeniden kan, göz yaşı sürecine, labirentine, Ülkede yaşayan Kürt ve Türkler mahkum edildi. Suçlu aramak derdinde olmanın çözümün kapısını aralamaya katkısı bulunmamaktadır belki, kendi taraftarlarının psikolojik tatminine ve safları kendi çeperinde sıkılaştırmasına yarayabilir. Ancak Kürtlere ve Türklere yaramadığı yaramayacağı kesindir.Çünkü, insan kanı akmakta, çözüm ciddi sıkıntılar içerecek bir evreye doğru sürüklenmektedir.

Şu anda ihtiyacımız olan şey; basit olarak durumu ele alabilmek, çözümü/barışı gerçekten inşa etme azim ve kararlığını gösterebilmektir. Bunun için öncelikle işe; şiddete yeniden başvuran PKK’nin silahları susturması ve karşılığında Devletin de operasyonları durdurmasını sağlamakla başlamak gerekir.

Unutmayalım ki, çözüm süreci; PKK’ya statü kazandırmak süreci değil, Kürt halkının haklarının adalet temelinde Anayasal ve yasal güvencelere kavuşturulması sürecidir. Statü örgütsel kimliğe değil doğrudan halka aittir. Diğer bir basit husus da Hükümetin sürecin yeniden başlama kararlığını vurgulayıp ucu açık bir süreci değil, çerçevesi belirlenmiş bir çözüm paketini ve bunun hayata geçirilmesi sürelerini (Yaklaşık olarak) belirleyerek cesaret ve kararlıkla ilan etmesi gerekliliğidir. PKK’nin de bu süreç içerisinde silahlı güçlerini Ülke dışına çekmeyi ve Türkiye’ye karşı silah kullanmayı sona erdirdiğini belirlenmiş bir takvim ile ilan etmesi gerekliliğidir.

Basite indirgemek ve basitleştirmek, çözüm pratiğini rahatlatacak ve hızla mesafe alınmasını sağlayacak, başka odakların müdahale etmesini de engelleyecektir. Muğlaklığı, ucu açıklığı ortadan kaldırmak ve çerçevesi ile zamanını belirlemek, çözüm yolunda adım atılmasını güçlü kılarken, sorunun labirentlere mahkum edilmesini de engellemiş olacaktır. Bu bir basitleştirme ameliyesidir.

2012 yılından bu yana yaşadığımız sıkıntılı durumlar ve sürecin çatışmalara evirilmesinin ana nedeni de muğlaklık ve ucu açıklık durumudur. Bu durum süreçten haz etmeyenlere süreci zehirleyebilme imkanlarını da vermiştir.

Savaşkan tutumların barış söylemleriyle kamufle edilmesi, çözüme hizmet etmemektedir. Erdoğan’la hesaplaşmak, çözüm iradesinin Türkiye taşıyıcısı olan iradenin başında yer alan İnsanla hesaplaşmak demektir. Türkiye muhalefet partileriyle aynı kulvarda yürümek, hatta çözümü sorunun banisi ve sürdürücüsü olanlarla gerçekleştirmeyi düşünmek çok tuhaf bir duruma karşılık gelmektedir. Kuşkusuz Çözüm iradesinin taşıyıcısı ve en güçlü aktörü olan AK Parti Hükümetinin de söylem veya tavırda hataları olmuştur.

Erdoğan karşıtlığında CHP ve MHP ile ayni çizgiye düşmek, Kürt Halkının hangi haklarının tahakkukuna karşılık gelmektedir? Cumhuriyet tarihi boyunca Kürt inkarının banisi, taşıyıcısı ve savunucusu olan iki partiyle çözüm için sorumluluk ve risk üstlenen, küçümsenmemesi gereken adımları atan bir siyasal parti ve Liderini aynı kefeye koymak, hatta aslında daha kötü göstermeye çalışmak, Kürtler adına hangi kazanımın adıdır? Soruları çoğaltabiliriz ancak amacımız soru sormak değil, çözüm üretilmesine katkıda bulunmak olmalıdır.

Akan kanı durdurmak acildir. Öncelikle şu çağrıda bulunmak gereklidir: PKK çatışmaları derhal durduğunu, Hükümetin de buna mukabil operasyonları durduğunu ilan etmesi acildir ve elzemdir. Süreç yeniden başlarken en temel ve basit iş olarak muğlaklığı-ucu açıklığı gideren tutumlarla başlamak gereklidir. Silah meselesiyle Kürt Halkının hakları meselesini birbirinden ayırmak ve bu çerçevede bir yol haritası belirlemek de gerekir inancındayım.

Vesselam.



Bu yazı 2494 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI