erotik shop
Bugun...
Ulusalcı Sol Kemalistlerin Zihin Dünyası


Yusuf Yavuzyılmaz Fikir Zemini
yusufyavuzyilmaz@hotmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 27-08-2018 02:02

Türk modernleşme ve siyasal tarihi incelendiğinde, özellikle Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren etkili bir siyasal akım da Kemalist Ulusalcılık olmuştur. Kuşkusuz Kemalizm, milliyetçilik ve laiklik ile öne çıkan bir radikal modernleşme ideolojisidir. Ancak buna karşın Kemalizm’in eklektik bir özellik taşıdığını da görmek gerekir. Ulusalcı Sol Kemalizm, bir ideoloji olarak Kemalizm’i Türk ulusalcılığına yaslanan, sol, ilerlemeci, evrimci ve modernleşmeci bir ideoloji olarak okur. Genellikle milliyetçilik yerine ulusalcılık kavramını kullanırlar. Ulusalcılığı dinden arındırılmış seküler bir milliyetçilik olarak tanımlarlar. Milliyetçiliği çağrıştırdığı muhafazakar değerler dolayısıyla tercih etmezler. Buna yönelik olarak sembolleri de değişiklik gösterir. Marş olarak genellikle İzmir Marşı ve Onuncu Yıl Marşını tercih ederler. İstiklal Marşına ve Yazarı Mehmet Akif’e mesafelidirler. Bunun temel nedeni, İstiklal Marşının içerdiği temel dini değerler ve Mehmet Akif’in Muhammed Abduh ve Cemaleddin Afgani’yi üstat olarak gören İslamcı anlayışıdır.

Ulusalcı Türk milliyetçiliğine yaslandıkları için, Kürt sorununa bakışları demokrasi ve hukuk anlayışından uzak, merkeziyetçi ve otoriter bir özellik gösterir.

            Ulusalcı Sol Kemalistler genel anlamda dine özel anlamda ise İslam’a edindikleri pozitivist formasyon dolayısıyla olumsuz bakarlar. Onlara göre din ilerleme ve modernleşmenin önündeki en büyük engeldir. Ulusalcı Sol Kemalistlerin din karşısındaki pozitivist tutumu, kendilerini iktidardan ettiği ve toplumun ana gövdesinden uzaklaştırdığı gibi, sağ- muhafazakar partilere çoğunlukla hak etmedikleri bir toplumsal destek sağlanmasıyla sonuçlandı.
            Ak Parti, diğer sağ- muhafazakar partilerden daha farklı bir yerde durmaktadır. Bunun nedeni sadece muhafazakar-dindarların sorunlarını dillendirmesi ve politik bir söylem olarak kullanması değil, zaman içinde bu sorunların çözümü yönünde radikal adımlar atması dolayısıyladır. Bu tutum muhafazakar dindarların desteğini en uzun süre temsil eden parti olmasına yol açtı. Ulusalcılar bu desteğin sosyolojisini okumak ve doğru analiz etmek zorundalar. Yoksa Ak parti iktidarını hala kömür ve makarnaya bağlayan ilkel bir zihin yapısının parametreleriyle sahih bir sosyoloji inşa etmeleri mümkün değildir.

            Ulusalcı Sol Kemalistler neden siyasal iktidara alternatif olamıyor? Çünkü, insan hakları, demokrasi ve dini özgürlükler konusunda Erdoğan ve Ak Partiden çok daha geri bir noktada duruyorlar. Ulusalcı Sol Kemalistler, dinini önemseyenlerin desteğini almak istiyorsa, onlara kendilerinden zarar gelmeyeceğine ikna etmek zorundadırlar. Ulusalcı Sol Kemalistlerin iktidar olma ihtimali bu toplumun kadim değerleriyle buluşma ihtimalleriyle doğrudan bağlantılıdır.

            Ulusalcı Sol Kemalistler, Yılmaz Özdil, Emin Çölaşan, Uğur Dündar, Vural Savaş gibi otoriter, seçkinci ve sekter bir dil kullananları referans alarak dindarlarla sağlıklı bağlantı kuramaz. Çünkü bu isimlerin dindarlarda hiçbir olumlu karşılığı yok. Muhafazakar dindarlar için bu isimler zulmün kalemleridir.

            Ulusalcı Sol Kemalizm’in sembol isimlerinden biri olan Yılmaz Özdil, bu ülkede inancından dolayı insanlar üniversitelerde atılırken, haksızlık görürken, haksızlık yapanların safında duran biridir. Bundan dolayı ondan asla bir insan hakları savunucusu çıkmaz. Adalet arayışı, hukuk devleti ve demokrasi için asla izlenmemesi gereken bir kişidir. 28 Şubat ve 27 Mayıs darbelerinin arkasında duran bir kişiye hiçbir platformda destek yoktur.

            Cumhuriyetin yetiştirdiği Ulusalcı Sol Kemalist aydınların önemli bir bölümü İslam karşıtıdır. Eserlerinde İslam Medeniyetine ait hiç bir başarıya yer vermezler. İslam’a yaptıkları atıfların tümü olumsuzdur. Felsefe alanında bu tezin en önemli temsilcisinden ve Kemalist aydınlanmanın en önemli felsefecilerinden olan Nermi Uygur, Ortaçağ felsefesini anlatırken İbn Rüşd'ün adını bile anmaz.

            Ulusalcı Sol Kemalistlerin düştüğü hatanın benzerine İslamcıların bir bölümü de düşerek, geleneği hiç bir ayırım yapmadan reddettiler. Bundan dolayı tarihsiz kaldılar ve Anadolu irfanını kucaklayıcı bir dil kuramadılar. 
Mustafa Kemal ve Arkadaşları ise modernleşme projesiyle İslam'la yoğrulmuş tarihi reddettiler. Bundan dolayı Anadolu irfanıyla diyalog kurma imkanını tümden yitirdiler. Böylece farklı gerekçelerle olsa da Anadolu irfanini reddetme konusunda İslamcılar ve Kemalistler uzlaştılar. İslamcılar saf İslam anlayışına ulaşma, Kemalist modernleşmeciler ise uygulamaya koydukları modernleşme projesine engel olarak gördükleri dinden kurtulma adına bunu yaptılar.

            Ulusalcı Sol Kemalist Muhalefetin başarısızlığı temelde Ak Parti ile ilgili değil, Ak Partiyi aşamayan, Türkiye ve Dünya gerçekleriyle uyumsuz politikalarıyla ilgilidir. Şimdilik onlara Erdoğan eleştirisi yetiyor. Bu onlara kendi iktidar alanını korumaya yetecek kadar enerji sağlıyor. Ne yazık ki, Ulusalcı Sol Kemalist muhalefet halkı, daha fazla muhafazakarları kendilerine zarar vermeyecekleri konusunda ikna edemiyor.

            Oysa bu topraklarda siyaset yapan her anlayış toprak ile düşünce arasında sağlıklı bağlantılar kurmak zorundadır. “Toprak ile düşünce arasında sağlam ve sağlıklı bir ilişki kurmak, düşünce ufkumuzu daraltmak değildir. Tersine toprak, bize köklerimizi hatırlatır; nereden beslendiğimizi gösterir. Fakat her kökün amacı açık bir ufka doğru yönelmek ve yükselmektir. Kökler bizi sınırlamaz, tersine özgürleştirir; zira sağlam kökler sahip olmadan semaya doğru yükselmek mümkün değildir. Kök ile ufuk arasında doğru ve dinamik bir ilişki kurmak, aynı zamanda birey ile topluluk, akıl ile erdem, zihin ile duygu, özgürlük ile disiplin, değişim ile süreklilik arasında doğru ilişkiler kurabilmek demektir.'' (Ben, Öteki ve Ötesi, İbrahim Kalın 
Sayfa 463 - İnsan Yayınları)

            Ulusalcı Kemalist Solun kendini üstün görme konusunda sergilediği kibir, dindarları sürekli "irtica ve gericilik" adı altında aşağılama, bilimi kendi tekeline alma, dindarların kutsallarıyla alay etme, tarihten ve toplumsal kültürden kopukluk dindarlarla aralarına büyük bir mesafe koymuştur. 
Ayrıca Mahir Çayan, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan gibi sol eylemcilerin, eylemlerini askeri istihbarattan aldıkları bilgilere dayandırması, 27 Mayıs darbesinin arkasında durması, siyasi olarak büyük ölçüde Menderes'i destekleyen dindarlarla olan mesafenin iyice açılmasına yol açmıştır.

Genel anlamda solun özel anlamda Ulusalcı Sol Kemalizm’in Müslümanlar tarafından neden benimsenmediğinin tarihsel temelleri var kuşkusuz. İlk olarak solun Tek parti döneminin din karşıtı modernleşme politikalarını genellikle kabullenip, dindarların baskı gördükleri dönemi benimsemeleri ve bu anlamda Kemalizm’e eklemlenmeleri. İkinci olarak solun, Kırım, Tatar gibi Türklerin yoğun baskı ve işkence gördükleri Sovyetler Birliği'ni ideal olarak görmeleri ve Rusya'nın Türklere yaptığı baskıyı görmezden gelmeleri.
Bu olaylar dindarların zihninde haklı olarak sola karşı bir bariyer ve mesafe oluşturmuştur. Son olarak Murat Belge'nin 15 Temmuz’da darbeye karşı sokağa çıkmamasını "Ya Allah Bismillah Allahu ekber diyenlerle ne ortak yanım olabilir" demesi de sol düşüncenin neden dindarlar tarafından benimsenmediğine delil olabilir. Öyle görülüyor ki, sol içten içe dindarlara yapılacak darbeyi onaylamaktadır. Bu solun genlerinde bulunan darbeci geleneğe ait bir kodlamadır kuşkusuz.

Eleştiri genel anlamda hoş karşılanmıyor. Bu tüm toplumsal kesimlerin ortak özelliğidir. Mesela Atatürk ile ilgili ünlü İslam düşünürü olan Muhammed İkbal'in eleştirel değerlendirmesi yayınladım. Bir dost bunu Atatürk düşmanlığı olarak görmüş. Sanıyorum en küçük Atatürk eleştirisini, Atatürk düşmanlığı olarak gören bir zihniyet var. Bu tutum, Atatürk'ü eleştirilemez ve her yaptığı doğru olan bir yanılmazlık zırhına sarıyor. Böylece tarihsel olarak değerlendirilmesi gereken bir lider, gününüzü şekillendiren bir peygambere dönüşüyor. 
            Atatürk bir insandır ve düşünceleri hataya, yanılgıya açıktır. Düşüncelerinin çok büyük bir bölümü tarihseldir ve günümüz dünyasında geçerliliğini yitirmiştir. Tek Parti Dönemi boyunca bu toprakların sosyolojisinde uymayan ve toplumsal gerginlikleri artıran çok sayıda uygulama olmuştur.
Bu uygulamaların bilinçaltında oluşturduğu duygu, muhafazakar seçmeni daima Kemalizm temel alan partilerden uzaklaştırmıştır.  Türk muhafazakarlığını besleyen Mehmet Akif, Nurettin Topçu, Necip Fazıl, Cemil Meriç gibi isimler Kemalizm’e eleştirel bakarlar. Örneğin Nurettin Topçu'nun önemsediği Mehmet Akif ve Hüseyin Avni Ulaş özellikle Ulusalcı Sol Kemalistler tarafından sevilmez. 
Bugün muhafazakarlar tarafından eleştirilen Kılıçdaroğlu, muhafazakar değerlere ve dine karşı Atatürk'ten çok daha duyarlıdır. Atatürk, muhafazakarlık ve dindarlığa karşı son derece reddedici bir karşı duruşu vardır. 
Tek Parti Dönemi uygulamalarıyla(1923- 1950) Müslümanların içine düştüğü durumu şöyle anlatır Necip Fazıl:

" Öz yurdunda garipsin,

Öz vatanında parya." 

Hiç kuşkusuz Ak Parti, düşünsel olarak Tek Parti mirasını temel alarak sistemleştirilmiş olan Kemalizm'den değil, Kemalizm'e eleştirel bakan, Osmanlı- İslam geleneğinden ilham alan, Tek Parti dönemin de uygulandığı şekliyle ateizm yaslanan laiklik uygulamalarına eleştirel yaklaşan; tarihsel olarak Yavuz-Fatih- Abdülhamid; kültürel olarak Said Halim Paşa, Mehmet Akif, Sezai Karakoç, Nurettin Topçu, Cemil Meriç; Müzik olarak halk, sanat ve tasavvuf müziğine yaslanan bir geleneğin sentezi olarak karşımıza çıkmaktadır.



Bu yazı 742 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI