erotik shop
Bugun...
Bir Kılıçdaroğlu Eleştirisi


Yusuf Yavuzyılmaz Fikir Zemini
yusufyavuzyilmaz@hotmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 05-12-2017 01:19

Genel anlamda, siyasal ve sosyal konularda yaşanan tartışmalarda, tartışma yöntemine ait ölçütler ve tarafların önyargılı davranmaları konusunda anlaşmazlık ortay çıkmaktadır. Gerek bilgi birikimi, gerek yöntem, gerekse ahlak açısından tartışmalarda sorun yaşanmaktadır. Bu durum tartışmaları bilgiye ulaşma konusunda bir yöntem olmaktan çıkarıyor, tarafların üstün gelmesine yönelik cedele dönüşüyor.

Taraftar psikolojisiyle verimli bir sosyolojik bir tartışma yapmak imkansızdır. Sosyolojik tartışmalara taraftarlık psikolojisi egemen olması beklenen sonuçların alınmasını engellemektedir. Stadyumda hakim davranış slogan ve tezarühattır; ifadeler keskin, kanaatler nettir. Olayların arka planı hakkında en küçük bir kuşku yoktur. Taraftar psikolojisi, olayları komplo teorileriyle açıklamaya eğilimlidir. Komplo teorileri fazla bilgi ve donanım gerektirmez. Olabildiğince kısa cümlelerle, sloganlarla hayatı anlamlandırırlar. Sorunu ortaya koyma, betimlemek, sınama, anlama ve açıklama gibi bilimsel metodolojiden uzaktır. Asıl sorun taraftar psikolojisinden sığlığı sosyolojiye taşıyarak tartışma yapmaya çalışmaktır. Literatür, donanım ve metodoloji olmadığından sığlık kaçınılmazdır. Bu tür bir tartışma üslubunun siyasal analizlerde de kullanılmış olması niteliği bir hayli düşürmektedir.

Kuşkusuz hiç kimse aklına, vicdanına uymayan olayları savunmak zorunda değildir. Partiye, takıma, örgüte taraftarlık akıl ve mantık işi değil, fanatizm işidir. Taraftar olandan eleştiri çıkmaz, slogan çıkar.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyaset alanındaki zorluklarından biri üzerine oturduğu tarihsel mirastır. Muhafazakar- dindarların CHP, karşısındaki negatif algısı Kılıçdaroğlu’nun önündeki en büyük handikaptır. İdeal olan daima iyi olanı tercih etmektir. Ancak hayatın realitesi buna uygun seyretmez çoğu kez. Çoğunlukla kötü ve çok daha kötü arasında tercih yaparsınız. Bu durumda daha az zararlı olanı seçersiniz. Bu tutum, dışarıdan bakıldığında kötü bir tercihtir. 
Ne diyordu Said Nursi: " DP kolumuzu, CHP kafamızı istiyor. " Onun tercihi böyle bir ortamda şekilleniyordu. Bu tercih Türk muhafazakar-dindar seçmenin CHP hakkındaki genel algısıdır. Tek Parti Dönemi hukuk, insan hakları ve demokratik çoğulculuk bakımından Türkiye’nin en karanlık yıllardır. Bu özelliği ile Türk siyasal tarihinde eşi yoktur. Türk demokrasisi, çok büyük ölçüde bu müktesebatı aşmak üzerine çabalarla inşa edilmiştir.

Rıza Sarraf ve Kılıçdaroğlu'nun iddialarını genel siyasi algıların ışığı altında değerlendirmek gerekir. Anlaşılan tarafların elinde kendilerinin inanacakları bilgiler var. Sorun olan kendi inandıklarını karşı tarafa inandıramamaları ve onları ikna edememeleri. Siyasal alandaki tartışma bu nokta da  burada başlıyor.

Kemal Kılıçdaroğlu, siyasete giriş yöntemi ile ilgili sorunlu bir arka plana sahiptir. Siyasete normal koşullarda, kendi çabalarınla, gelmediğinizde, sizi oraya getiren güçlere bağımlı siyaset yapmak gibi bir zorlukla baş etmek zorundasınız. Kuşkusuz bu diyet borcunun Kılıçdaroğlu’nun hamlelerini sınırlandırmakta ve yönlendirmektedir.

Kamuoyunda Kılıçdaroğlu’nun anlayışıyla Gülen Çetesinin siyaset tarzı arasında bir örtüşmenin olduğu gözden kaçmamaktadır. Kılıçdaroglu’nun açıkladığı belgelerin hedefi ile Gülen çetesinin amacı arasındaki ilişki ve benzerlik için Fetocu Emre Uslu'nun paylaşımlarında açıkça ortaya çıkmaktadır. Belgelerin açıklanmasının ardından Emre Uslu paralelliği açıkça gösteren şu paylaşımı yaptı:" 15 Temmuzda yırttın, bu sefer yırtamayacaksın". Kuşkusuz bu Gülen Çetesi ile Kılıçdaroğlu arasında bir bağlantıya veya en azından örtüşmeye işaret etmektedir.

Öte yandan Kılıçdaroglu'nun iddiaları, Erdoğan ile Cemaat arasındaki kavganın yeni versiyonu gibi. Bu kapışmanın kuşkusuz daha farklı versiyonları da olacak.  Cemaat, militanlarının eliyle kaçırılan ya da ihmal edilen belgeler üzerinden Erdoğan'ı bitirmeye çalışıyor. Cemaat karşısındaki duruşu ise Erdoğan en güçlü yanıdır. Kılıçdaroğlu'nun en güçsüz yanı ise bundan önceki iddialarının genel olarak yanlış çıkması. 

Öyle görülüyor ki,  siyasal anlamda, Kılıçdaroğlu’nun kazançlı çıkacağı bir kapışma değil bu. Diyelim ki, Türkiye, Amerika’nın İran'a ambargo uyguladığı dönemde, İran'la ticaret yaptı ve İran parası Halkbank üzerinden dolaşıma girdi. Bu durum Erdoğan'ın aleyhine mi olur lehine mi?

Erdoğan'ın hesapları üzerinden yürüyen tartışma ve bundan sonra yaşanacak tüm tartışmalar kuşkusuz 2019 başkanlık seçimleriyle ilgilidir. Seçimin birinci tarafı bellidir. İkinci taraf ise belirsizdir. Erdoğan'a karşı birbirinden hiç haz etmeyen toplum kesimlerini bir araya getiren bir aktör aranıyor. Bu durum muhalefet için çok önemli bir handikaptır. Kılıçdaroğlu, kendini Erdoğan’ın karşısına rakip olarak koyamıyor.

Zarrab, Halkbank, yurt dışı hesaplar. Kuskusuz bunlar 17- 25 Aralık'ta başlayıp, 15 Temmuz'la devam eden hesaplaşmanın yeni aşaması. Taraflar aynı, argümanlar aynı, söylemler aynı. Bu durum Kılıçdaroğlu’nun en zayıf taraflarından biridir.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun tarzı, hiç kuşkusuz Fethullah Gülen'in tarzıyla bire bir örtüşüyor. Belgeleri eline vatansever bir bürokratın verdi gibi söylemesinin anlamı su: Belgeler bu ülkeye 17-25 Aralık kupasını kuran ve beceremeyince bu ülke tarihinin en alçak darbe girişiminde bulunan Gülen çetesi militanı bürokratlardan gelmiştir.

Diğer taraftan sol geleneğin lider sorunu da belirleyici bir parametre oluşturmaktadır. Türk solunun önemli bir siyasal aktör çıkarma konusundaki niteliksizliği, sonunda solu Kemal Kılıçdaroğlu düzeysizliğine terk etti. Bu siyaset tarzından kuşatıcı bir Türkiye tasavvuru çıkması imkansızdır.

Öyle görülüyor ki, Kemal Kılıçdaroğlu, kendine biçilen rolü oynuyor. Muhalefet yapmak amacıyla Türkiye'yi tahrip etmeye çalıştığının farkında değil. Doğrusu bu küçük ve kullanışlı siyasal aktörlerin temel özelliğidir.

Kılıçdaroğlu'nu belge konusunda zora sokan belgelerin içeriğinden çok tutarsız ve ilkesiz siyaset anlayışıdır. Kendine olan güvensizlik açıkladığı belgelerin etkisini büyük ölçüde sıfırlamıştır. KUşkusuz eleştirinin etkisi, eleştiriyi dile getirmenin güvenilirliği ile doğru orantılıdır.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun temel sorunu milli veya evrensel olamaması değil, yerli olmamasıdır. Ayakları bu toprakların değerlerine yaslanmıyor. Söylediklerinin tamamı yanlış değil elbette. Kendisine duyulan tepki sevimsiz ve daha da önemlisi güvenilmezliğindendir. Kullandığı yöntem ve söylemlerin, Fethullah Gülen tarzıyla benzerliği, söyleminin en kırılgan tarafını oluşturmaktadır.

Daha genel anlamda ise üzerine yoğunlaşması gereken soru şu; Bu kadar sorunun olduğu ortamda neden sol inisiyatif alamıyor ve halkın güvenini sağlayacak bir potansiyele ulaşamıyor. Sorun sadece sol siyasal aktörlerde mi, yoksa sol düşüncenin Türkiye tasavvuru da mı sorunlu mu?

Kılıçdaroğlu 'nun tutumu ve muhalefet tarzıyla Erdoğan ile mücadele etmesi çok zor. Öte yandan, Kılıçdaroğlu'nun niteliksiz söylemi İlhami Güler, Cüneyt Özdemir ve Temel Karamollaoğlu gibi Erdoğan muhaliflerini bile isyan ettirdi.

Aslında sorulması ve analiz edilmesi gereken temel soru şu: Kemal Kılıçdaroğlu Türk solunun önünü açıyor mu, tıkıyor mu?



Bu yazı 811 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI