erotik shop
Bugun...
Katar, Emperyalizmin yeni manevra alanı...


Yusuf Yavuzyılmaz Fikir Zemini
yusufyavuzyilmaz@hotmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 08-06-2017 15:45

Katar’ın Amerika’nın direktifleriyle bölge ülkeleri tarafından hedef tahtasına konması, kuşkusuz yeni bir gerilimin fitilini ateşledi. Öyle görülüyor ki, emperyalist devletler yeni bir düzen yaratmak istiyorlar. Kuşkusuz Katar ve İhvan’ın hedefe yerleştirilmesi, Batı’nı radikal İslam karşılılığının doğru bir parametre olmadığını gösteriyor. Çünkü sadece radikal veya terör örgütlerine değil, İslam’ın kendisine de karşılar. Şunu kabul etmek gerekir ki, bölgenin dinamiklerinden hareket etmeyen hiçbir çözümün kalıcı olmasına imkan yoktur. Katar konusunda sağlıklı bir analiz yapabilmek için izini süreceğimiz sorular şunlar olmalıdır;

1- Katar'ın ABD ile siyasal pozisyonu nedir?

2- Katar'ın bölge ülkeleri, özellikle kendisi ile diplomatik ilişkileri kesen ülkelerle ilişkisi nedir?

3- Katar gibi dünya siyasetinde fazla etkisi olmayan bir ülke üzerinden kime mesaj veriliyor?

4- Katar bölgede ne ifade ediyor?

5- Verilen mesaj Türkiye'ye mi, yoksa İran'a mı?

6-Katar,  İhvan ve Hamas desteği dolayısıyla cezalandırılmak mı isteniyor?

Katar sorunu, Türkiye'deki herkesin içyüzünü göstermesi bakımından anlamlı bir test oldu. Kriz zamanları böyledir. İnsanın gizlemeye çalıştığı gerçek kimliğini ortaya çıkarır. Bazılarının basiretsizliği, bazılarının Arap düşmanlığını, bazılarının İslam karşıtlığını, bazılarının politik ufuksuzluğunu açıkça ortaya serdi.

Suudi Arabistan’ın öncülüğünde bazı körfez ülkeleri Amerikan’ın önerisiyle, Katar'ın İhvan ve Hamas' dan desteğini çekmesi gerektiğini söyledi. Arkasında Amerika'nın bulunduğu bu istek aslında Katar üzerinden Türkiye ve Erdoğan'a karşı yapılıyor. Çünkü İhvan ve Hamas'ı açıkça destekleyen bir liderdir Erdoğan.

Öyle görülüyor ki, İhvan lideri Mursi, iktidardan askeri darbeyle devrildikten sonra, İslam dünyasını biçimlendirmek isteyen güçlerin en büyük hedefi Erdoğan oldu. Çünkü Erdoğan Hem Mursi'yi savundu, hem de Darbeci Sisi'ye en yüksek perdeden karşı çıktı. Dahası Mursi taraftarlarının simgesi olan Rabia işaretini her platformda kullanarak pozisyonunu açık bir biçimde belirledi. Biliyoruz ki, AB ve Amerika Mısır'da gerçekleşen darbeye arka çıkarak destekledi. Dolayısıyla bu durum Erdoğan'ı Batı karşısında açık hedef durumuna düşürdü. 15 Temmuz darbe girişiminin en önemli hedefi Erdoğan'dı kuşkusuz. Gülen Çetesinin asıl hedefinin Ak Parti değil, Erdoğan olduğunu 15 Temmuz öncesi cemaate yakın yazarlar tarafından açıkça savunuyordu. Batı, Gülen Çetesi eliyle desteklediği darbe başarılı olmayınca diğer olasılıklar devreye alındı. 

Unutmamak gerekir ki, Darbenin sanığı halen ABD topraklarında ve koruması altındadır. Yunanistan'dan başlayarak Almanya ve AB ülkeleri de çeşitli gerekçeler ileri sürerek darbecileri korumaktadır. Aslında Mısır diktatörü Sisi'ye verilen destekle FETÖ terör örgütüne verilen destek aynı düzlemdedir. 
Kaldı ki, şimdi soyutlanmak ve cezalandırılmak istenen Katar ile Türkiye'nin işbirliği önemli bir düzeydedir.

Siyasal olarak Mısır ve Suudi Arabistan'ın Katar karşıtı koalisyonun öncülüğünü yapmaları, Katar’a yapılmak istenen operasyonun nedenini yeterince açıklayıcıdır. Anlaşılan o ki, İhvan ve Hamas’a destek veren ülkeler teröre destek vermekle suçlanacak bir sürece gireceğiz. Bu durum hedefin sadece Katar’la sınırlı olmadığını gösteriyor. Ayrıca Katar'lı Gazeteci Aziz Al Mahmoud’un: "Mısır darbesine ve Türkiye'deki darbe girişimine karşı çıktığımız, Gazze'ye destek olduğumuz için kuşatılıyoruz." şeklindeki değerlendirmesi operasyonun nedenini açıklamak için yeterlidir.

Türkiye’nin muhalefetinin sorumsuzca açıklamaları sorunu iç politik bir alana çekilmek istendiğini gösteriyor. Muhalefet liderinin söylemleri dış politika karşısındaki ufuksuzluğunu göstermesi bakımından ilginç veriler sunuyor. Kılıçdaroğlu, sadece gaflarıyla değil, her yönüyle ilginç bir siyasal figür. Kılıçdaroğlu, İhvan ve Mursi'ye karşı, Askeri darbe ile gelen diktatör Sisi' ye karşı sessiz. Terörist derken İhvan'ı ve Katar'ı anlıyor. PKK, PYD, YPG ve FETÖ ya sessiz. DHKP-C' ye ise özellikle sessiz. 15 Temmuz darbe girişimine "kontrollü darbe" diyecek kadar dar ufuklu. 15 Temmuz' da canını hiçe sayarak Batı destekli bir darbeye direnen yiğit insanlarla; iç karışıklık çıkararak emperyalizme hizmet eden Gezi eylemcilerini aynı kefeye koyacak kadar adalet duygusunu kaybetmiş. Gezi terörizminin arkasındaki emperyalist bileşenlerden habersiz görünüyor. Gezi terörizmini destekleyen ülkelerin FETÖ çetesinin arkasında durduğunu analiz edecek basiretten yoksun. Türkiye bu kadar düşük profilli bir muhalefet liderini hak etmiyor.

Aslında Kılıçdaroğlu'nun Katar konusunda konuşmasına hiç gerek yok. Söylediklerini ABD ve Arabistan başta olmak üzere Dünyadaki bütün anti İslamist kuruluşlar söylüyorlar. Türkiye’deki ana muhalefetin emperyalist ülkelerle bu kadar örtüşen bir retorik ortaya koyması gerçekten talihsizliktir.

Türkiye’nin İhvan ve Hamas konusundaki açık siyaseti, Batılı ülkelerin siyasetine teslim olmaması son derece önemlidir. Nitekim Atilla Yayla’da bu duruma işaret etmektedir: “Türkiye'nin Almanya ve ABD gibi emperyal ve her türlü tezgahı çevirmekte mahir ülkelere hayır demesi, diyebilmesi hoşuma gidiyor. Fakat bunun bir maliyetinin de olacağını biliyorum. Gezi'den beridir aleni olarak ülkeye çıkartılan faturalara gelecekte yenilerinin eklenebileceğini düşünüyorum. Katar vakası bunun işaret fişeği olabilir. Hadi hayırlısı...”

Katar sorunu üzerinden milliyetçi çevrelerde üretilen Arap Karşıtlığı söylemi de gözden kaçmıyor. Uluslararası siyasetin çıkar ilişkileri üzerinden yürüdüğünden kalkarak bir topluluğu güvenilmez olarak nitelemek açık bir faşizm örneğidir. Söyler misiniz bu anlamda hangi ülke güvenilir. Amerika sizinle ittifak ettiği halde PYD ve YPG ile çalışmıyor mu, Almanya farklı mı, Ya Hollanda? Tüm Batı siyasetçilerinin Mısır ve FETÖ darbesi karşısında nasıl durduğunu görmedik mi? Buradan kalkarak Batılılara güvenilmez diye bir genelleme yapabilir miyiz? Bu genelleme Cumhuriyetin ilk yıllarından beri belli amaçlara matuf bir politikanın sonucu. Sanki İngilizler Araplardan daha güvenilir? Adamların ulusal felsefesi pragmatizm. Yani çıkarlar değiştikçe doğru değişir. Kaldı ki, 15 Temmuzda yapılan darbe girişimine karşı çıkıp, Türkiye'ye koşulsuz destek veren ilk ülkedir Katar. Üstelik Arap düşmanlığı yapanlara sorulacak soru şudur: Katar da bir Arap devleti değil mi? 

Ne olduğu çok açık olan bir siyasal konudan ırkçılık türetmek Türk milliyetçiliğin bir bölümü ne ait zihniyet olsa gerek. Bu bilinçaltındaki Arap düşmanlığının dışa vurumudur. Bir siyasal duruş eleştirilirken halkları güvenilmez diye kategorileştirmek sadece entelektüel bakımdan değil, ahlaki bakımdan da sorunlu bir yaklaşımdır. Bu yorumlar Türk aydınının bilinçaltındaki faşizmi dışa vurması bakımından dikkate değerdir.

Katar sorunu ülkemizdeki solun ne kadar sorunlu olduğunu da açıkça ortaya koymuştur. Kendilerine solcu diyen, üstelik emperyalizm karşıtı olduğunu da savunan insanların Katar üzerinden Türkiye'nin emperyalistler tarafından sıkıştırılmasını onaylayacak kadar bu toplumun değerlerine yabancılaştığını görmek sadece üzüntü vermiyor, solun emperyalizm retoriğinin de ne kadar boş olduğunu gösteriyor. Bu temelde bir ahlak ve aidiyet sorunudur. Kendi ülkesindeki halkın oyuyla seçilmiş meşru iktidarı devirmek için emperyalizmle işbirliğini dahi normal gören bir ahlaksızlık besliyor bu anlayış.

Emperyalistlerin bütün çabalarına karşın sorunun ana kaynağı İslam ülkelerinin sorun çözme yeteneğinin kaybetmiş olmasıdır. Kendi dinamiklerini harekete geçiremeyen bir bölgenin, dışarıdan müdahalelerle kalıcı barışın sağlanmasına imkan yoktur. 



Bu yazı 1134 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI