Bugun...
Ak Partiyi Eleştirmek...


Yusuf Yavuzyılmaz Fikir Zemini
yusufyavuzyilmaz@hotmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 12-05-2019 00:03

Hiç kuşku yok ki, sorunları sürekli dış faktörlerle açıklamak yerine, yapılacak iç eleştiri karşılaşılan sorunların çözümlenmesi için son derece önemlidir. Ama yapılan her eleştiri mutlak anlamda doğru değildir. Çünkü doğru şeyler yapıldığında bile eleştiri yapılabilir. Eleştiriye gösterdiğimiz değeri eleştirinin eleştirisine göstermek gerekir.

Ak parti ekseninde yapılan yapıcı ve yol gösterici eleştiriler ile yıkıcı eleştirileri birbirinden ayırmak gerekir. Yapılan her eleştiriyi fitne kavramı ekseninde değerlendirmek sağlıklı bir yöntem değildir. Bu durum hem yeni fikirlerin ortaya çıkmasını, hem de yenileşme ve değişimi engelleyici bir tutumdur.

Ağırlıklı olarak Ak partiyi eleştirenlerden gelen değerlendirme şu: " 2002 - 2010 Arası Ak parti yüksek bir performans sergiledi. 2010 yılından sonra ise Hukuk, adalet ve özgürlükler konusunda 2002 öncesine döndük." Şimdi bu zihin yapısının kodlarını irdeleyelim. 2002 ile 2010 arasının en önemli özelliği iktidarın Cemaat ile arasının iyi olduğu ve bürokratik kadrolara cemaat mensuplarının yerleştirildiği dönem. 2010 sonrası ise iktidar Cemaat ile hesaplaşmaya başlıyor. Bu dönemde Oslo görüşmeleri basına sızdırılıyor, MİT tırları operasyonu, 17- 25 Aralık kumpası ve nihayet 15 Temmuz darbe girişimi oluyor. Bu arada PKK ve terörle mücadelede etkin bir performans sergileniyor. Birinci dönem övülürken, ikinci dönem yerin dibine geçiriliyor. Burada verilmek istenen mesaj nedir? Demokratik ve hukuksal gelişimin cemaat sayesinde olduğu ve cemaat yargılamalarının hukuksuz olduğu mu anlatmak istiyorlar, yahut  bu tür yorumlarla FETÖ meşrulaştırılmaya mı çalışılıyor?

Kuşkusuz her eleştiri yapan bu kapsamda değildir. Çünkü her eleştiriyi FETÖ kapsamına sokarak terörize etmek doğru değildir.

Taha Akyol’un yaptığı eleştiriler güçlü argümanlar içeriyor kuşkusuz. Ancak onun da belirgin zaafları var. Taha Akyol, herkese şunu ikna etmeye çalışıyor: "Amerika ve Avrupa birliği ve dünyadan soyutlanamayız." Yani ne diyor? Amerika ve AB aleyhine bir şey yapmayın. Peki, Bu güçler dünyadaki adaletsizliğin, terörün, sömürgenin mimarı değil mi? Amerika ile anlaşmanın ve sermaye akışının yolu ne? İsrail'i eleştirmene, Amerika dışında kimseden silah almama, Mısır’da askeri darbe yapan Sisi’yi yüksek perdeden eleştirmeme. Taha Akyol İsrail ve Sisi için ne diyor? İsrail ve Sisi’nin yaptıkları ve Arkalarındaki Amerika desteği Akyol'un vicdanını hiç rahatsız etmiyor anlaşılan.

Kuşku yok ki, eleştiri deyinde Ak Partide iki isim öne çıkıyor: Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu. Soru şu: Ak parti ve Erdoğan politikalarına muhalif olan Gül ve Davutoğlu ne yapacak? Önlerinde iki yol var: ilki parti içinde kalarak muhalefet etmek, ikincisi partiden ayrılarak yeni bir parti kurmak. 
Şimdiye kadar Ak partiden ayrılanlar bir sinerji yaratamadı. Üstelik Erdoğan tüm hatalarına karşı hala güçlü bir lider. Bu yeni parti arayışını zora sokuyor.
Üstelik Ak parti seçmeninin önemli bir bölümü, Gül ve Davutoğlu'nu Erdoğan'ın siyaset sahnesine çıkardığını, onların ise Erdoğan'a ihanet ve nankörlük ettiğine inanıyor. Gül ve Davutoğlu'nun başarısı bu kitleyi ikna etmelerine bağlı.
Davutoğlu, parti içinde kalarak muhalefet etmeye sıcak bakıyor. Gül ise daha geniş bir ittifaktan söz ediyor. Muhalefetin kendi ismi üzerinde anlaşmasını bekliyor. Erdoğan, Gül ve Davutoğlu'nun üzerinde bulunduğu zemin bu. Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu'nun eleştirileri ne kadar makbul ise, onların düşüncelerinin eleştirilmesi de o kadar makbuldür. Ancak Gül ve Davutoğlu’nun eleştirilerini ciddiye almak gerektiği açıktır.

Eğer Davutoğlu ve Abdullah Gül çıkışı, Erdoğan karşısında ve Ak Parti dışında bir alternatif oluşturmak ise, bu isimlerin asıl rakibi Erdoğan değil, İmamoğlu olmuştur. İmamoğlu, ikinci seçimden sonra da çıkışını sürdürebilir ise Gül ve Davutoğlu'nun pozisyonu önemsizleşebilir. O zaman Gül ve Davutoğlu'na sadece Ak Parti içinde mücadele ederek Erdoğan'ın yerini almak düşüyor.
Çünkü özellikle Gül'e Kılıçdaroğlu tarafından gösterilen teveccühün altın da, CHP ve soldan toplumu kucaklayan ve diğer kesimlerden oy alan bir siyasal figürün olmaması geliyordu. Ancak İmamoğlu bunu başarabilirse, Abdullah Güle duyulan ihtiyaç ortadan kalkacaktır. 

Yeni açılımlar ve arayışlar bir tıkanma halinde ortaya çıkar. Erdoğan'ın Erbakan'ın genel başkan olduğu yerde normal bir rekabet ile ortaya çıkması mümkün değildi. Liderin davanın önüne geçtiği bu durumda lider değişimini kurum içinde yapmak mümkün değildir. Davutoğlu olayı da benzer bir süreç izliyor. Erdoğan, yaşadığı ve kendi isteğiyle ayrılmadığı sürece devam edecek. 

Tıpkı Erbakan gibi o da belki partisini küçülterek devam edecek belki, ama vazgeçmeyecek. Herkes İzzetbegoviç değil kuşkusuz. İzzetbegoviç partisinden ayrıldığında yüzde doksanın üzerinde bir desteğe sahipti ve iktidarı garantiydi. 
Muhammed Abid Cabiri haklı, İslam siyasal düşünce geleneğinde boşluklar var. Bunlardan en önemlisi liderin görev süresi ve değişiminin nasıl ve hangi yöntemlerle olacağı sorunudur. Tarihsel uygulama ya doğal ölüm, ya öldürme ya da ihtilalle gerçekleşmiş. Bu Türk siyasetinin geneli için böyledir. 

Askeri darbelerin bu kadar yüksek oranda desteklenmesi de bununla ilgilidir.
Hiç kuşkunuz olmasın Erbakancılar nasıl Erdoğan'ı ihanetle suçlamış ise, Davutoğlu için de aynı süreç işleyecek. Daha derindeki sorun ise İslam dünyasında farklı düşünceleri tekfir etme ve ihanetle suçlama geleneğinin yaygınlığıdır. Fitne ve tekfir silahlarını gömmedikçe farklı açılımların, farklı düşüncelerin, yeşerip boy atması çok zordur.

Ak Parti'nin hala Türkiye için önemli bir siyasal aktör ve imkan olduğunu düşünüyorum. Bunu özellikle 2002 ile 2010 arasında uygulamalarından çıkarıyorum. Ak Parti iyi bir yönetim geçmişte gösterdi, CHP ise asla böyle bir örnek önümüze sermedi. 2002 ile 2010 arası yapılanlar Türkiye'de bir devrimdir. Bu dinamik ve dönüştürücü siyasetin devam etmesinin Türkiye’nin hayrına olduğunu düşünenlerdenim.

Batı dünyasının İstanbul Belediye seçimlerinin tekrar edilmesi kararından sonra Erdoğan’a yönelik eleştirileri de samimi değildir kuşkusuz. Mısır'da bir demokrasi için en kabul edilemez olan askeri darbeye ses çıkarmayan, dahası destekleyen Amerika ve AB ülkelerinin İstanbul Belediye seçimlerinin iptaline ilişkin açıklamaları ve eleştirileri demokrasi açısından ne kadar samimi olabilir?
Yoksa Mursi ile menfaatlerinin zora girdiğine inanan Batılı güçler, Erdoğan'ın kazanmasının da menfaatlerine aykırı olduğunu mu düşünüyorlar?
Darbeyi kınamayan güçler neden yeniden seçim kararını kınıyor. Amaçları demokrasi ve hukuk mu? Öyleyse neden Mısır'da yeniden seçim ihtimalini savunmadılar. Kesin olan şu ki, Mısır'da darbeyi meşru gören güçlerle 15 Temmuzun arkasında ki güçler aynıdır. Hatta İstanbul seçimlerinin iptalini destekleyen güçlerle büyük ölçüde örtüşüyor. Bundan dolayı seçimin iptal eleştirisi genellikle hukuki bir eleştiri değildir. Kuşkusuz salt hukuki zeminde tartışmalar da var. Nihayet darbe yapılmadı, seçime giren aday tutuklanmadı, sadece seçimin yenilenmesine karar verildi. Halkın çoğunluğu sende ise tekrar kazanacaksın demektir. O halde bu telaş niye?

Ak Partinin işbirliği yaptığı milliyetçilik ideolojisi sorunlu bir felsefeye sahiptir. Muhafazakar milliyetçi MHP ve seküler - Kemalist Milliyetçi İP ile Kürt - seküler milliyetçi HDP siyasal anlamda barışçı bir dilin temsilcileri olamazlar.
Hepsinde kaba bir siyasal retorik, ayrıştırıcı ve çatışmaya açık bir siyasal dil, toplumun genelini kuşatma ihtimali olmayan bir retorik var. Bu anlamda yapacakları en iyi siyasal davranış biçimi, kendilerine yakın gördükleri toplumsal tabanı daha geniş olan partilerle pazarlık yapıp daha avantajlı bir konum elde etmektir. Bu arada hem güçleriyle orantısız bir konum elde ediyorlar, hem de ortağı oldukları büyük siyasal hareketi dönüştürüyorlar.

Ak Parti MHP 'den süratle kurtulmalı, milliyetçiliğin kısır söylemine esir olmamalı. Milliyetçi dil ile demokrasi ve hukuk devleti inşa edilemez. Ak partinin siyasetini MHP'ye bakarak belirlemek ve buna uygun kadrolar oluşturmak siyasal intihardır. Ak partinin en büyük sorunu milliyetçi bir ideolojiye sığınmasıdır. Milliyetçilik, Anadolu çoğulculuğu ve irfanını kucaklamaya en uzak ve en yetersiz ideolojidir.

MHP- Ak Parti ittifakından Ak Partinin karlı çıkmadığı açıktır.
1- İttifak Türkiye’nin hiçbir yerinde iki partinin toplamı kadar oy alamamıştır. 
2- İttifak MHP lehine işlemiştir.
3- İstanbul, Ankara Adana, Mersin, Hatay , Kars gibi yerlerde ilgili partiler birbirlerini desteklememiş, verilen destek de sınırlı kalmıştır. 
3- Ankara'da il genel meclisi oylarında Ak parti ve MHP'nin topla mi % 60'a yaklaşmasına karşın büyükşehir kaybedilmiştir. Keza Hatay'da iki partinin toplamı % 55 civarında seçim kaydedilmiştir. 
4- İttifakta Ak partinin MHP'ye verdiği destek, MHP'nin Ak partiye verdiği destekten daha yüksek olmuştur.
5- Kars, Osmaniye ve Manisa gibi MHP li adayların desteklendiği yerde iki partinin toplamının çok altında bir oyla MHP( Kars HDP) adayları seçilmiştir. Özellikle Kars'ta ittifak Ak parti ve MHP'nin toplamının çok altında kalmıştır. HDP %29 civarında bir oyla seçimi kazanmıştır. ( Ak parti ve MHP'nin Kars'ta il genel meclisi % 50'ye yakındır) 
6- Bu durum Ak Parti tabanının da ittifaka sıcak bakmadığını gösteriyor.
7- CHP- IP, HDP ittifakı partilerin toplamından daha fazla yaparken, Ak parti- MHP ittifakı iki partinin toplamın altında kalmıştır.
8- Ak Parti -MHP ittifakı Kürt bölgelerinde beklenenin üstünde bir başarı sağlamıştır. Bu durum muhafazakar dindar Kürtlerdeki , Ak parti - MHP sevgisinden çok HDP/ PKK nefretiyle açıklanabilir.
9- Ak Parti MHP ittifakı MHP'yi büyütürken, Ak Partiyi eritmektedir.
10- Ak Parti milliyetçi yöneliminden bir an önce sıyrılmalıdır.
11- Beka söyleminin anlamlı bir karşılığı olmamıştır.

Dindar gelenekten gelen siyasilerin, kriz zamanlarında sağ/ muhafazakar/ milliyetçiliğe sığınmaları, tarihsel gelenek açısından anlaşılabilir. İslamcılık ve milliyetçilik, Türk solunun materyalist ve ateist karakteri ( dünyada da böyledir kuşkusuz)dolayısıyla ittifak yapmak zorunda kalmışlardır. Solun din karşısında dışlayıcı ve küçümseyici tutumu dindarların sağ milliyetçilikle ittifakını doğallaştırmıştır. 1 Mayıs törenlerinde taşınan pankartlar solun din karşıtı tavrında önemli bir değişikliğin olmadığını gösteriyor.

Ak parti eleştirilerimiz, hiç kuşku yok ki, CHP zihniyetini zerrece haklı bulduğumuzdan değildir. CHP'nin dedelerimiz, babalarımız ve bizim için ne ifade ettiğini unutmuş değiliz. CHP'nin Ulusalcı/ Seküler/ Kemalist siyasal anlayışının ne ifade ettiğini şeksiz şüphesiz biliyoruz. Demokrasi görünümü altına gizledikleri faşizmin de farkındayız. Zaten ne kadar farklı görünmeye çalışırlarsa çalışsınlar sıkışan bir balon gibi asıl içinde sakladıkları gerçek niyetleri ara sıra kaçırıyorlar. Derdimiz CHP faşizmine meşruiyet kazandırmak veya meşrulaştırmak değil. Derdimiz bir hareketin özünden uzaklaşarak kendine yabancılaşması ihtimalinin önlenmesidir.



Bu yazı 182 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI