erotik shop
Bugun...
Türk modernleşme tarihinde batıcılık akımı...


Yusuf Yavuzyılmaz Fikir Zemini
yusufyavuzyilmaz@hotmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 21-03-2018 01:11

Temelleri 17.yüzyıla kadar geri götürebileceğimiz Türk modernleşmesi, çeşitli aşamalardan geçerek günümüze kadar toplumsal yapıyı ve siyasal sistemi derinden etkilemeye devam etmektedir. Kaba hatlarıyla incelendiğinde Türk modernleşmesinin ana akımlarının Türkçülük, Osmanlıcılık, İslamcılık ve Batıcılık olduğu görülecektir. Söz konusu akımların modernleşmeye bakışları farklı olsa da, Türk siyasal aklının şekillenmesinde etkili oldukları açıktır. Batıcılık, Türkçülük, Osmanlıcılık ve İslamcılık akımlarının modernleşmeye bakış açıları farklı olduğu gibi, bu amaçla kullandıkları yöntemler de birbirinden farklıdır. Günümüzde de devam eden siyasal ve kültürel tartışmaların temelinde yer alan çağdaş uygarlık, ilericilik-gericilik, irtica –laiklik gibi tartışmalar siyasal hayatımızı yönlendirmeye devam etmektedir. Modernleşme araçlarının ne olacağı, Batı dışı modernleşmenin mümkün olup olmayacağı tartışmaları fikir akımlarının canlılığını devam ettirdiğini gösteriyor.

Türk modernleşmesinin ana akımlarından biri olan Batıcılık akımı, kendine özgü Batı anlayışı, etkilendiği kaynaklar, kültür tarih ve Türkiye’nin gelecek tasavvuru bakımından diğer akımlardan ayrılır. Batıcılık akımı, Türkçülük akımı ile birlikte Cumhuriyet sonrası modernleşme uygulamalarının temel parametrelerini içinde barındırır. Bu anlamda Batıcılık akımı, Osmanlıcılık ve İslamcılığa göre siyasi yapıyı çok daha derinden etkilemiştir. Batıcılık akımı, Cumhuriyet sonrası gerçekleşen toplumsal ve siyasal düzenlemelerden Osmanlı toplum yapısının analizine, laiklikten sekülarizme, din-devlet ilişkisinden demokratik toplum yapısına kadar çok sayıda konuda kendine özgü açılımlar önermiştir.

Batıcılık akımının felsefi, siyasi ve kültürel dayanakları arasında en önemli dayanakları biyolojik materyalizm ve pozitivizm akımları yer almaktadır. Biyolojik materyalizmin temeli Darwin’in “Evrim Teorisine “ dayanmaktadır. Evrim teorisi, hayatı basitten karmaşığa doğru gelişim sürecinde ele alan, bu süreçte gerçekleşen hayat mücadelesinde güçsüz olanların elenip güçlü olanların ayakta kaldığı tezine dayanan ve ilerlemeyi sosyal hayatın temeline koyan bir anlayıştır. Değişimin temelinde yer alan faktör ise, madde ve onun doğasında yer alan değişim kanunlarıdır. Biyoloji alanında yapılan tüm çalışmalara karşın kanıtlanması oldukça zor olan teorinin asıl etkisi sosyoloji alanında olmuştur. Tabiatta olan hayat mücadelesinin bir benzeri toplumlar arasında da geçerlidir. Buna göre tarih toplumların sürekli savaştıkları ve daima güçlülerin kazandığı bir arenadır. Güçsüzler ise mücadele edemedikleri için elenmektedirler. Modernleşme döneminde Batı toplumu toplumlar arasındaki hayat mücadelesini kazanmıştır. Dolayısıyla dünyada yer alan en güçlü ve yaşamayı en çok hak eden toplum bilimsel olarak Batı toplumlarıdır. Diğer toplumlar ya yok olacak ya da onların seviyesine ulaşmak için çalışacaklardır.

Aslına bakılırsa bu teori emperyalizme de bilimsel bir temel sağlamaktadır. Hayat mücadelesinde güçlülerin güçsüzleri ortadan kaldırması nasıl bilimsel bir gerçeklikse, güçlü toplumların güçsüzleri sömürmesi de bilime uygundur.

Batıcılık akımının önde gelen temsilcileri arasında Beşir Fuat, Ahmet Şuayb, Rıza Tevfik, H.Cahit Yalçın, Ahmet Rıza ve Abdullah Cevdet’i sayabiliriz. Bu isimler Batı’dan yaptıkları çeviriler, kurdukları yayınevleri, yayınladıkları gazete ve dergilerle biyolojik materyalizm ve pozitivizmi tanıtmaya ve Türkiye’ye Taşımaya çalışmışlardır.

Batı düşüncesinden yaptıkları çevirilerle materyalizm, pozitivizm ve ilerleme temeline dayalı bir kültür oluşturmaya çalışırlar. Batıcılık akımının en önemli ayaklarından biri olan pozitivizm, Fransız filozof Auguste Comte tarafından sistemleştirilmiştir. Pozitivizm felsefesi, insanlık tarihinin Teolojik ve Metafizik çağlardan geçerek aklın egemen olduğu Pozitif çağa ulaştığı tezine dayanır. Pozitivizm burada basitten gelişmişliğe, ilkelden mükemmele doğru bir gelişin sürecini savunmaktadır. Pozitivist felsefeye göre olayların ilk nedenleri (Metafizik) bilinemeyeceğinden bunları konu alan metafizik ile ilgilenmemekte, dahası onu felsefenin dışına itmeyi amaçlamaktadır. Pozitivizm, dini düşünceyi insanlık tarihinin geride kalmış dönemlerine ait gördüğü için reddetmektedir. Dinin toplum hayatında yeri olmadığı tezi pozitivizm ile materyalizm arasındaki bağlantıyı ortaya koymaktadır.

Pozitivizm anlayışının Türkiye’deki Batıcılık akımını derinden etkilediği söylemek gerekir. Çünkü Batıcı akımın yayın organlarında savunulan din ile ilgili fikirler pozitivizmin din anlayışıyla bire bir örtüşmektedir. Din geçmişi temsil eden, insanlığın çocukluk dönemine ait bir sitemdir. Toplumun gelişmesi ve ilerlemesi, dini düşüncenin egemen olduğu sorunlu geçmişten kurtulmakla mümkündür. Batıcılık akımı dini düşünceyi, geçmişi, Doğu’yu ve onun dayandığı uygarlık anlayışını reddeder. Doğu bilgisiz, geri, cahil ve fakirdir. Batı ise geri olarak tanımlanmış Doğu’ya göre ileri, bilgi ve zenginliği temsil eder. Doğu bu haliyle ilerlemeni, bilimin ve modernleşmenin önünde bir engeldir. Bu yüzden Türkiye, Doğu’ya ait ne kadar sosyal ve kültürel bağı varsa terk etmelidir. Bu düşünce Cumhuriyetin modernleşmeci elitleri tarafından Doğu’ya ait olduğu gerekçesiyle sanat müziğinin bile yasaklanmasına yol açacak kadar tirajı-komik uygulamalara varacaktır. Medreselerin ve tekkelerin kapatılmasını bu zihniyetin uzantısı olarak görmek gerekmektedir. Pozitivizm felsefesini temel alan Batıcılara göre Osmanlı toplum yapısı ve onunla ilgili tüm kurumlar geri ve ilkel olarak tanımlanır. Batıcılar, bu düşünceleriyle kaçınılmaz olarak yaşadıkları toplumun temelini oluşturan dini ve sosyal değerlere karşı saldırıya geçtiler. İlericilik-gericilik kavramsallaştırması da buradan türemiştir. İlercili ve gelişmişlik Batı’yı, geri kalmışlık ise Doğu’yu resmetmektedir.

Batıcılık akımı, dinin zaman içinde meydana gelen değişime ayak uyduramadığından reforma tabi tutulmasın gerektiğini savunurlar. Ancak bu yaklaşımı İslamcı akımın savunduğu “öze dönüş” anlayışıyla bir tutmamak gerekmektedir. Batıcıları amacı dinin reforme edilerek deist bir karaktere büründürmektir. Oysa İslamcı akım zaman içindeki bozulmaların dini kaynakların özüne dönerek ihya edilmesi gerektiğini savunurlar.

Batıcılık akımının modernleşme anlayışı laikliğe ve ulusalcılığa yaslanır. Modernleşme anlayışındaki anahtar kavram kuşkusuz laiklik kavramıdır. Laikliği din-devlet ilişkilerinin birbirinden ayrılması olarak tanımlayan Batıcılar, dinin devlet hayatında hiçbir şekilde yer almaması gerektiğini savunurlar. Sosyal hayatta ise olabildiğince dinin etkisinin sınırlandırılması gerekir. Niyazi Berkes’in “Türkiye’de Çağdaşlaşma” adlı çalışmasında belirttiği gibi “Tanrı düzeni yerine tabiat düzeni geçecek; toplum dışında ve üstünde devlet anlayışı yerine sınıflar ve onlar arasındaki çatışmalar ve uzlaşmalara dayanan yasal devlet gelecek; gelenek kavramı yerine ilerleme; denge kavramı yerine devrim kavramı gelecek; toplum sınıflarının oldukları yerde kalma yerine kişilerin toplumsal yapıdaki yerlerinin sınıfsal bölünmüşlere göre elde etmesi çıkacaktır.”

Niyazi Berkes’in belirttiği gibi modern toplum ilerleme,devrim ve sınıf anlayışına dayanacaktır. Bu okuma biçiminde pozitivizm ve sosyalizmin etkisi açıkça görülmektedir. Modernlik, aynı zamanda  toplumun yüz yıllardan beri getirdiği gelenek ve kültürden keskin bir kopuşu ifade eder. Bu yüzden Batıcılık, sürekli olarak gelenekle sorunlu bir ilişki içinde olmuştur.

Batıcılık akımı laiklik, ilerleme, devlet ,din gibi kavramları ve aralarındaki bağlantıları analiz ederken Fransız düşüncesinin etkisinde kalmıştır. Bütün kavramlar Fransız geleneğine bağlı kalınarak değerlendirildiğinden din, Modernleşmeye engel olan en büyük odak olarak tanımlanmıştır.

Bu yaklaşımın oluşturduğu modernleşme teorisinin toplumun kendi dinamikleriyle oluşturmasının imkanı yoktur. Görev öncü bir elit kadroya düşmektedir. Bu öncü kadro asker, batıda yetişmiş bürokrat ve yerli batıcı aydınlardan oluşacaktır. Ancak zaman için Batıcı kadro kendi taleplerinin aksine hareket etmeye başlamıştır. Cumhuriyetin başlangıcında modernleşmeyi hararetle savunan Batıcı elitler, zaman içinde, özellikle Ak Parti iktidarı yıllarında insan hakları, hukuk devleti konusunda yapılamak istenen değişimlerin karşısında yer almıştır. Özellikle sivil iktidar karşısında askeri ve sivil bürokrasinin egemenliği kırmak yönündeki adımlara karşı, Türkiye’nin geleneksel Batılılaşmacı elitleri tarafından bir direniş gelmiştir.

Modernleşme, sadece Batı’cıların istediği doğrultuda gerçekleşemez. Her toplumun kalkınma ve modernleşmesini kendi dinamikleriyle yapacaktır. Kendi geleneğinde bir karşılığı olmayan ithal çözümlerle sürdürülecek bir modernleşmenin başarılı olmayacağı açıktır.

Şu bir gerçek ki, Ak Partinin iktidar yıllarının özellikle ilk yıları sürekli sistem üzerindeki egemenliklerini korumak isteyen kadrolarla, bu kadroların gücünü kırma mücadelesi şeklinde geçmiştir. Kuşkusuz Ak Parti, bu dönüşümün gerçekleşmesinde son derece başarılı olmuştur.



Bu yazı 784 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI