Bugun...
Kürdistan Referandumu


Yusuf Yavuzyılmaz Fikir Zemini
yusufyavuzyilmaz@hotmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 31-08-2017 01:06

Öyle görülüyor ki, Barzani tarafından Eylül ayında yapılacağı söylenen referandum günden oluşturmaya devam edecek. Referandum kararına çeşitli çevrelerden tepkiler gelmeye devam ediyor.

Kuşkusuz kurulması muhtemel Kürt devletini her ülkede örgüt kendi pozisyonuna göre yönlendirmek istiyor. Önümüz bu açıdan ilginç gelişmelere gebe. Gelinen aşamadan sonra referandumun iptal edilmesi zor gözüküyor. Böyle bir politik hamle Barzani'yi tartışmalı hale getirir. Belki de PKK referandumu engellemek ile Barzani'nin Kürtler üzerinde olan etkisini kırmak istiyor. Çünkü PKK, kendini Kürtlerin tek meşru temsilcisi olarak görüyor. 
Barzani'nin uluslararası alanda kabulü PKK'yı en büyük darbedir.
Bunu göremeyecek kadar kısa bir siyasal akla sahip insanlar.

Gelecek korkusu çoğu insanda vardır. Gelecekte ortaya çıkabilecek sorunların yarattığı korku, mevcut sorun üreten statükoya sıkıca sarılmaya itiyor insanları. 

Ne ki Yunan filozofu Herakleitos'un, değişimin kaçınılmazlığını anlatmak için kullandığı metaforda dediği gibi "Bir nehirde iki kez yıkanılamaz”. Değişim kaçınılmaz olduğu reddedilemez bir gerçekliktir. Kuşkusuz değişimin önünde durmak mümkün değildir, ancak onu yönlendirmek de gerekir. Değişimin kendisi bir değer değildir, niteliği belirleyicidir. Bir adamın içki içmeye, kumar oynamaya hırsızlık yapmaya başlaması da bir değişimdir, ancak doğru değildir. Nereden nereye hangi değerden hangi değere geçtiğiniz önemlidir. Bunun için her değişim onaylanamaz. Çünkü her değişimin doğru olacağı iddia edilemez kuşkusuz. Ama bu korkuya esir olmamak gerekir. Gelecek korkusu insanı daha iyi olanın peşinden koşma eylemini engellememeli.

Bağımsız Kürt devletine gidecek referandumun diğer ülkelerde yaşayan etnik çeşitlilik dolayısıyla soruna yol açacağı tezi temelsizdir. Etnik milliyetçiliği besleyen en önemli faktörün egemen ülkelerin sürdürdüğü politikaların olduğu açıktır. Etnik milliyetçiliğe dönük siyasal taleplerin önüne geçmenin yolu milliyetçilik değildir. Milliyetçi talepleri aşabilecek siyasal bir yapı üretmek gerekir. Türkiye deki Kürtlerin geleceğini bu durum belirleyecektir.
Türkiye tarihi ve kültürel birikimiyle bu sorunu aşmaya en yakın ülkedir.

Milliyetçi siyasal aklın, sahip olduğu entelektüel seviye ile ki, bu konuda en yetersiz siyasal akımdır, günümüzün karmaşık siyasal sorunlarına cevap üretmesi neredeyse imkansızdır. Bu nedenle olayları sürekli felaket senaryoları üzerinden değerlendirmeye yatkın bir siyasal zihniyet üretiyorlar. Bu konuda Türk ve Kürt milliyetçiliğinin zerre farkı yoktur.

Kürt bölgesinde yapılacak referanduma cephe almanın, hele bunu Israil ile özdeşleştirmenin ahlakı bir temeli yok. Kürtlerin İsrail ile ilişkisi olacaktır kuşkusuz. Türkiye’nin yok mu? Önemli olan bu ilişkinin bölge ülkeler o aleyhine bir pozisyonda olması. Ben Kürtlerin, tarihsel konumları nedeniyle böyle bir pozisyon içine gireceklerini hiç düşünmüyorum. PKK faktörünü ve onun İsrail ile girdiği ilişkileri örnek vermemek gerekir. PKK bir terör örgütüdür. Rasyonel bir devlet aklı yoktur. Kürt siyasal aklının felsefi temelleri ve bu siyasal akli oluşturan bileşenler üzerine çalışılırsa; bu bileşenler arasında İslam'ın yeri hakkında sağlıklı analiz yapılabilirse absürt yorumlardan uzaklaşılmış olur.

Türkiye’nin Barzani'nin Kuracağı devlete kategorik olarak karşı olduğunu düşünenlerden değilim. Referanduma karşı olduğunu söylemesine karşın dışişleri bakanı Barzani ile görüşüyor ve Barzani bu süreçte özellikle Türkiye karşıtı bir açıklama yapmıyor. Bana göre 2019 başkanlık seçiminde oluşan denge, Türkiye’nin açık pozisyon almasını önlüyor.

Şu an tam da Barzani'nin yanında yer alma zamanıdır. Çünkü bağımsızlık sonrası hangi ülkenin ne pozisyon aldığı Kürtler tarafından unutulmayacaktır. İlginç zamanlar yaşıyoruz. Türkiye, ABD, PKK, Iran, AB, Fransa ve Almanya gibi çok sayıda devlet ve örgüt referanduma karşı pozisyon alıyor. Bu ülke ve örgütlerin değişik gerekçelerle karşı çıkmasına karşılık yine de ilginç bir birliktelik.

Barzani'nin yapacağı referanduma karşı çıkılmasını anlamakta zorlanıyorum. Bağımsız Kürdistan’ın ( Kaldı ki, şu an defacto bağımsızdır) kaos yaratacağı tezi absürt bir tezdir. Kaldı ki Suriye ve Irak devlet olma vasfını kaybetmiştir. Bağımsız Kürdistan, Barzani'nin de altını defalarca çizdiği gibi, Türkiye’nin en güvenilir müttefiki olacaktır.  Kaldı ki, su an bile ekonomik ve askeri işbirliği konusunda Kürdistan'ın en çok ilişkide bulunduğu ülke Türkiye’dir. Türk ve Kürt milliyetçileri endişe etmesin Kürdistan’da Türkiye düşmanlığı çıkmaz. Türkiye ile Kürdistan arasındaki ilişkilerin düzeyini görmek için Kuzey Oradaki Kürt şehirlerini bir gezmek yeterlidir.

Kürdistan'’ın Sevr ile analiz edilmesi kadar absürt bir anakronik siyasal tavır olmaz. Bu mantıkla çok partili demokrasiye geçişi de laik Cumhuriyetten sapma olarak görebilirsiniz. Zaman değişmiş, koşullar değişmiş. 
Rusya’da, Baklkanlar’da yeni bağımsız devletler kurulmuş. Yugoslavya parçalanırken de aynı süreç yaşanmıştır. Hayır, Yugoslavya parçalanmasın, Bosna- Hersek bağımsız olmasın denilebilir mi? Gerçi Türk solunun bir kısmı böyle demişti. Irak' in artık bir devlet olmadığını, Irak merkezli bir statükonun uzun sure devam etmesinin zor olacağı gerçeğini bilelim.
Sanıyorum PKK özelinde oluşan Kürt korkusu insanların rasyonel düşünmesini engelliyor.

Bölge de yeni dengeler kuruluyor. Sürekli sorun üreten eski yapıyı hem de Sevr paranoyasına yaslanarak değerlendirmek kısa bir siyasal akıl örneğidir.
Değişimin zamanı geldiğinde bunun karşısında tavır almak imkansızdır. Geriye değişimi yönetecek bir siyasal akıl kalıyor.

Siyonistlerle Barzani arasında bağlantı kuranlar, bir zahmet Türkiye’nin kuruluşunda Yahudilerin rolünü araştıran bir zihinsel çabaya girseler aslında daha doğru değerlendirmeler yapabilecekler. Türk milliyetçiliğin kurucu isimlerinden biri olan Tekin Alp'in macerasını bir izleseler Türkiye’de milliyetçiliğin oluşumunda Yahudi etkisini göreceklerdir.

Gerçekten de günümüzün en büyük siyasal sorunu farklı etnisitelerin ve dini anlayışların nasıl barış içinde bir arada yaşayabileceği sorunudur. 
Bu sorunu doğru bir paradigma ile aşanlar sorunu çözebilecekler. Kuşkusuz bunun için milliyetçiliğin ötesinde bir paradigmaya ihtiyaç var.
Cumhuriyetin kuruluşunda din sorunu laiklik, etnisite sorunu da Türkçülük içinde aşılmaya çalışılmıştır. Çerçevesini laiklik ( kuşkusuz cumhuriyetin ilk yılların da kullanılan şekliyle ateizm yakindir) ve Türk milliyetçiliğinin çizdiği bu paradigmanın nasıl trajik sonuçlar doğurduğu özellikle Tek Parti döneminde görülebilir. 

Türkiye bu paradigmanın doğurduğu sorunlarla yüzleşme ve onları asma çabasını gösteriyor. Ak Parti dönemini bu çabanın uzantısı olarak da görmek gerekir.



Bu yazı 360 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI