erotik shop
Bugun...
Darbe Gerçekleri...


Yusuf Yavuzyılmaz Fikir Zemini
yusufyavuzyilmaz@hotmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 02-06-2017 16:58

Üzerinden geçen süre, 15 Temmuz FETÖ Darbe girişiminin sosyolojisini okuma bakımından bize daha büyük imkan sunmaktadır. Kuşkusuz Ak parti 2012 yılına kadar, sivil siyaset üzerine çöken askeri ve sivil bürokrasiyle mücadele konusunda Cemaatin kadrolarıyla mücadele etti ve Cemaate devletin bütün imkanlarını açtı. Bu dönem muhalefetin Cemaat karşıtı olduğu dönemdir. Bu dönemden sonra, Erdoğan, iç yüzü gördüğü Cemaatle cepheden mücadeleye girişmesinin sonrasında Erdoğan ve Ak Parti Cemaat tarafından düşman ilan edildiği süreçte Cemaat muhalefeti, muhalefet Cemaati keşfetti. Zaman yazarı Ali Ünal'ın " Allah bize solu işaret etti" dediği dönem bu dönemi işaret etmektedir. Artık Muhalefet Cemaatle bütün gücüyle kol koladır.
            

Ak Parti Cemaatle Türkiye’deki bürokratik gücü kırmak için işbirliği yaparken, muhalefet vatan haini olduğu belirginleşmeye başlayan Cemaatle kol kola girdi. Dolayısıyla Ak Partinin Cemaatle ilişkisi ile muhalefetin Cemaatle ilişkisi aynı düzlemde değildir. Muhalefetin kol kola girdiği cemaat, Oslo görüşmelerini sızdıran, MIT turlarını durduran, 17- 25 Aralık operasyonunu yapan Cemaattir. 15 Temmuz gecesinden sonra Bahçeli oynanan oyunu fark etmiş ve safını değiştirmiştir. Cemaatin Meral Akşener üzerinden Bahçeli ile hesaplaşmaya çalışmasının altında bu gerekçe vardır. Akşener olayı bir demokrasi talebi değildir. MHP Muhsin Yazıcıoğlu gibi bir beyni feda etmiş ve ardından olmadık iftiralarla karalamaya çalışmış bir harekettir. Bu konuda Muhsin Yazıcıoğlu’nun anılarını okuyun lütfen. Dolayısıyla Akşener’in Devlet Bahçeli’ye karşı muhalefetini parti içi bir demokrasi talebi olarak görmek gerçekçi değildir.

FETÖ ve muhalefetin Ak Partiye karşı her yol meşrudur anlayışı henüz Ak Partiyi iktidardan edecek bir karşılık bulmadı. FETÖ çetesi, yapılan mahalli seçimlerde o ildeki en güçlü adaya destek verilmesini istedi. Çoğu yerde bu proje tuttu. Ankara adayı Mansur Yavaş'ı hatırlamakta yarar var. Erdoğan'ın karşısına çıkan FETÖ adayı MHP ve CHP'nin çatı adayıydı. Bu adayın hala MHP milletvekili olduğunu gözden uzak tutmamak gerekir.  

Cemaat çetesi Ak Partiden ümidi kesip, Erdoğan engeline takıldığında, muhalefetle işbirliğine gitti. Muhalefet bundan asla rahatsız olmadı. 15 Temmuza kadar bütün seçimlerde muhalefet FETÖ’nün argümanlarını kullandı.

Muhalefet, Ak parti ve cemaat kol kola iken cemaat karşıtı; Ak Parti ve cemaat ters düştüğü zamanlarda ise cemaat tarafındadırlar. Bunu en iyi örneğini Yeniçağ ve Cumhuriyet gazetelerinin yayın periyotlarında izlemek mümkün. Bu gazeteler, tamamen cemaatin istediği doğrultuda muhalefet ettiler. Özellikle Adana'da durdurulan MIT tırları konusundaki Yeniçağ gazetesindeki analizler bire bir cemaatin tezleridir. 15 Temmuz milat oldu. Milliyetçiler bölündü. Bu bölünmede Yeniçağ ve Akşener aynı cepheye düştü. Yani muhalefet için makul cemaat Ak Parti karşıtı olan cemaattir.  Şimdi Yeniçağ yazarları kendi bulundukları konumu analiz etmek yerine Ak parti karşıtlığı üzerinden olayı anlamlandırmaya çalışıyorlar. MİT’in Oslo görüşmeleri, dershane olayı, çözüm süreci, 17-25 Aralık sürecinde bu gazetelerin kullandığı muhalefet dili cemaatle bire bir örtüşme içindedir. Dahası cemaat bu gazeteleri kendi tezlerini dile getiren araç olarak kullandı. Bunların da bu konumlarına hiç itirazları olmadı. Akşener’in 15 Temmuz protestolarına katılmadığını da aktarmakta fayda var. Ak Partinin cemaatle ilişkisi sorunlu idi. Ama aldatıldığını anladıktan sonra, cemaatin tehditlerine boyun etmeden cepheden mücadeleyi seçti. Aldatıldık söylemi samimi bulundu. Çünkü çoğu insan kendini aldatılmış konumda buldu. İnsanlar cemaate çeşitli eylemlerde iç içe olmuştu çünkü. Bu yüzden Erdoğan 'i değil cemaati kusurlu buldu.

17- 25 Aralıktan itibaren eski ortakların mücadelesini izlediğimiz gibi, 17-25 Aralıktan sonra eski düşmanların aynı paraleldeki (FETÖ, MHP, CHP, HDP) siyasetlerine de tanık olduk. Cemaat 17-25 Aralıkta partnerini değiştirdi. Yeni süreçte Ak Parti düşman MHP, CHP, HDP dost ve desteklenen siyasal hareketler oldu. Yani Erdoğan Cemaatin iç yüzünü görüp mücadeleye başladığı anda muhalefet FETÖ ile işbirliğine gitti. Kullandıkları muhalif argümanların tamamı FETÖ militanları tarafından sağlanıyordu.

FETÖ ve bu eksende delilleri kullananların asıl derdi yolsuzlukla mücadele değildi kuşkusuz. Yolsuzlukla mücadele çok değerli bir amaçtır. Ancak 17-25 Aralığın ortaya çıkarmak istediği şey yolsuzluk değil, kendi önlerinde engel olarak gördükleri Erdoğan'ı ortadan kaldırmaktı.

17-25 Aralık sürecinden itibaren FETÖ'nün doğrultusunda yayın yapan, yorum yapan herkes 15 temmuza odun taşımıştır. 17-25 Aralık ve 15 Temmuz herkesin şapkasını önüne koydu. Kuşkusuz hedef Erdoğan'dı. Daha açık bir deyimle FETÖ önündeki en tehlikeli düşman olarak Erdoğan'ı görüyordu. Şimdi Erdoğan'ın yanına bir de Bahçeli'yi koydu FETÖ. Bahçeli'ye 15 Temmuzdan sonra takıntıyı tavrın bedelini ödetmeye çalışıyorlar. 
17-25 Aralık sürecinde Erdoğan'a karşı FETÖ'nün argümanlarını kullanarak muhalefet eden aydınlar, şimdi Devlet Bahçeli'ye karşı yine FETÖ'nün argümanlarıyla mücadele ediyorlar.

CHP sözcüsü ve eski MHP'li Ümit Özdağ'ın darbe girişimi ile yaptıkları eleştiriler önemli.  Ancak unutmasınlar 15 Temmuz gecesi, CHP lideri, Erdoğan'ın indiği aynı hava alanına daha önce geldi. Oradan kimlerin refakatinde çıkarıldığını ve neden darbecilerin onlara hiçbir şey yapmadığını sorgulayacak. Ümit Özdağ'a gelince önce yola çıktığı Meral Akşener'i dinleyecek. Onun bulunduğu konumu sorgulayacak. Meral Akşener'in 15 Temmuzdan biraz önce verdiği demeçleri ve 15 Temmuz darbecilerinin TRT'de okuduğu metindeki benzerlik tesadüf mü olduğu üzerinde düşünecek.
Kavurmacı konusunda söylenenler ise doğru eleştirilerdir. MHP'li muhaliflerin bir bölümü galiba CHP yolundadır. Ümit Özdağ'ın konuşmalarından bunu sezmek mümkün. 

15  Temmuz Karşısında insanlar farklı tavırlarla karşımıza çıkmaktadır.

1- 15 Temmuzda canı pahasına tankların önüne çıkanlar. 

2- Darbe başarısız olunca darbe girişimine karşıymış gibi duranlar olarak kabaca ikiye ayrıldılar.

15 Temmuzun mimarları ezici çoğunlukla bu ülkenin muhafazakar dindar çoğunluğudur. Bunu şehit ve gazi olanlar üzerinden basit bir araştırmayla tespit etmek mümkün. Bir de darbenin başarısız olduğuna üzülüp, darbe girişimine karşı çıkmak zorunda kalanlar var.

Kuşkusuz Cemaat-iktidar çatışmasının köşe taşları vardır;

1.7 Şubat MİT'e darbe teşebbüsü (2012),

2. Gezi kalkışması (2013),

3. 17/25 Aralık yargı darbeleri (2013),

4. MİT tırları ihaneti (2014), 

5. PKK ile ortak hendek ihaneti (2015), 

6. 15 Temmuz işgal darbesi (2016), 

İlk dördünde FETÖ ile MHP-CHP ortak hareket ettiler. O Dönem gazetelerini ve bu iki partinin demeçlerini üst üste koymanız yeterlidir. Son ikisinde MHP yönetimi CHP 'den ayrılır. İhanet içindeki Cemaat uzun süre MHP'nin ilgi odağı oldu. Zaman Gazetesi önünde Ekrem Dumanlı'nın yanında destek için kimlerin olduğuna bakmak yeterlidir. Muhalefetin sevmediği cemaat Ak Parti ile birlikte çalışan Cemaatti. Ak parti ile ters düşünce, muhalefet üretmekte zorlanan CHP, MHP ve HDP, Cemaatin devlet içindeki militanlarının sağladığı belgelerle hareket etti. 15 Temmuza kadar olan seçimlerin seyrini izlemeniz bile bu tespit için yeterlidir. 17-25 Aralık operasyonunun asil hedefinin yolsuzlukla mücadele etmek olmadığını anlayabilecek donanımdan bile yoksundu muhalefet aklı. Ancak kendisi de aldatılan halk, Cemaatin istemediği yönde siyasal refleks verdi.

15 temmuz sonrası beklendiği gibi sıkıyönetim ilan edildi ve çok sayıda tutuklama yapıldı. Davalar ilerledikçe bazı sorunlar da ortaya çıkmaya başladı. Bu sorunların en büyüklerinden biri de itirafçılardır. Bir davada samimi olarak pişman olup itirafçı olanlar davanın sonuçlanmasına katkı yaparlar. Ancak bu durum bazı sorunları da beraberinde getirir. İtirafçılar yanlış bilgi vererek suçsuz kimselerin mağdur olmalarına neden olabilir. Gerçekten mağdur olanları da koruyabilirler İtirafçıların bir davanın seyrini çıkmaza sokabilirler. Özellikle FETÖ terör örgütü bu konuyu kendi amaçları doğrultusunda kullanabilir.

Ankara'da bir savcının dediği gibi FETÖ terör örgütü ile Cemaate mensup olmayı ayırmak gerekir. Amacı terör olmayan kişileri ayırmak gerekir. Kuşkusuz bunu yapmak kolay değil. Ama davanın selameti için gereklidir.

Devlet ve siyasetin FETÖ karşısındaki zaafı, FETO'nün hep bir adım önde olmasından kaynaklanıyor. 17-25 Aralık sonrası iktidarın atacağı her adım, FETÖ 'nün devlet içindeki militanları sayesinde haber alındı. Dolayısıyla FETÖ hep bir adım önde oldu. Şimdi ise FETÖ militanları içerde dışarıda davayı kadük hale getirmeye çalışıyorlar. Yapılacak her hata onlara avantaj sağlayacaktır

Bir yandan FETÖ ile mücadelede masumların zarar görmesini engellemek için çalışırken, diğer yandan tutuklananların çoğunluğunun haksız olduğuna dair büyük ölçüde cemaat destekli propagandaya da teslim olmamak gerekir.
Benim izlediğim kadarıyla tutuklananların ezici çoğunluğu suçludur. 
Ancak bunlar arasında masumların varlığı da kabul edilmeli ve süreç çok daha dikkatli yürütülmelidir.

Birey-Din-Cemaat ve siyaset ilişkisinin bir de sosyolojik boyutu vardır. Gerçekten de bir cemaate kendini adamak davranışlarına olumsuz olarak yansır. Bu bireyin kendi vicdanıyla karar verme gücünü ortadan kaldırır. 
Burada cemaat dini bir anlamda değil sosyolojik anlamda kullanılmıştır. İç dayanışması çok güçlü, bir öğreti ya da ideoloji etrafında birleşmiş, kendi benliğini grubun benliğine adamış yapıların sorunlu olduğu açıktır. 
Modern zamanlarda aynı bağlılık devlet ve devletin ideolojik araçlarına karşı yapılmaktadır. Sanıldığının aksine seküler yapılardan gruba kendini adama duygusu dini cemaatlerden az değildir. FETÖ veya İŞİD militanının davasına ölümüne bağlılığın bir DHKP-C veya PKK kilit anında da rastlamak mümkündür. Gruba her tür bağlılık ve bağlılığın derecesi sorunlu mudur?, sorusu tartışılmaya değer bir sorudur. Faşist ve sosyalist devletler de devletin kendisi en büyük cemaat yerine geçmiştir. Yıllardır "varlığın Türk varlığına armağan olsun" ifadesi nasıl bir cemaatsel bağlılığa işaret ettiği üzerinde düşünmek gerekir. Temeldeki yanılgı birey toplum ilişkilerini cemaat üzerinden değerlendirirken cemaati dini yapılarla sınırlandırmaktır. Bir zihin, Eyüpsultana dua etmeye giden birinin eylemini irrasyonel bularak eleştirirken aynı irrasyonelliğin bir izdüşümü olan Anıtkabir ziyaretlerini çağdaş bir tutum olarak görebiliyor.
            

Kemalizm’in Türkiye'de seküler değerler etrafında modern bir cemaat oluşturmaya çalıştığını düşünüyorum. Bu ideolojinin en etkin araçları ise laiklik ve milliyetçiliktir. Cemaat içi bağlılığı dine ait değerler değil, toprak, vatan, bayrak, ulus gibi seküler kavramlar oluşturmaktadır. Kemalizm konusunda seküler kavramlar üzerinden bir kutsallaştırma çabasının varlığı da gözden kaçmamaktadır. Tarihçi Şükrü Hanioğlu’nun deyimiyle: “...Kuruluş sürecinin "her şeyin mükemmel olduğu" bir dönem, kurucunun ise "hatadan münezzeh" bir lider olarak kutsanması neticesinde, resmî ideoloji "din" niteliği kazanmakta, ulus-devletin kuruluş dönemi "asrı saadet" olarak kavramsallaştırılmakta, kurucu lider ise "insanüstü" bir kişiliğe büründürülmektedir...”

Hiç kuşkusuz FETÖ Ak Partiyi içten ele geçirmeye gayret etmiştir. Bunu yeterince başaramadığı doğrudur. Ak Parti içinde sanıldığı gibi güçlü olsalardı, 17-25 Aralık sürecin de istifa ettirilip iktidarı düşürebilirdi. O günlerde istifalar sinirli kalmıştır. İktidar ile cepheden mücadeleye başlayınca, muhalefete yönelmiştir; onlara her tür desteği vermiştir. Onlar da bundan hiç rahatsızlık duymamıştır. MHP de 15 Temmuzda kadar bu mücadelenin öncülüğünü yapmıştır. 15 Temmuz da FETÖ nün gerçek yüzü gizlenemez biçimde ortaya çıkınca Bahçeli görüş değiştirmiştir. Bahçeli'yi tutum değiştirmeye iten diğer önemli faktör de FETÖ nün Akşener üzerinden MHP ye operasyon yaptığı düşüncesidir. FETÖ Ak Partiyi içeriden çökertecek dinamiklerden ve güçten yoksundur. Yoksa operasyon oradan yürütülürdü. Bu durum Ak Partiyi içeriden çökertecek gücünün olmadığını gösteriyor. FETÖ nün Ak partideki gücü muhalefetten fazla değil hatta daha azdır. FETO Ak partinin içinde sanıldığı gibi güçlüyse, oradan yürüyerek Ak Parti iktidarını düşürebilirdi.

Öyle görülüyor ki, Cemaatin siyasal gücü iktidardan çok muhalefet üzerinde etkilidir.

FETÖ yargılamalarında açıkça görülen bir tutum da, yargılananların hep bir ağızdan benzer ifadeler vermeleridir. Bu hala Fethullah Gülen’in örgüt üzerindeki sarsılmaz hakimiyetini göstermektedir. Öyle ki, yakalanan ve yargılananlarda en küçük bir pişmanlık belirtisi görülmemektedir. Sanıkların her şeyi inkar etmek için takiyeyi etkili bir silah olarak hala kullanmaktadırlar. Kuşkusuz böyle bir örgütün kodlarını çözmek ve tüm yönleriyle açığa çıkarmak çok kolay olmayacaktır. 



Bu yazı 1070 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI