erotik shop
Bugun...
Eleştiri Yaparken Doğru Yerde Durmak


Yusuf Yavuzyılmaz Fikir Zemini
yusufyavuzyilmaz@hotmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 09-04-2017 02:04

İdeolojiler çoğu kez olayları değerlendirirken kullandığımız paradigmalardır. Thomas Kuhn’un düşünce dünyasına kazandırdığı paradigma bir olaya anlam kazandıran kavramsal çerçeve demektir. Örnek, model, bakış açısı gibi anlamlara gelir. Bilimsel değişimin paradigma değişimi olduğunu savunan Kuhn, bir paradigmanın sorun çözme yeteneğini devam ettirdiği sürece yaşamaya devam ettiğini savunur. Sorun çözme yeteneğini kaybeden paradigma bunalıma girer ve bu süreç yeni ve güçlü bir paradigmanın ortaya çıkmasıyla sonuçlanır. Paradigmalar sadece bilimsel açıklamalardan ibaret değildir. Geniş anlamda ideolojiler dinler, kültürler de birer paradigma örneğidir. İnsanlar olayları değerlendirirken içinde yaşadığı kültürden edindiği paradigmayı kullanır. Bir insanın olayları açıklarken kullandığı paradigma yanlışsa doğru sonuçlara ulaşması mümkün değildir. İşte vahiy insana değişmez değerler sistemini verir ve daima doğru yerde durmasına neden olur.

Toplumsal değişimleri sadece elitlere bağlayarak açıklama anlayışı çoğu kez bizi yanılgıya götürecektir. Toplumsal ahlakı derinden etkileyen yolsuzluklar karşısındaki tavrımız da bu yanlış algının kurbanı olmuştur.Yolsuzluk sadece politik aktörler, bürokrasi ve askerler üzerinden gidilerek analiz edilecek bir sorun değil. 2000 öncesi yapılan Bir araştırmada toplumun büyük kesimi rüşvet vererek iş yaptırmayı normal gördüğü ortaya çıkmıştır. Elbette bunda rüşvetin yaygınlığının da etkisi vardır. Ama düşünelim: Banka kuyruğunda bir tanıdık arayan, trafik cezalarında polise kendini görmezden gelmediği için kızan, memura abi "bizde memuruz" diye ceza kesmemesini söyleyen bir halkın hiç kusuru yoktur diyebilir miyiz? Kölelerin amacı kölelikten kurtulmak değil köle sahibi olmak olduğunu savunanlar tamamıyla haksız değildir. İnsanların çoğu yağma düzenine ve rüşvet çarkına değil, bundan pay alamadığına itiraz ediyor. Yani ülkemiz sadece kötü siyasetçi, bürokrat ve askerden oluşmuyor; bu yapıyı besleyen ve ayakta tutan halk desteği de var. Zalim Haccac döneminde zulümden bıkan bir kişi:
-"Neredesin ey Ömer" diye adalet arayışını dile getirmiş
Zalim Haccac: "Bir de Hz. Ömer'in halkına bak" demiş.
"o halk Hz.Ömer'e layıktı sense bana." diyerek toplumsal bir gerçeği hatırlatmış oldu. Unutmayalım Özgürlük Peygamberi "Nasılsanız öyle idare edilirsiniz" diyor. Dikkat nasıl idare edilirseniz öyle olursunuz demiyor. Maalesef çoğu kez kendi sorumluluğumuzla yüzleşmemek için sorunları bizim dışımızdaki faktörlere aktarıp kendimizi rahatlatmak yoluna gidiyoruz. Sorunları hep yönetici elit üzerine transfer etme yerine "biz neden bu şekilde idare edilmeye layıkız" sorusu sorulmalıdır.

İnançları ve ahlaki ilkeleri dolayısıyla haksızlıklara karşı direnen insanlara selam olsun. Onlar içinde yaşadıkları toplumun ve dünyanın vicdanıdır. Ali Şeriati’nin deyimiyle onlar kendi tarihi ve toplumsal sorumluluklarını bilen, toplumuna önderlik eden aydınlardır.

Çağımız Müslümanlarının en önemli sorunlarından biri modernleşme karşısında nasıl bir tavır geliştireceklerini bilememeleridir. Mehmet Akif "Çağın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı" derken, İslam’ın dünyada yaygınlaşmasını ve etkin hale gelmesinin mücadelesini veriyordu. Çağımızda İslam’ın modernleşmesinden bahsedenler, modern dünyanın değerlerini temel alıp İslam’ı buna uygun yorumlamanın kavgasını güdüyorlar. Elbette önlerine çıkan engel hüküm bildiren ayetlerin varlığıdır. Bu noktada zihinsel duruş şöyle şekilleniyor: Ya Kur'an temelde bir ahlak kitabıdır diyerek, muhkem ayetleri görmezden gelen moderrnist tavır sergileniyor, ya da tevil yaparak ayetler işlevsiz hale getirilmeye çalışılıyor.

Zenginleşme, mal tutkusu ve daha rahat bir yaşam sürme amacı, Müslümanların paradigmasını değiştirmesine neden oluyor. İdealist olduğu yıllarda neyin İslam’a uygun olduğu bilinciyle yaşama azmi yerini neyin modern dünyaya uygun olduğu anlayışıyla yer değiştiriyor. Modern hayatın pratiklerini temel alarak dini anlayışını yorumluyor ve değiştiriyor. Bu dilinden Allah, elinden tespihi düşürmeyen bir secülelerleşmeye(dünyevileşmeye) işaret ediyor.

Çağımız Müslümanlarından önemli bir bölümü zenginleşmeye duydukları özlem nedeniyle dinin ahlaki ve dürüstlükle ilgili hükümlerini görmezden gelme eğilimine girdiler. Bunun sunucunda banka kredisi kullanarak tatile çıkabiliyorlar. Eğlence ve dinlenmeye duydukları özlem, dinin en şiddetli yasaklarından biri olan faiz yasağını buharlaştırıp önemsizleştiriyor. İnanç ilkelerini dünyevi çıkarlarını gerekçe göstererek sık sık çiğneyen Müslümanların zihninde zımmen, İslam iyi ama günümüz dünyasında uygulanması imkansız inancını bilinç altına yerleşmesine neden oluyor.

Müslümanların Batı hayranlığının altında hem hangi araçlarla yapılırsa yapılsın güçlü olmaya duydukları özlem (ki, bu güce ulaşmayı "düşmanınızın silahıyla silahlanın" anlayışıyla rasyonalize ediyorlar) hem de Batı bilimi ve ilerlemesi karşısında duydukları kompleks yatmaktadır.

İslami görümünü biraz kazıdığın zaman altından çıkan derinlikten yoksun bir gösterişçi dindarlık, makam ve mevki için yapmayacağı eylem olmayan çıkarcı bir kişilik, kazanmak için her tür ahlaksızlığı meşru gören bir ahlak anlayışı, kendisinden farklı etnik gruplara yapılan haksızlıklara susan, temel hak ve özgürlükleri sadece kendisi için isteyen, korkunç bir ırkçılık ve fanatizmi besleyen dindarlığa lanet olsun. Hiç şüphesiz böyle bir dindarlıktan adaletin ve toplumsal barışın üremesi zordur. Bu dinin kendi çıkarları için kullanılması yani araçsallaştırılmasıdır. Araçsallaştırılmış dindarlıkta bireyler dine hizmet etmezler, tam tersine dini kendi çıkarları için bir araç olarak kullanırlar.

Müslümanları düşünce sorunlarının başında geçmişten edindikleri tarih anlayışı gelmektedir. Egemenlerin baskısı altında yazılmış bir tarihi miras, mutlaka gözden geçirilip eleştiriye tabi tutulmalıdır. Tarih algımız büyük ölçüde Emevi sarayında yazılan tarih,fıkıh,kelam geleneği ile şekillendi ve ne yazık ki, bu durum zaman içinde devlet merkezli bir İslami akıl üretti. Özellikle biz Türklerin siyasal aklını

1-Emevi siyaset yorumu ve özellikle kader anlayışı,

2- Orta Asya'dan gelen pagan inançlar,

3- Hermetik aklın nüfuz ettiği tasavvufi geleneğin bileşkesi oluşturmaktadır.(Kürt aklının da farklı olduğunu düşünmüyorum) Buradan özgün ve vahyi temel alan bir öğretinin çıkması mümkün değildir.

İslam’ın muhafazakar-sağcı- milliyetçi retoriğe teslim olmasıyla dindarlık anlayışı da değişti. İbadet asıl mecrasından çıkarak sosyal hayatta her türlü haksızlığı yapan kişilerin vicdanlarını rahatlatmaya dönük bir gösteriye dönüştü. Milliyetçi- muhafazakar paradigma içinde değerlendirilen din anlayışı kendi kaynaklarında tanımlanan din ile önemli ölçüde farklılaşmıştır. Türk muhafazakarlığı ve milliyetçiliği içinde gelişme imkanı bulan İslam düşüncesi bu süreçte büyük bir semantik müdahaleye uğradı. Hala semantik müdahaleye uğramış bir din dilini kullanan nesillerin doğru düşünmesini bekliyoruz. oysa bu dilin kavramsal çerçevesi İslam değil Türk tarihi ve kültürü oluşturmaktadır. Bundan dolayı devletin taraf olduğu Kürt sorunu gibi sosyal olaylarda Müslümanlar devletin tarafında hizalanmaktan rahatsızlık duymuyorlar.

Kur’an hariç, kim tarafından üretilirse üretilsin hiçbir ahlaki normun, ideolojik ilkenin ve değerin evrenselliği olamaz. Bu yüzden Kur’an, bütün çağlar için tarihselliğin dışında evrensel değerlerin kaynağıdır. Kültürler çoğu kez dinin anlaşılmasının önünde engel olurlar. Bundan dolayı vahyi kabul etmeyen insanlar vahyin karşısına atalarından devraldıkları bilgi sistemini ve davranış kalıplarını koymak istemişlerdir.

Siyasi eleştirilerde de toptancı bakışın etkisi altında kalıyoruz. Ben Ak Partiyi eleştirirken İslam’ın adalet referansını temel alarak eleştiriyorum. Ulusalcı-Kemalist-milliyetçi eleştirilere ise prim vermiyorum. Çünkü onların eleştirileri Cumhuriyet tarihi boyunca elde ettikleri ayrıcalıkları kaybetme korkusu ve devrim kanunlarına dönüş gibi faşizmi çağrıştıran retoriğe dayanıyor. Emin Çölaşan'ın 'Şimdikilerin sıkma başlı karıları...' adlı insanlıktan nasibini almamış nefret söylemine de koşulsuz iktidar destekçiliğine de hayır. Ancak Emin Çölaşan gibi ulusalcı-seçkinci, ajitatif,ötekileştirici, militarist söylemi ile Ak Parti arasında seçim yapan halkın Ak Partiyi seçmesi hem mantıklıdır, hem de ahlakidir. Emin Çölaşan zihniyetinin alternatif olduğu hiçbir seçimi Ak Parti kaybetmeyeceği açıktır. Eleştiri yaparken füze kalkanı, Kürt sorunu, Suriye politikası gibi konularda varsa eleştirilerimizi sonuna kadar yapacağız; ama bunu yaparken Mustafa Balbay,Mustafa Mutlu,Emin Çölaşan, Vural Savaş, Yılmaz Özdil gibi ulusalcı-Kemalist yazarların retoriğine de teslim olmayacağız.

Günümüz Müslümanlarının önemli zaaflarından birisi de İslam’a özgü bir eleştiri ahlakı geliştirememiş olmalarıdır. Kendi ahlaki gelişimini tamamlayamamış, kendisi gibi düşünmeyen Müslümanları tekfir etmekten çekinmeyen, ayetleri eline alarak önüne geleni kafir ilan eden bir kimsenin emperyalizmi yenmek gibi büyük davalar peşinde koşması imkansızdır. Büyük davaların peşinden koşmak için büyük adam olmak gerekir. Bunun ilk adımı kendi içinde ahlaki bir devrim yapabilmektir. Kişisel egolarını aşamayan, nefsinin esiri olmuş, sahip olduğu bilgileri test etmek için en küçük bir çaba harcamayan, İslam’ın bugünlere taşıyan herkese taş atmayı marifet sayan, dini konulardaki tartışmalarını öğrenmek için değil de üstün gelmek için yapan ve İslam’ı sadece kendisinin temsil ettiğini düşünen küçük insanlardan uzak durmak gerekir.

Eğer İslam dünyasının yöneticileri ülkelerini hukuk ve adalet devleti anlayışını temel alarak yönetselerdi, hiçbir yabancı güç arkalarına aldıkları halkın gücünü ezip geçemezdi. Emperyalizmi davet eden ülkesini azınlık bir grubun tasallutuna dayanarak,baskı ve zulüm siyasetiyle idare etmeye çalışan Esad' dır. Söyler misiniz, niçin bir Suriyeli Amerika'ya karşı Esad'ı desteklesin? Emperyalizmi davet eden zalim ve adaletsiz yöneticilerdir. Hiç kimse Amerika'yı bahane ederek zalimliğe boyun eğmeyi erdemlilik olarak gösteremez.

Mezhep, grup, parti vs. üzerinden gidilerek İslam tanımlanamaz. İslam üzerinden giderek tanımlama yapılabilir. Ön ideolojik kabullerle Kur’an'a yönelip, kendi ideolojisini desteklemek için kanıt arayanların varacağı yerin İslam olmayacağı şüphesizdir.

Müslümanların sorgulaması gereken ilk şey Amerikan emperyalizmi, Rusya, İsrail ve Neo-liberalizm değildir; Kuran'la aralarındaki mesafenin niceliğidir. Kur’an'la ilişkinin düzeltmeden birincileri sürekli gündeme taşımak hem insanı gerçek bilgiden uzaklaştırıp kendini inşa etmesini engelleyecek, hem de kuranla ilişkisini düzeltmeden kazanma imkanı olmadığı bir savaşın tarafı yapacaktır.

İslam soyut bilgilerden oluşan bir felsefi sistem değildir. O, değerini yaşam pratiği içinde bulur; bu yüzden teorik bilgiyi hayatına indiremeyenlere “Kitap yüklü eşekler” denmiştir. Bugün Müslümanların en büyük sorunlarından biri inandıklarıyla yaşamları arasındaki mesafenin fazlalığıdır. Bundan dolayı faiz yiyen,yalan söyleyen, ölçü ve tartıda hata yapan, verdiği sözü yerine getirmeyen, ama namaz kılıp oruç tutan çarpık bir anlayışı temsil eden hastalıklı tipler karşımıza çıkmaktadır. İstanbul’a mal almaya giden Anadolu tüccarının “ben Yahudilerle iş yapmayı tercih ediyorum çünkü iş ahlakına sahip güvenilir adamlar” dediği nokta sözün bittiği noktadır.



Bu yazı 1305 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI