Bugun...
Araf'ın çocukları


Zeynep Rana Karataş Fikir Zemini
zeyneprana.wordpress.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 26-02-2017 03:37

En çok hangi cepheye güvendiysek en büyük yenilgiyi orda yaşadık. En güçlü silahlarımızı hangi kaleye yığdıysak ilk oranın burçları yıkıldı. Kalkan yaptığımız füzelerin yönü bize yönelmiş meğer, oysa o füzeleri denerken ne kadar çok sevinmiştik, sloganlar atmıştık :

“ Yaşasın gelişen dünyamız, bilim adamlarımız, büyük feylezoflarımız!”

Çocuklarımız yüz aklarımız olacaktı eğer itilmeselerdi uçuruma, itmeselerdi bizi bu umutsuzluğa… Biz mi onları ittik onlar mı bizi çekti,bu bahsi kapatalım en iyisi, tek doğru cevabı olmayan hayati bir sınavdayız sanki.

Uçurum,  arafın ta kendisiydi aslında. Aidiyetlerin bölük pörçük olduğu ve kimliklerin kavgada söylenmez küfürlere dönüştüğü bir devirde araf, gürültülü bir şekilde iki sarp kayalığın tam ortasına çakılmak gibi. Çizgi filmleri saymazsak hiç havada asılı kalan gördün mü, öylece havada duran… Uçurum düşmek demekti, boşluğu yenmeye çalışıp yenilmekti. Öbür yamaçta ya cehennem vardı ya cehennem. Mahalleler arasında duvar var sanılırdı eskiden. Bunu da düzeltmeliyim, tanıklığımdır; mahalleler arasında depderin bir uçurum var.

Bizim mahallenin çocuklarını peşine takan kavalcılar varmış. Öyle büyüleyici bir ses çıkarmış ki o kavallardan her sokak başından bir sürü çocuk sallana sallana takılırmış bu sesin peşine ki zaten sadece çocuklar duyabilirmiş bu sesi. Büyükler günlük işleriyle iştigal ederken, anneler kurabiye yaparken, babalar bahçenin etrafına çitler dikerken olurmuş bu. Onlar, bizim nasılsa güvenli mahalle duvarlarımız var sanırken...

Bu kez sokaklarda koşuşturan aileler :

“ çocuklarımız nerde!”

Tek tek çocuklarımızın atlayışı izletildi bize. Kimi “ Allahu ekber!” diyerek atladı o arafa, sonra gördük ki bir katile dönüştü çocuğumuz. Gözümüzün içine baka baka, kamera göz bebeğimiz olmuştu. “ Anne bu senin için!” dedi bir insanı öldürürken. “baba bak bunu çok seveceksin!” dedi bir diğeri kan gölünde yüzerken. Bazı çocuklar “senden nefret ediyorum mahalle!” diyordu can çekişirken. Çocuklarımız karşı tarafa geçtiğinde değil, arafa düştüğünde kaybedilmişti. İntihar etmiş imanlarını o uçurumun dibinde gördüğümüzde anlamıştık;  babaya kılıç çeken oğul, mahalleyi ateşe veren kız çoktan yitirilmişti.

Bütün her şey biz mahallede pencereden pencereye birbirimizi taşlarken oldu. Biz ‘İslamcılar Apartmanı' sakinleri her gece, her gece gizlice toplanıp planlar yaparken oldu. Karşı apartmanın ışıkları geceleri de açık mı diye gözlerken göz ucuyla. ‘Mealciler' şatosunun şovalyeleri harıl harıl çalışıyorlarsa  ‘selefiler'  boş durmadılar haklarını yemeyelim. Bütün her şey olup biterken fişleme listeleri hazırlayan istihbaratçılar gibi akşamdan sabaha tekfir listeleri asıldı mahallenin girişindeki elektrik direğine. Tarikatlerimize, cemaatlerimize kapanıp, perdeleri sıkı sıkı örterken oldu. Dışarıdaki sesi soran çocuklarımıza “ yok bir şey yavrucum, kapat gözünü uyu!” derken oldu.  Çocuklarımız bir müziğin büyüsüyle yavaşça ve sarhoşça ilerlerken arafa doğru biz köşe başını tutmuş  ekollerin, birbirini dışlayan görüşlerinin dövüştürüldüğü arenalarda yumruklarımız kaldırmış ‘vur vur vur!' diye bağırıyorduk. 

Mahallelerin adı vardı eskiden, karşıya geçmeyi başaran, kaf dağının ardına geçebilen yeni kimliğiyle yaşardı. Geçmişi bir kahramanlık hikayesine dönüşürdü dönüşen, değişen için. Mahalleler sokaklara bölündü. Her sokak çıkmaz sokağa dönüştü sonra.

Büyüklerin büyük planlarından, büyük ütopyalarından sıkılan mahallenin çocukları “ Haz” sokağında toplandı, sonra “hız” sokağına…Anlaşıldı ki sokak da sınırları, isimleri olan kısıtlayıcı mekanlar ve sokaktan da çıkmalı…

Cennetle cehennemin arası değildi artık “araf”. İsimsizlik, sınırsızlık, anlamsızlık yani bir yok oluştu. Kimin kızı olduğunun bir anlamının olmadığı, hangi üniversiteyi bitirdiğinin, hangi yüksek mevkide olmanın bir doyum vermediği bir tanımlanamaz sahanın içinde bütün bağlarını kopartmış taptaze insanlar yığını birbirlerine aldırmadan boşluğa sığındılar. En güçlü bağlarını koparan insan, kendini kıyma makinesine koyup sonra da kendi artıklarını kendi eliyle çöpe döken insan, bir başkasının başını koparırken neden acı çeksin ki ?

Bütün mahalleler kaybetti, bütün sokaklar, bütün güçlü bağlar…Sabitlenemez anlamların peşinden sürüklediği çocuklar uçurumda uçuşuyorlar.  “Senden nefret ediyorum dünya” diyor  yüzünde karanlık maskesiyle dünyaya  meydan okuyan bir üst düzey bilgisayar mühendisi. Bir şirketin Ceo'su elinde bıçakla dünyanın tüm evrensel değerlerine neşter vuruyor bir çölün ortasında. Aksansız İngilizcesiyle sesleniyor :

İlerleye ilerleye ulaştığın “cehenneme” hoş geldin  dünya!

Not: Bu yazı, 17.01.2017 tarihinde Milat Gazetesinde yayınlanmıştır. 



Bu yazı 907 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI