Bugun...
Milliyetçiliğin İdeolojik ve Siyasal Krizi Üzerine Notlar


Yusuf Yavuzyılmaz Fikir Zemini
yusufyavuzyilmaz@hotmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 26-07-2017 00:43

"Bütün ideolojik hareketlerin çekiciliği, kişilerde gelecekle ilgili büyük ümitler yaratmasından ileri gelmektedir."
                             Tuncer Güney/ Kayıp Bozkurtlar

Küreselleşen dünyada bütün ideolojiler sarsıntı geçirmektedir. Kuşkusuz bu ideolojiler arasında milliyetçilik ön sıralarda yer almaktadır. Küreselleşme bir taraftan dünyayı küçültüp kültürleri birbirine yaklaştırmakta, diğer taraftan milliyetçilik eksenli oluşumların yeniden ve etkili bir şekilde ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Küreselleşme ile beraber Türk milliyetçiliği de siyasi ve kültürel açıdan bir bunalımın eşiğinde durmaktadır. Küreselleşmenin etkisi ve iç siyasal gelişmelerden kaynaklanan bir bölünme yaşıyor milliyetçilik: Muhafazakar milliyetçilik ve ulusalcı milliyetçilik.

Türkiye’de siyasal anlamda Türk milliyetçiliğin temel krizi tabanını Ak partiye kaptırmak korkusudur. Özellikle ulusalcı milliyetçiler tabanın bir bölümünün kritik referandumlarda ve seçimlerde Ak Partiye kaydığını görüyor.
Bunu önlemek için birincil hedefleri PKK veya FETÖ değil, Ak Parti olarak öne çıkıyor. Öfkeleri siyaset yaptıkları kitleye söz geçirememelerinden kaynaklanıyor. Sosyolojik olarak 7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri arasındaki oy kaymasını iyi analiz etmek gerekir. Düşünmeye vakitleri var mı, bilmiyorum.
Yeniçağ yazarlarını izledikçe umutsuzluğa kapılmamak mümkün değil. Diğer önemli sorular da şunlar: Acaba ulusalcı milliyetçilik Anadolu' da karşılık bulabilir mi? Ulusalcılık, dünya ve Türkiye gerçeklerini anlayıp kuşatıcı politikalar geliştirebilir mi? Ulusalcı milliyetçilik, Ak Partinin ulaştığı temsil kabiliyetine ulaşabilir mi? Ulusalcı milliyetçilik, Türk milliyetçiliğin temel ideoloji olarak benimsediği halde, ağırlıklı olarak Türk seçmenden neden yüksek oy alamıyor? Türkler yeterince milliyetçi değil mi, yoksa ulusalcıların ideolojisi Anadolu dindarlığına uygun değil mi? Milliyetçiliğin krizi derindir. Şimdilik bu krizle hesaplaşmıyorlar; bunun yerine Ak Parti eleştirileri ile yetiniyorlar.
Yüzleşmek cesaret ve entelektüel birikim ister. Özellikle ikincisi ulusalcı milliyetçiliğin krizi dünya gerçekleri ve din karşısında içine düşülen kendini yeniden tanımlama krizdir. Ulusalcı milliyetçilik, milliyetçiliği sekülerleştirmek ve dini değerlerden uzaklaştıracak yeniden tanımlamanın peşindedir.
Milliyetçiliği, muhafazakar ve dini değerlerden arındırma çabası ne sonuç verecek? İzleyip göreceğiz. Buna paralel olarak ulusalcı milliyetçilerin mücadele ettikleri ideolojiler de, mücadele biçimleri de okudukları kaynaklar da değişiyor. Artık Necip Fazıl, Ahmet Arvasi, Erol Güngör degil; daha çok Sözcü ve Yeniçağ gibi ulusalcı Gazeteleri; Arslan Bulut, Ümit Özdağ, Yılmaz Özdil gibi ulusalcı Kemalist yazarları izliyorlar. Yeniçağ Gazetesinin logosunda mutsuz bir Atatürk fotoğrafı bulunuyor. Bundan dolayı milliyetçiliği değerlendirirken nitelik değişimini gözden kaçırmamak gerekir. Ulusalcı milliyetçilik Anadolu insanının değerlerine yaslanmıyor. Bu milliyetçiliğin en büyük krizlerinden biridir.

Muhalefetin son 15 yıldaki başarısızlığının nedeni hiç kuşkusuz kendileri ve savundukları kuşatıcı olmayan ideolojik siyasal dildir. Çözüme buradan başlamak gerekir. İdeolojik dil kitle partileri olan Ak Parti ve CHP'den HDP'ye, oradan ulusalcı milliyetçilere doğru gidildikçe keskinleşiyor ve sertleşiyor. İdeolojik bir örgütten bir kitle partisine dönüşmek kendi dışında kalan seçmenlere ulaşmakla mümkündür. Belli bir oy yüzdesine sıkışan muhalefetin asıl sorunu toplumun ortalamasına hitap edecek siyasal bir dil geliştirmek konusundaki yetersizliğidir.

Ulusalcı milliyetçi cepheyi çıldırtan şey, Bahçeli'nin Erdogan'ı desteklemesi değil, FETÖ ve onun politik aktörleri olan M.Akşener ve Ü. Özdağ 'a karşı olan eleştirel tavrı.

Bahçeli’deki değişimin şifresi 15 Temmuz...

Bahçeli 15 Temmuz'da şunları gördü:
1- Dini temelden hareket eden ve herkesi bu yolda kullanan bir terör örgütü darbe yapmaya kalktı.

2- FETÖ bu konuda, diğer muhalefet partileriyle birlikte MHP'yi de dizayn etmeye kalktı. Aslında aynı operasyonu Ak Parti üzerinden de yürüyen FETÖ bunu Erdoğan’ın karşı çıkışıyla başaramayınca muhalefete yöneldi. Bu yüzden daima iktidara oynayan FETÖ ilk defa muhalefet diline yöneldi.
3- 15 Temmuz öncesi muhalefet FETÖ terör örgütünün sağladığı argümanlar üzerinden siyaset yürütüyordu. ( Dershane, Oslo görüşmeleri, MİT Tırları, 17-25 Aralık soruşturmaları). Bahçeli bu tür muhalefetin FETÖ nün amacına hizmet ettiğini gördü. Şimdilerde yürütülen adalet temalı yürüyüşün de hedefi aynı paraleldedir. Bunu anlamak için cemaatin yürüyüşe verdiği desteğe bakmak yeterlidir. Unutmayalım adalet temalı yürüyüş MİT Tırları soruşturmasında verilen bir karara dayanıyor.

CHP ve MHP'li muhaliflerin bunu anlamasına imkan yok, çünkü onlar aynı çizgi de yürüyor. Devlet Bahçeli’yi anlamaları için 15 Temmuz'u iyi okumaları gerekir. Bir insan 15 Temmuz'dan sonrada 15 Temmuz öncesi gibi düşünüyorsa kimseyi suçlamaya hakkı yok. 15 Temmuz konusunda Kemalist ulusalcılar, CHP ve MHP'li muhalifler aynı çizginin paydaşıdırlar. Bahçeli'ye kızgınlıkları, o konsorsiyumdan ayrılması dolayısıyladır. Türkiye’deki ulusalcı milliyetçilerin, Kemalistlerin ve solun anlayamadığı bu.

Öyle görülüyor ki, ulusalcı milliyetçiler entelektüel bakımdan yetersiz bir konumda bulunmaktadırlar. Bu tip insanların aynı ideoloji etrafında çoğunlukla kümelenmelerinin bir anlamı olmalı kuşkusuz. Ulusalcı milliyetçiliğin sığ siyasal aklı olan biteni değerlendirme konusunda ne kadar yetersiz kaldığını yaptıkları 15 Temmuz açıklamalarında açıkça gösteriyorlar. 

Siyasal olarak Ekmeleddin İhsanoğlu'nun pozisyonu ne ise ve kim tarafından piyasaya sürülüp desteklenmişse, Meral Akşener'de aynı odağın ürünüdür ve konumu bire bir aynıdır. Bu kesimin düşüncelerini değerlendirmek için Arslan Bulut, Özcan Yeniçeri, Adnan İslamoğulları ve Ümit Özdağ gibi bu görüşün en rafine temsilcilerini okuyarak öğrenebilirsiniz. Bu kadar sığ muhalefet olduğu sürece Ak Parti iktidar olmaya mahkum oluyor.

Geçmişte Cemaatle ilişkisi hangi düzlemde olursa olsun, Cemaatin iç yüzünü anladıktan sonra cepheden mücadeleyi göze alan tek isim Erdoğan'dır. FETÖ'nün ihaneti ortaya çıktıktan sonra onun yanında hizalananların ve bir FETÖ projesi olan Meral Akşener'In ardında hizalanan ulusalcı milliyetçi atıl aklın bunu anlamasına imkan yok. Hele hele Cemaatin iç yüzü açıkça ortaya çıktıktan sonra yine bir FETÖ projesi olan E. İnsanoğlu'nun Cumhurbaşkanlığı adaylığını destekleyen Yeniçağ Gazetesi yazarlarının ise kimseyi FETÖ’cülükle suçlamaya hakkı yok. FETÖ’nün ihaneti anlar olduktan sonra , Erdoğan karşıtlığı gözlerini karatan ve Erdoğan'ı yenmek için FETÖ’nün her tür projesine destek olanların kimseye ahlak dersi vermeye hakkı yok. 15 Temmuz üzerine analiz yapanların samimiyetini darbe akşamı nerede olduklarından ve darbeyi protesto eylemlerine katılmalarından anlayabilirsiniz. Sahi Yeniçağ yazarları ve arkalarından gittikleri Akşener darbe protestolarına katıldı mı?

15 Temmuz darbesini küçümsemeye dönük çabalardan biri de sokağa çıkan tank sayısı üzerinden yapılan analizler. Oysa ilkokul üç seviyesinde bir zekası olan analizci bile, halkın direnişi ve karşı kuvvetler darbeyi çözmeselerdi sokaktaki tank sayısı çok daha üst düzeye çıkacağını kolaylıkla öngörebilir. Askeriyede Erdoğan karşıtı cephenin sadece FETÖ’cü subaylardan ibaret olmadığını bilmeyen var mı? Onlar da darbenin gidişatını beklediler bazı siyasal aktörler gibi. Darbe istedikleri yönde gitmeyince demokrasi kahramanı kesildiler. Darbeye karşı halkın direnişini küçümsemenin bir yolu da budur.
Bu tip analizlerde gizli bir Akşenercilik var. Hani o da temmuzda ülkenin başına geleceğini söylüyordu ya. Bu analizler için Yeniçağ Gazetesini izleyin.
Ulusalcı milliyetçiliğin kısa siyasal aklı.

MHP ve HDP Türk ve Kürt milliyetçilerinin sembol partileri. İki partinin de karşı tarafa söyleyecekleri sınırlı. Ondan dolayı belli bir oy barajına sıkışmış durumdalar. HEP demokratik mücadele ile silahlı mücadele arasına sıkışmış durumda. Hendek olayı kuşkusuz bir PKK projesiydi. HEP bunu reddedemeyecek kadar örgüte bağlıydı. PKK milletvekilleri çok büyük bir bölümünün Öcalan ve Kandil üzerinden belirlendiğini bilmeyen var mı? Bunu normal kabul eden, eleştirmeden, dahası o eksende siyaset yapan zihin demokrasi üzerinden eleştiri yapıyor. Bununla hesaplaşmak yerine sürekli Ak Parti eleştirisi yaparak depolarını kapatmaya çalışıyor.

Türk milliyetçiliğin en büyük açmazı, İslam’ın evrenselliğini unutup onu Türklük içine hapsetme çabasıdır. Bunu sadece Türklüğe özel bir yaklaşım olarak sahip diğer kavimleri bundan uzak tutmak çabası da daha büyük bir sorundur.

Türklük ve İslam arasında kuracağımız her bağlantı diğer ırklar içinde geçerlidir. Aynı tezler Arap ve Acem milliyetçileri tarafından da savunulmaktadır. Kaldık bu tezler milliyetçiliğin doğuşu zamanları olan modern zamanlara aittir. İslam’ın klasik dönemlerinde kategorik olarak dışlanan kavmiyetçiliğin modern tasarımlarıdır bunlar. Her insanın değeri İslam’a hizmet ettiği orandadır.

Türk milliyetçiliğin, milliyetçiliğin önemli düşüncelerinden sayıp önemsediği Mehmet Akif, C.Afgani ve M. Abduh düşüncesini benimseyen bir İslamcıdır. Mehmet Akif"in temel eseri Safahat bu iddianın en önemli delilidir. Türk ulusalcı milliyetçilerin İstiklal Marşı'na duyduğu öfke, marşın bu ülkenin İslami köklerini hatırlattığı içindir. "Hakkıdır Hak'ka tapan milletimin istiklal " dizesi bunu açıkça gösterir.

Milliyetçiliğin bunalımı modern zamanlarda ulus devletlerinin yapılanmasının yaşadığı bunalımlar bağlantılıdır. Temel sorun ulus devletlerin kendilerini dönüştürmeden çoğulcu bir toplum oluşturup oluşturamayacağı sorunudur. Türkiye 'deki milliyetçiliğin gelip dayandığı sorun burasıdır. Türkiye'nin kuruluş ideolojisinin yaşadığı sorun, Kürt milliyetçiliğin görünür olmasından kaynaklanıyor.  Bu sorunu aşmak için devletin yeniden milliyetçi reflekslere sığınması çözüm değildir. Bu yaklaşım çözüme katkı yapmadığı gibi sorunu daha fazla derinleştirir. Türkiye’de milliyetçilik devletin kurucu ilkelerinden biri olarak kabul edildiği için, milliyetçi reflekslerin dışına çıkılması devleri tehdit eder bir yaklaşım olarak görülmektedir. Aynı durum Kemalist ulusalcıların laiklik kavramına yüklediği anlamla bire bir örtüşür.

Milliyetçilikler birbirini besler. Önceleri Kürt milliyetçiliğin doğuşuna Türk milliyetçiliği büyük katkı yapmıştı. Şimdi de Kürt milliyetçiliği Türk milliyetçiliğini besleyen bir faktör oldu. Milliyetçiliğin doğurduğu sorunlara karşı milliyetçilikle cevap vermek sorunu daha da büyütür.

Türk siyasetinin Türk milliyetçiliğin rotasına oturması birçok tehlikeyi içinde barındıran bir yaklaşımdır. Sadece Türk milliyetçiliğin değil, hiçbir milliyetçiliğin evrensel bir söylem üretmesine imkan yok. Önemli soru, yaşadığımız aktüel dünyada milliyetçiliğin farklı dini, etnik, kültürel ve mezhebi yapıları bir arada tutma potansiyeline sahip bir ideoloji olup olmadığı sorunudur.
Kürt milliyetçiliğin serpilip gelişmesine yol açan temel faktör Türk milliyetçiliğidir. Öyle görülüyor ki milliyetçilik birleştirmeye değil bölüp parçalamaya elverişli bir ideolojidir. Kürt milliyetçiliği bölücü dur diyen her ideolojik yaklaşım aslında diğer milliyetçiliklerin de böyle olduğunu kabul ediyor demektir.

"Türk" kavramı üzerinden yürüyen tartışma gelinen noktada milliyetçiliğin yaşadığı krizden kaynaklanıyor. "Türk" kavramının etnik değil kültürel bir kavram olarak tanımlama çabası, kuşkusuz Kürt milliyetçiliği gibi başka milliyetçiliklerin doğmasına karşı oluşturulmuş bir kavramdır. Çünkü 1950"lere kadar faşizme varan "Türk "kavramı tanımı elbette etnik temelli bir anlayışa dayanıyordu. Zaman içinde başka milliyetçiliklerin doğmasına bir duvar olarak Türk kavramının etnik değil kültürel bir kavram olarak kullanılması gündeme geldi. Etnik Türk kavramının Kürt kavramını kapsaması imkansızdı. Bu yüzden Türk ve İslam özdeşleştirilmeye çalışıldı.

Türk milliyetçiliği hiçbir zaman Anadolu halkını kuşatıcı bir ideoloji olmadı, olamadı. Çünkü Anadolu ruhunu kuşatacak donanımdan ve birikimden yoksundu. Bir diğer sorunda milliyetçiliğin dinle nasıl bir ilişki içinde olacağı konusuydu. Nihal Atsız ve A.Türkeş arasındaki kavganın özü de, A.Türkeş'le Muhsin Yazıcıoğlu arasında yaşanan anlaşmazlığın özü de İslam’la milliyetçiliğin ilişkisi üzerineydi. Devlet Bahçeli ve Meral Akşener arasındaki ilişki doğrudan bu konuyla ilgili olmasa bile, muhafazakar/ülkücü milliyetçilik ile ulusalcı/seküler/ Kemalist milliyetçilik arasındaki tercihle ilgilidir.

MHP'deki kavganın sadece bir genel başkanlık kavgası olmadığı açık... 
Anlaşılan o ki, bazı odaklar MHP olmadan izledikleri siyasetin başarı şansı olmadığını düşünüyor.  Daha derinde ise modern dünyada milliyetçiliğin yeri ve tanımı konusunda yaşanan tartışma yer alıyor. Milliyetçilik nereye doğru verilecek? Ulusalcı/seküler/Kemalizm’e doğru mu, yoksa ülkücü muhafazakarlığa mı? Tartışmanın daha derin katmanında ise din var. Bu nokta da İslam neden birleştirici olamıyor, sorusunun analizi önemlidir. Çünkü milliyetçilikle bina edilen söylemler gerçek söylemi örtücü bir işlev görüyor. Yani retorik gerçeği örten bir işleve bürünüyor. Hiç kuşku yok Tek Parti Döneminin ırkçılığa varan uygulamalarından kültürel milliyetçiliğe dönüş, Kürt sorunuyla ilgilidir. Kürtlerin nasıl tanımlanacağı ve Türk milliyetçiliğine nasıl monte edileceği kaygısıdır söylemi değiştiren güç. Kürt milliyetçiliği ise henüz emekleme dönemindedir ve Türk milliyetçiliğin kötü bir kopyasıdır.

Milliyetçiliğin, "ümmet" gibi evrensel kardeşliğe vurgu yapan kavramlara mesafeli bakması anlaşılabilir. Çünkü çağrısı evrensel değil, etnisitenin etrafında oluşan kültürle sınırlıdır. Tıpkı Ziya Gökalp'in iddiası gibi, din milli kültürün oluşup gelişmesini engelleyen bir yapıdır. Bu yüzden Osmanlı'da Türklük bilinci gelişmemiştir. Sanıldığının aksine milliyetçilik yerel değildir. Çünkü Anadolu'da yerelliğin en başat özelliği dindir. PKK'nın da dini Kürt milli bilincinin önünde bir engel olarak görmesi şaşırtıcı değildir. Kürt ve Türk milliyetçiliğinin dini milli kimliğin oluşumunu engelleyen bir kurum olarak görmelerinde şaşırtıcı bir yön yok. Vakıa gerçek de budur. Bu yüzden vatan, bayrak, marş, gelenek, kültür gibi kavramları öne çıkarmak, dini de bunları onaylayan bir konuma getirmek gerekir. İnsanları ırk, renk, kültür olarak ayırmayan din elbette ulusal kültürün önünde bir engeldir. Zaten Türkiye'nin asırlık çelişkisi, evrensel İslam anlayışı ile kendini kültür ve coğrafya etrafında inşa eden Türk milliyetçiliği arasındaki garip birlikteliktir. 

Bilinen gerçek şu ki, Türk milliyetçiliği, dini, milliyetçiliği onaylayacak bir okumaya tabi tutuyor. Bunu yaparken dinin evrensel kavramlarını semantik müdahaleye tabi tutarak yeniden yorumluyor. Ne ki dinin hitabı "ey insanlar" veya "ey inanalar" şeklinde" Garip olan, Türk milliyetçilerinin kendi anlayışlarını gerçek din olarak algılanması.

Etnik aidiyet ve kültürel mensubiyet düşüncesinin eşitsizliği üzerine bir düşünsel inşa yapıldı mı gerisi bu temelden yeniden inşa edilebilir. 
İlk düğme yanlış işaretlenmiştir.

Milliyetçiliğin çoğulcu Anadolu irfanını kısırlaştırdığını düşünenlerdenim. İşte belki de bu yüzden milliyetçilik entelektüel yaratımdan uzak düşüyor. Kaçınılmaz olarak kendini tekrar ediyor ve sloganlar üzerinden konuşuyor. Slogan üzerinden ise derin düşünce üretilemez.

Türk milliyetçiliğinin ana tezlerini bütün etnik gruplar için dillendirmek mümkündür. İran'da merkez İrancılık olmayacaksa, ne olacak? İran'da esas itibariyle, İrancı yani milli olan aynı zamanda, dinidir. Veya dini olan, aynı zamanda millidir, yani İrancıdır. Siz bu ifademde Iran ve İrancılık yeri ne Türk- Türklük, Kürt - Kürtlük, Arap- Araplık koyabilirsiniz. Sonuç değişir mi? 
Ziya Gokalp'in "Türkçülüğün Esaslarını" alın, Türk geçen yerlere Kürt, Fars, Arap koyun sonuç değişmez. Türk milliyetçiliği yerine Kürt, Fars, Arap milliyetçiliği doğar.



Bu yazı 158 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI