Bugun...
Gelenekçi ve Modernist Dini Anlayışlar: İslamoğlu'nun Üslubu, Çelişkiler ve Sorunlar...


Veysel Yenigül Fikir Zemini
twitter.com/Veyselmir
 
 
facebook-paylas
Tarih: 03-08-2019 16:20

Gelenekçiler, ''Kur'anın ne dediğini geçmiştekiler doğru anlamış ve yorumlamışlardır. Onu tekrar anlamaya girişmek beyhudedir, bunun yerin onu okumak ve teslimiyet içinde olmak lazım.'' derler. Peygamberimiz, 'Kuranın anlaşılmayan yerlerini' /anlaşılmayan mesaj olur mu? o da ayrı tartışma/ açıklamıştır. Onun sözleri ayet gibi ikinci kaynak hükmündedir. Bu sebeple bize düşen onları takip etmektir. Onları iyi anlamak, günümüzde dini doğru yaşamak için bize yetiyor. ''Geleneksel içtihadı ve biriken tecrübeyi gözardı edemeyiz. Sıfırdan bir dini anlayış inşa edilemez'' diyorlar.

Modernistler ise buna itiraz ederek ''geçmiştekilerin yaşadığı çağ ile bugünkü çağın karakterleri arasında dağlar kadar fark olduğunu, sözgelimi geçmişte yaşayanların kullandıkları araç-gereçler ile günümüz müslümanın kullandığı araç-gereçler, zamanı kullanma biçimleri çok farklı olduğu için selefin o günkü koşullarda dini anlama ve yorumlama şekliyle günümüz müslümanların sorunları çözülemez.'' diyorlar.

Ayrıca modernistler, gelenekçilerin sünnet anlayışını sorunlu buluyorlar. Zira hadislerin büyük oranda uydurma olamadığını bize kanıtlamanız imkansızdır. Allah, bizi sadece Kur'an'da anlattığı dinle imtihan ediyor. Peygamberin uygulamaları o gün içindir, tarihseldir. Peygamber efendimiz bugün yaşıyor olsaydı, Kur'anı yeni baştan yorumlar ve farklı bir sünnet anlayışını pratiğe dökerdi'' diyorlar.

Her iki yaklaşım tarzı da kendince makul gerekçelere dayanıyor. Fakat sıkıntı şurada: Her iki yaklaşım da indirgemeciliğe kayıyor ve ''mutlak doğru benim düşündüğümdür'' noktasında durmaktadır. Oysa ki bizler sadece dinden anladıklarımızı tartışmaktayız. Konumu, ehliyeti ve kariyeri ne olursa olsun, hiç kimsenin kendi anlayışını, bir başka ifadeyle dinden anladığı şeyi insanlara ''dinin kendisi'' gibi sunma ve dikte etme hakkı yoktur. Kanımca, bütün sorunlarımızın altında yatan temel çelişki burada düğümlenmekte. 

Zira Kur'an bize; ''Allah'ın ipine sarılın sımsıkı ki kurtuluşa eresiniz'' diyor. Buna karşı cemaat önderleri, imamlar, hocaefendiler ise kendilerini dokunulmazlık makamına çıkarıp, onların ipine sarılmamızı tavsiye ediyorlar. Bu tümüyle yanlış ve sakat bir tutumdur. Cemaatlerin oluşması sosyal değişme, gelişme ve coğrafi koşullardan kaynaklanmaktadır. Dinin temel kaideleri hariç, diğer alanlarda farklı içtihat ve düşüncelerde rahmet vardır ama iş gelip tefrika ve itham boyutuna vardı mı, orada rahmet değil rezalet peyda olur. 

Geçen gün, önceki yıllara ait sohbetlerinde sarfettiği sözleri nedeniyle Mustafa İslamoğlu konusunu sosyal medyada ele alamya çalıştım. 

Tartışmayı bilmeyen ve tartışmaktan korkanlar kuru gürültüyle itham edip gidiyorlar. İlginçtir ki, aynı şeyi İslamoğlu'nun görüşlerine yöneltmeye kalktığınızda onun da müritlerinin benzer tutum takınmasıdır. Tüm bu çelişkili tutumlar yüzünden insanımız dinden soğumakta ve çıkmaza girmektedir. Bu dar ve tahammülsüz anlayışlardan uzak durulmalı... 

Gelelim mevzuya...

Mustafa İslamoğlu'nun gerçekten bir üslup sorunu var. 
Bu konuda daha önce de bazı eleştiriler yapmıştık. 
Ne var ki, onun bu zaafını karşıtları bazen çok abartılı ve acımasız kullanıyor.

Peki, bu durumlarda yapılması gereken nedir?

Müslümanlara düşen birbirlerini doğru bir usül ve üslupla ikaz etmesidir. İnanmayanlara karşı bile yumuşak dille konuşmayı tavsiye eden bir dinin mensupları neden birbirlerine karşı bu denli acımasız olur?
Üzerinde durmalı...
İslamoğlu'nun düşüncelerini eleştirebilir veya reddedebiliriz. 
Ama üslup noktasındaki eleştirinin de bir usul-i ve adabı olmalı.

Hz.Hatice validemiz ile ilgili söylediklerine gelince...

Peygamber efendimiz ile ilgili "çok evlilik" mevzusunda bazı müsteşriklerin ve çevrelerin ima ettiği 'şehvet düşkünü' iftirasına cevap vermek için Hz.Hatice örneğini "iki evlilikten arta kalan kadın" sözüyle vererek esasında Resulullah'ın şehvet düşkünü biri olmadığını söylüyor. 
Yanlış değil. 25 yaşındaki en itibarlı ve emin birine daha genç ve güzel kızlar olmaz mı? 
"Şehvet düşkünü bir genç iki evlilik geçirmiş dul bir hanımla evlenir mi?"
Yani yukarıda tırnak içinde verdiğim o sözünü, bu şekilde de söyleyebilirdi. Fakat ilim insanında olmanması gereken bir 'örtük kibir' hissediliyor İslamoğlu'nun üslubunda.

Bazı tarihi şahsiyetler gerçekten örnektir insanlık ailesi için. Onların adı geçince, dil ve üslupta postyapısalcı bir yöntem kullanmak ne derece doğru? Yani onları (özneliklerini tarihi pratiklerinden soyutlayarak) bir nesne gibi ele alamayız. 

İtiraf etmeli ki, o nahoş üslubunda kötü niyet görmedim. Fakat bu üslup müslüman şahsiyetleri itibarsızlaştırma kampanyasına çanak tutabilir. 

Hakeza... İslamoğlu'nu, müslüman şahsiyetlere saygı ve dini hassasiyet gereği eleştirenler, iş Cübbeli'ye gelince neden suskun?

Cübbeli bir çok kere Kur'anda eleştirilen ve Peygamber efendimizin asla tasvip etmediği hurafeleri dinmiş gibi/dinin aslıymış gibi sunmaktadır. 
Neden ona da "yapmayın, din bu değil" demiyor bu hassas dindarlarımız..
Kişi tutarlı olmalı herşeyden önce.

Sonuç olarak..

Geleneksel kaynaklardan mezhep imamlarının görüşleri ve hadis anlayışları gibi İslamoğlu'nun görüşleri de tartışılmaya ve tashihe muhtaçtır. Mutlaklaşan hiçbir düşünce veya görüşü doğru kabul etmemek gerektiği kanısındayım. Çünkü o durumda ''mutlak hakikat'' olan ''Din''e şirk koşmuş oluruz. Mutlak olan sadece Allahtır. O'nun bizlere gönderdiği kitap evrensel mesajın kendisidir. Peygamberimizin söz, hal ve hareketleri vahye aykırı değildir. Fakat hangi sözünün sahih olduğu, hangi sözün ona ait olduğu, hangisinin ona ait olmadığını ortaya koymak dürüst müçtehitlerin ve çağdaş alimlerimizin işidir.

Linç kültüründen uzak duralım. 
Fikirlerimizle ve güzel fiillerimizle hayırda yarışalım. 



Bu yazı 1185 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI