Bugun...
Başlarım ''Kardeşliğine'' Şimdi...


Zeynep Rana Karataş Fikir Zemini
zeyneprana.wordpress.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 26-12-2015 01:08

Ne kadar çok kullanışlıdır şu  “kardeş” kelimesi. Misal sıkça duymuşuzdur otobüste, minibüste :“kardeş şu parayı uzatır mısın?” dendiğini.

Genellikle  aile bağını anlatmasına rağmen bazen de bu şekilde adını bilmediğimiz kimselere bir hitap biçimini alabilmekte.

Akışkan bir kelimedir ayrıca; hem çok günlük, hem çok uhrevi hem de çok siyasal bir kelime olabilmektedir ; Halkların kardeşliği dendiğinde  başka bir dünya görüşüne atıf yapabilirken, Din kardeşliği denildiğinde bambaşka bir düşüncenin kapsama alanına girmiş olur. İnsan insanın nesi olur, müslüman müslümanın ?

   Son dönemlerdeki bölgesel olaylar sonrasında tekrar hem siyasi hem felsefi  hem de dinî zeminde bu “kardeşlik” konusu masaya yatırılır oldu.  Türk-Kürt Kardeşliğinden bahsedenler,dindarlığın yüklediği “Müminler ancak kardeştir” sorumluluğunu hatırlatmaktalar. Buna açıkça karşı çıkanlar ise kardeşlik üzerinden Kürtlerle köle-efendi ilişkisi kurulmak istendiğini ya da abi-kardeş hiyerarşisi ile en iyimser haliyle bile üstünlük ve baskı kurulduğunu söylemekteler.

Peki bir tarafın aşırı iyimserliği ile diğer tarafın aşırı kötümserliği arasında “kardeşliğin imkanı” üzerine yeni bir yorum getirilebilir mi ?

Kardeşliğin kitlesel bir slogan halinde kullanılışından bahsedildiğinde aslında akla ilk Fransız Devriminin mottosu olan “ eşitlik, özgürlük, kardeşlik”  gelir. Peki bu sihirli sözcüklerden “kardeşlik”  gerçekleşme imkanı buldu mu? Buna evet diyemeyiz. Çünkü modern Ulus devletin kurulmasına ön ayak olan bu devrimlerin akabinde ortaya çıkan tabloda kardeşlik gibi fazla romantik bir kelimenin yerine  rasyonel bir tanım olan vatandaşlık konuldu. Ulus devlet inşasıyla birlikte artık kişilerin birbiriyle ilişkileri değil, bireyin devletle ilişkisi üzerinden tariflere gidildi. Yani devlet  “sen benim gözümde vatandaşsın, sınırlarım içinde benim yasalarıma uyma sözü veren, yükümlülüklerini yerine getiren birisin,senin Mehmet ile ilişkini nasıl isimlendirdiğin beni ilgilendirmez” dedi. Dolayısıyla artık “kardeş” olmanın siyasal bir anlamı kalmamış oldu.

Devrimden önce ayaklananların gözünde bir meşru iktidar olmadığı için ancak birlikte ayaklandıkları kişilerle ilişkileri üzerinden bir karşılıklı ahitleşmeye gidebilirlerdi. Kardeşlik bu açıdan devrim öncesi çok işlevsel bir kelimeydi.

Ancak günümüzde ulus devletin “vatandaş”ı var. Vatansa  uğruna “şehit” olunacak bir kutsal haline getirildi ve  dolaylı olarak  vatandaş da vatana secde eder duruma geldi. Devletlerin marşlarına baktığımızda bunu çok net görürüz. Sınırları keskin şekilde çizilmiş toprak parçasının taşıdığı bu uhrevi anlamlar aynı zamanda yöneticiye de bir gizli kutsallık atfetmekte ve yönetileni şekillendirme, çeşitli araçlarla eğitme veya boyun eğdirme hakkı vermekte.Ki bunu en iyi ifade eden cümlelerden biridir  ; “God save the king”. Tanrı Kralı korusun…Krallıkla yönetilmiyorsa eğer ülke, ve  Tanrısı da ölmüşse, halk kendi kendini yönetecek  ya da daha doğrusu kendi kendine tapacaktı nasılsa.  

 Ulus devletin gidişatı belirsizleştikçe “vatandaş” tanımı, içini doldurması gereken anlamlar, sorumluluklarla beraber birçok şey  alt-üst oldu. Asker gibi sorumluluk sahibi, hizada ve gözünü dört açmış şekilde bekleyen “vatandaş” git gide evrilmiş en sonunda devlet bile vatandaşını tanıyamaz hale gelmişti.

O güzelim Fransız Devrimi sloganı pek parlak fikir gibi görünen ulus devletin sara nöbetleri geçirmesiyle birlikte anlam kaybına uğradı,devrime büyük anlamlar yükleyenler için ne büyük hayal kırıklığıbu. Bakıldı ki eşitlik kelimesi özgürlüğü dışlar olmuştu. İnsanları eşit yapmak mümkün değildi, buna yönelik çabalar da özgürlüğün canına okuyordu. En iyisi köktenci  bir kelime olan eşitliği rafa kaldıralım, dendi. Bryan Turner “Eşitlik” adlı kitabında bu radikal eşitliği detaylıca anlatmış, mutlak eşitliğin imkansızlığına değinmiş ve nihayet olarak da mealen “ evet eşitlik hiçbir zaman gerçekleşmeyecek ama bunu arzulamak da çok güzel değil mi be!” demişti.

Kardeşlik kelimesine gelince, devletle birey ilişkisinde bu kelime işlevsiz olduğuna göre bu aslında birey-birey arası ilişkilerle ilgilidir. Yani Ahmet ile Mehmet’in meselesi olarak var.  Devlet vatandaşına kardeş gibi davranmayacaksa vatandaşın birbirine kardeşlik bağı da hiç  siyasi bir mesele olmayacaktır. Yer yer oldukça siyasal bir kelime olan kardeşlik süreç içinde aslına rucu edip duygusal yakınlıkları ifade edecek duruma geldi tekrardan.

Şimdi can alıcı soruyu soruyorum; Türkler ve Kürtler kardeş mi ?

Halkları homojen görmek, tek tipleştirmek artık kokuşmuş bir düşünme biçimine dair olduğu için Türkler derken kimin kasdedildiği muğlak olduğundan tehlikeli bir soru bu. Tek tek Türkler ve tek tek Kürtler birbirleriyle kardeş veya düşman olabilir. Ancak anlaşılan o ki Türkler dendiğinde bir halktan değil de Devletten bahsediliyor.Bu durumda devlet ve Kürtler tabiî ki de kardeş değildir. Devlet vatandaşıyla kardeş olmayı vaad etmiyor ki zaten. Halklar ise öyle eskisi gibi grup ruhuyla hareket etmiyorlar. Kişi tek bir kimliği sırtlanmadığı için, aynı anda hem kürt, hem Müslüman, hem muhafazakar, hem … zincirleme kimliklere sahip olduğu için, başka bir halka dair tüm hislerini neden kardeşlik üzerinden tanımlasın ki?

Halklar Darwinci maddeciliğin kurallarına göre satrançta yerlerini aldıklarına göre neden kardeş olsunlar,  rakip olmayı öğütleyen bir sistemin içindeyken? Güçlü olan kazanacaktı nasılsa... Din kardeşliğine gelince, bir ilahiyat bilgini olmadığım için biraz ürksem de, bana öyle geliyor ki müminlerin kardeşlik hukuku da devlet üzerinden bir ilişki biçimine değil, tek tek iman etmiş kişiler üzerinden tarif edilmekte.Müslümanın diğer iman edenlere karşı sorumluluğu devlet olgusundan bağımsız ele alınmaya muhtaç değil mi gerçekten?  Zaten pratik de onu gösteriyor ki, bir İslam Devleti (!) diğer İslam Devletinin hiç de kardeşi değil.

Bana öyle geliyor ki devlet aklıyla birey aklının ayrılmaması ve Müslümanın devletin Makyavelist aklına karşı vicdanlı bir akıl geliştirmemesi Müslümanlar arasındaki kardeşliği sarsan en büyük sebepdir. Müslümanların birbirleriyle ilişkilerine sivil, vicdanla harmanlanmış bir akılla yön vermedikleri sürece bir kardeşlikten bahsetmek mümkün olmayacaktır.

Tekrar başa dönecek olursak “eşitlik, özgürlük, kardeşlik”  bugün için ütopya olduğu ve bu kelimelerin büyüsüyle daha çok eşitsizlik, daha çok tutsaklık ve daha çok düşmanlık edinildiğini gördüğümüz için çağın kaotik ruhuna uygun bir şekilde rotamızı “denklik, diğergamlık ve farklılıklara saygı” yönüne çevirmeliyiz. Bunun için de kafaların sivilleşmeye ihtiyacı var, devletle mesafeli bir ilişki geliştirecek Müslümanlar ancak birbirinin kardeşi olabilir. Yoksa derler çıkıp da :

“Başlarım senin kardeşliğine!”



Bu yazı 1618 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI