Bugun...
Holokost Endüstrisi ve Hendekler


Zeynep Rana Karataş Fikir Zemini
zeyneprana.wordpress.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 07-12-2015 23:45

Kürsüden bir adam bağırıyor:

''Artık buna saygı duymuyorum, artık bundan hoşlanmıyorum!'' diyor sesi kısılırcasına.

Bitirmeme izin verin, dinleyin, diye sesleniyor sesini bastırmaya çalışan kalabalığa. Ve mealen ;Yahudilerin işledikleri savaş suçlarını haklı çıkarmak için kendi yaşadıkları zulümleri öne sürmelerinden daha aşağılık bir şey düşünemiyorum….

Konuşan adam Norman G. Finkelstein’den başkası değil. “Holokost Endüstrisi” kitabıyla dünya çapında büyük yankı uyandıran Yahudi bir akademisyen.

...''yabancılara karşı soykırım kartını oynamaktan hiç hoşlanmıyorum'' diyor, bahsi geçen acıları bilmediği, tuzu kuru olduğu sanılınca,  babasının ve annesinin Nazi kamplarına gönderildiğini en üst perdeden söylüyor. Kısacası bütün acıları yaşamasına rağmen itirazı var olan bitenlere…

Hayır, sakın!

Sakın acılarımızı istismar etmeye kalkmayın, diyor gittiği her yerde. Kurumlardan,  çevrelerden dışlanıyor. Kendisini dinlemeye gelenlerin bir kısmı “ yine hakkımızda ne söyleyecek ” diyen kızgın Yahudiler ise, bir kısmı da kendisini öldürmek isteyecek kadar nefret dolu insanlar oluyor. Yanında bulduğu azınlık ile birlikte bir bakmışsınız sıradışı eylemleriyle İsrail’in Filistinlilere yaptıklarını ana yolun ortasına uzanarak protesto ediyorlar, bir bakıyorsunuz gözaltında...

“Holokost Endüstrisi” kitabında , Yahudi soykırımının nasıl politik bir sopa olarak kullanıldığını ve bununla da yetinilmeyip adeta bir para kaynağına dönüştürüldüğünü anlatıyor.  Yahudi soykırımıyla  ABD ve İsrail Ortadoğu’ya gönül rahatlığı ile, tedirginlik duymadan müdahale ediyorlar, soran olursa da:

“Biz çok acı çektik!” diyorlar.

Ekonomik kısmı ise çok daha sofistike. Bir sinema sektörü oluşturulmuş, soykırım mağdurlarının acılarının parasal bir değere dönüştürülmesinin en kestirme yolu olmuş ve işin kötü tarafı bu para gerçek mağdurlara değil Yahudi Lobisine ve  İsrail’e aktarıldığını söylüyor Finkelstein.

Avazı çıktığı kadar bağırıyor adam :

İsrail’in yaptıklarına sessiz kalan birinin Yahudi soykırımından bahsetmeye hakkı yoktur, bu sessiz kalanların  soykırımı istismar veya inkar edenlerden kumaş olarak zerre farkları da yoktur….

Finkelstein bu tavrıyla “lanetli Yahudi” olmuş durumda, daha bizim anlayacağımız dille “hain”. Yahudilerin menfaatine çomak sokmak gibi büyük bir suçtan hüküm giymiş.

Oysa o, annemden aldığım öğütle, diyor,  vicdanlı olmak zorundayım….

Eleştirilemez mevzular vardır böyle sahalarda, akademisyen birinin eleştirmemesi gereken konular. Finkelstein Amerika’da çok yanlış bir kapıyı açıp gördüklerini anlatarak “içimizdeki İrlandalı”laşıyor. İsviçre ve Amerikan bankalarına soykırım endüstrisinden akan parayı gösteriyor, azıcık buna meyledenlerin Hitler sempatizanlığı ile suçlandığı kulvarlarda….

Finkelstein ‘i okurken hiç yabancılık çekmedim. Çünkü acıların istismarı ve bunun adeta endüstrileşmesi sadece Yahudiler ile ilgili bir durum değildi.

Türkiye’de Kürt Meselesi dendiğinde buna benzer bir durumla karşı karşıyayız. Gerçek acı çekenler ve başkasının acısını ekmeğine sürüp yiyenler...

Baştan söyleyeyim, Aman ha! sakın Kürtler ve Siyonistler aynıdır dediğim anlamı çıkarmaya çalışmayın. Bu kendi sudaki yansımama küfrediş olur zira. Aslında söylemek istediğim dümdüz söylediğimdir. İroni yapmıyorum, ima etmeye çalışmıyorum, söylediğim ise,  geçmişte yaşadıklarımızı bir kenara bırakmayı başaramazsak birkaç nesil daha patalojik bir şekilde  “efkarlıyızçünkü çok acı çekmişiz” demeye devam edecek. Üstelik bunu salık verenlerin asla umrunda olmayacak arabesk bir geçmişi sırtlanış olur bu, geleceği de elimizden çalan ….

Tarihin çöplüğünü yaralarımıza tuz basmak için karıştıranlar, seksenlerde, doksanlarda… diye söze başlayanlar, fiziksel acıları devam ettiremeyeceklerse bile en azından psikolojik acıyı devam ettirmek derdindeler.  Aynı sebepten, yani acının politik ve ekonomik karşılığı yüzünden.

Nerden geldim bu konuya;

Orhan Miroğlu’nun “ hendeklerden bildiren adam”lara söylediği sözleri okuyunca Finkelstein’in sözleriyle benzerlik gördüm. Hendekleri  gerçek acı sahiplerinin gözünün içine baka baka siyasal siper olarak kullanan’lar,  Miroğlu’nun sözleriyle söylemek gerekirse:

Kürtlere, özgürlük ve eşitlik hendeklerle, barikatlarla gelecek yalanına hepimizi ortak etmek istiyor!”

Evrensel bir şey daha varmış demek ki, acının duygusal değerini rafine edip paraya çevirebilmek.

Kürtler de Yahudiler gibi acılar çektiler ,Finkelstein kadar sesimi yükseltemeyeceksem de o acılardan payıma düşeni almış biri olarak konuşma hakkım var.

Hendekleri kazanlara karşı duramayan hiçkimsenin olan bitene ağlama hakkı yoktur.  Acı bazılarının gözünde sadece haber değeri veya ideolojik bir malzemedir. Bu acıyı saygısızca sömürmek değil de nedir.

“Hendeklere ve barikatlara dolmasını istediği o gençlerin babaları, amcaları, Diyarbakır cezaevinde, bir köpeğe tekmil verip, işkencelerde can verirken, bu adam Kenan Evren’le beraber Endonezya adalarına seyahate çıkıyordu!” demiş Miroğlu.

Hasan Cemal’den bahsedilse bile ben bir zihniyetten bahsediliyormuş gibi okuyorum yazılanı.  Bir kürdün “ artık yeter, bu gün  kalkıp hendek kazacak bir neden bulmanıza saygı duymuyorum!”  demesi gerekiyordu.

PKK’nın yaptıklarını meşrulaştıracak bir neden olarak geçmişteki acıların önüme getirilmesinden de hoşlanmıyorum!

Hayır bir sebep de bulamıyorum, eline silah alıp ölecek ve öldürecek bir sebep bulamıyorum, kesilmesinden korkulan politik ve ekonomik acı endüstrisi dışında, diyebilmesi gerekiyordu birinin.

Pkk’ya tek laf etmeyen –istirham ederim edemeyen demedim-  birinin gözyaşlarına asla güvenmiyorum acının ne demek olduğunu bilen bir kürt olarak. Türklere, yabancılara Kürtlerin acılarından bahsetmekten de artık utanıyorum. Çünkü hendekler bugün doksanlarda yaşananlar yüzünden kazılmıyor, içine gömülecek gençlerin cesedi için de hiçbir kabul edilebilir neden de yok.

Sadece Kürt olarak değil, herhangi bir vatandaş olarak devletten taleplerde bulunabilirim, yeri gelir devlete karşı sivil itaatsizlik de ilan edebilirim ancak tek bir insanın burnunu kanatmak için mazeret bulamam bu ortamda. Birilerinin politik beyzbol sopası olmayı, siyasi kartı haline gelmeyi reddediyorum.

Bırakalım Finkelstein kürsüden seslenişi gibi sesleniyorum: 

Reddediyorum!

Bundan böyle gözyaşlarıyla, mağduriyet edebiyatıyla caydırılmayı, susturulmayı Reddediyorum…         



Bu yazı 1798 defa okunmuştur.

YORUMLAR

muso boz
15-12-2015 22:11:00
Aferin, sen benim için bin yıl önce kafkasyadan basra körfezine kadar olan ülkenin kralı sultan alpaslanın torunusun. senin türk, kürt, ermeni vs olman zurnanın son deliğidir. gerçek ve önemli olan bu topraklarda yaşaman ve buraya sahip çıkmandır. ben o holokost yaşanan yerlerde yıllarca bütün üniversite eğitimimi aldım. dahau'da o yerlerden biri olarak,yattıkları ranzalara ellerimi sürdüm. bugün hala hepsi duruyor. bu akıl almaz bir vahşet. madalyonu çeviriyorum : 1946 yılında kurulan israil devletinin yaşaması için en büyük engel yıllar içinde türkiye olacağı çok değişik açılardan bakılarak tesbit edilmiş. o zaman bu engelin gücünün zaman içinde sürekli kırılıp, güçsüz bırakılması ana hedefe hizmet için gerekliydi. almanların türklere düşmanlığı yoktur, almanyada yaşayan alman yahudisinin düşmanlığı vardır. örnek : der spiegel. haftalık olan bu dergi okuyucu mektupları adı altında yayınladığı yazılarla sürekli türk düşmanlığını pompalıyor. 40 yıllık sayılarında da var.selamlar.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI