erotik shop
Bugun...


Babacan ve Davutoğlu: Farklar, Benzerlikler ve Beklentiler
Yeni yılda iç siyasette en önemli beklenti, şüphe yok ki, sahaya inecek yeni oyuncular. Bu oyuncuların ilk performansları ve ilk siyasi etkileri. Babacan merkez bir siyasi partiyi hedefliyor, Davutoğlu ise daha muhafazakâr çizgiye yöneliyor. Farkları muhafazakâr siyaset alanını zenginleştirecektir. Ortak yanları ise muhafazakâr siyaset tanımında yeni bir eksen oluşturacaktır.

facebook-paylas
Tarih: 02-01-2020 14:56
Babacan ve Davutoğlu: Farklar, Benzerlikler ve Beklentiler
+ -

Ahmet Davutoğlu partisini kurdu. Babacan tarafından kurulacak yeni siyasi partinin sahaya çıkmasına az kaldı.

Bu girişimlerin ne ölçüde başarılı olacağını zaman, şartlar ve izleyecekleri siyaset gösterecek. Bununla birlikte kuruldukları andan itibaren, siyasi alana yeni bir enerji ve haraketlilik getirecekleri açıktır.

Şu üç gelişme kuvvetle muhtemel görünüyor:

1- AK Parti’nin muhafazakâr siyasi alan üzerindeki söylemsel ve fiili hegemonyasının kırılması.

2- Muhafazakâr seçmen dokusunun kısmen ayrışıp, geçmişte olduğu gibi daha heterojen bir görüntüye kavuşması.

3- Muhafazakâr ya da merkez siyasetin, Türkiye’nin yeni dinamikleri, sorunları ve ruh hali etrafında yeniden tanımlanması.

Kurulacak siyasi partilerin muhafazakâr alanın sınırlarını aşması, farklı eğilimleri bünyesinde toplayarak yol almaları pekala mümkün, hatta iddialar arasında. Bununla birlikte, şimdilik, kurucularının siyasi öyküleri itibariyle çıkış referansları muhafazakâr siyasete gönderme yapıyor.

SİYASİ ÇIKIŞLAR

Geçtiğimiz günlerde, Babacan, kamuoyuna yönelik önemli ilk çıkışını, ilk sesli siyasi adımını Karar gazetesine verdiği söyleşiyle attı.

Aynı günlerde Ahmet Davutoğlu ve onunla hareket dört eski AK Parti milletvekili, parti yönetimi tarafından ihraç talebiyle disiplin kuruluna gönderildi. Bunun üzerine AK Parti’den istifa edip yeni bir yola çıktıklarını ilan ettiler. Bu istifaları diğerleri takip etti, bazı AK Parti eski milletvekilleri ve yöneticileri Davutoğlu’na katılmak için partilerinden ayrıldı.

Şimdi cevap bekleyen ilk sorular şunlar:

Bu iki siyasi aktör neyi temsil ediyor? Ortak ve ayrışan noktaları neler?

Bu sorulara verilecek yanıtlar, hem muhafazakâr siyasetin önümüzdeki dönemde nasıl tanımlanacağına dair ipuçları içerir, hem muhafazakâr siyasi alanın hangi ayrışmalar üzerinde yeniden yapılanacağını gösterir.

Babacan ve  Davutoğlu’nun açıklamaları bu konuda kimi veriler içeriyor.

Babacan’ın verdiği söyleşideki vurucu noktalar, kolektif siyasi yönetim, tüm kesimleri kendisine çekmeyi hedefleyen bir sentez partisi, mevcut otoriter düzenin tashihi yanında Türkiye’nin yeni talepleri ve gereklerine uygun bir siyaset, bu çerçevede hukuk devleti, özgürlük düzeni, rasyonel ekonomi yönetimi gibi hususlardan oluşuyordu.

Davutoğlu’nun istifa konuşması ise üç başlık altında özetlenebilir:

- Davutoğlu, daha önceki çıkışlarının, özellikle açıkladığı manifestonun kamuoyuna verdiği “kişi merkezli siyasi tavır” görüntüsünden uzaklaşıp, (bu onun güçlü liderlik özelliklerini elbet ortadan kaldırmaz), yanına aldığı AK Partili eski milletvekilleri ve teşkilat üyeleriyle, bu kez örgütlü bir ekip siyaseti iddiasını ortaya koydu. Hatta basın toplantısı sırasında bu istikamette bir tür gövde gösterisi yaptı. Daha sonra gelen istifalar bunu güçlendirdi ve Davutoğlu’nun AK Parti içindeki (ölçüsü henüz belli olmamakla birlikte) etkisini gösterdi.

- Davutoğlu, AK Parti’den, yaptıkları uyarılar dikkate alınmadığı, ihanet ve ihraç girişimiyle karşılandığı ve yönetim geri çevrilemez yanlış bir istikamete gittiği için ayrılmak zorunda kaldıklarını söylerken, kuruluş dönemi AK Partisi’ne aidiyet ve sadakatini vurguluyordu. Bir bakıma kendi siyaset zemini ve hedef kitlesinin burası ve burada olduğunu söylüyordu. Muhafazakâr itirazların, bu kesimde alttan gelen gençlik dinamizminin, toplumsal-sınıfsal dönüşümün, bu çerçevede doğan yeni taleplerin, kuracağı yeni partinin taşıyıcısı olacağını ima ediyordu. Davutoğlu ve ekibinin bu durumda, muhafazakâr şemsiye altında farklı kesim ve seslerin yer alacağı bir siyasi parti tasavvuruna sahip olduklarını söylemek yanlış olmaz.

- Özgürlükçü, sivil, rasyonel, yerel-evrensel değerler sentezine dayanan bir siyaset tanımı, benimsedikleri ilkelerin ana hatlarını oluşturuyordu. Konuşmasında siyasi ilkeler konusundaki satır başları ise şöyleydi: İnsan hakları, özgürlükler, demokratik anayasal sistem, demokratik hukuk devleti, liyakat, ehliyet, serbest piyasa ve rekabet, dünyaya açık barışçıl siyaset ve Türkiye.

FARKLAR VE BENZERLİKLER

Asıl sorulara gelelim. Bunların anlamı ne? Davutoğlu ve Babacan arasında ilk bakışta göze çarpan ortak noktalar ve farklar neler?

İkili arasında görünen ilk önemli fark, Babacan’ın muhafazakâr kesimin önemi ve gücünü ihmal etmeden kesimler arası sentezi ifade eden bir “merkez partisi” kuracağını ima etmesi, buna karşın Davutoğlu’nun sentez gereğini göz ardı etmeden daha çok “muhafazakâr bir şemsiye partisi”ne yöneleceğini göstermesidir. Velhasıl, Babacan siyasi merkeze, Davutoğlu muhafazakâr alana yönelmiş görünüyorlar.

Bu ayrım, bu siyasi partilerin sahaya çıkışıyla muhafazakâr siyasi alanı etkileyecek niteliktedir. Babacan’ın atfedilen kolektif siyaset tarzı, Davutoğlu’na yakıştırılan kuvvetli lider özelliklerine oranla en azından şimdilik daha belirleyici bir unsurdur. Davutoğlu’nun, AK Parti’den istifa eden kadrolarla bu partinin zemini ve tarihi referansından kopmadan hareket etmesi, buna karşılık Babacan’ın “yeni” vurgusu ve bu çerçevede oluşturacağı muhtemel kadrosu seçmen algısı bakımından önemli olacaktır. Ayrışma her zaman ortak alanı daraltmaz, tersine genişletir. Nitekim bu farklılık, büyük ihtimalle muhafazakâr alana derinlik katacak, normalleşme sürecini hızlandıracak, sağ-muhafazakâr alanın volümünü tekrar büyütecektir.

Söz konusu farkın görece bir yönü de bulunmaktadır. Babacan ve Davutoğlu aynı havuza akan farklı ısıdaki, ancak benzer kalitede sulara benzetilebilir. Havuz dolduğu zaman önemli olan, orada oluşacak ısı ya da denge olacaktır. Bu yön muhafazakâr siyasetin yeni tanımıyla ilgili bir ön fikir verir. Eldeki verilerle ilk akla gelen kimlik siyasetinden merkeze doğru ilerleyecek bir siyaset ve aidiyet tanımıdır. Nitekim Babacan hedeflediği ortalama bir siyasi merkezin doğal olarak yumuşak bir muhafazakâr ağırlık taşıyacağı gerçeği ile, Davutoğlu’nun dile getirdiği siyasi ilkelerin muhafazakâr alanı merkeze çekme ihtimali iki aktörün arasındaki doğal kesişme noktasıdır.

Siyasi ilkeler söz konusu olduğu zaman bu kesişme yerini iyice ortak noktalara bırakmaktadır. Bunlar açık biçimde, siyaseti, liberal, özgürlükçü bir demokrasi anlayışıyla tanımlama, Türkiye’nin kutuplaşma ve çatışma ikliminden uzaklaştırılması, adalet ve rasyonaliteyi hedef alma eğilimleridir. Bu istikamet, solu bir kenara koyarsak, yeni bir ve yeni bir Türkiye tanımını en azından vadetmektedir.

Muhafazakâr alanda siyasetin yeni eksenleri meselesine gelince:

AK Parti’nin yaşayacağı örselenmeye gücünü koruyacağını dikkate alırsak, muhafazakâr alanda siyaset, kimlikçi ya da tek kimlik merkezli “otoriter bir bakış” ile farklılıklara açık, daha sentezci ve “özgürlükçü bir bakış” arasında ayrışmaya gebedir.

Bu istikamette gelişmelerin tek koşulu bulunuyor: Seçmeni ikna, farklı kesimlerle ilişki ve başarı...

 

İlkeler ve yeni siyasi partiler

İlke ve program itibariyle iki yeni siyasi parti arasında büyük bir fark olacağını sanmıyoruz. Her ikisinde de öne çıkacak iki husus bulunuyor.

İlk hususun, siyasal sistemin işleyişi ve toplum-devlet ilişkilerinde hukuk ilkelerine, demokrasiye, barışçı ve diyalogcu bir dış politikaya, açık ve şeffaf bir ekonomi yönetimine geri dönüş olması beklenir.

İkinci husus ise her iki siyasi partinin, 2000’li yılların değişimci dilinin ötesinde, kendilerini AK Parti’den ayrıştıracak, günün beklenti ve taleplerine uyarlayacak bir vizyonu ortaya koyma gayretleri olacaktır. Özellikle bu bakımdan çevre hassasiyeti, katılımcılık vurgusu, din-siyaset ilişkilerinde kimlikçi tavra mesafe, liyakat fikrini temel bir duruş haline getirme, öne çıkmaya aday ilkelerdir. 

Ancak lafzi olarak bunlar yeterli olur mu?

Çok kolay değil.

Melodi meselesi

Yeni bir bakış, vizyon, heyecan etrafında siyasi seferberlik iddiası, her şeyden önce bir melodi meselesidir. Farklı kesim ve kişilerin kulaklarında kalacak, sevecekleri ve mırıldanacakları, hızlı bir şekilde kendilerine mal edecekleri bir melodi, ortak bir yere değer, bir hevesi, arzuyu, duyguyu canlandırır.

Bu tür melodi, gücünü bir miktar toplumdaki ortak lezzet, algı, beklentiden alır, buna şüphe yok. Ancak en etkili melodi, bunun ötesine geçendir, mevcut duygu ve arzuyu iyice kabartan, onu kendisine çeken, onu yönlendirendir.

Mart-Nisan yerel yönetim seçimlerinde, İmamoğlu’nun siyasi tarzının açığa çıkardığı, seferber ettiği, çatışma karşıtı, farklı değer sistemlerine değen, kültür savaşlarına itiraz eden, kişiyi merkez alan dalga, toplumun ruh haline, beklentisine bir örnekti. İmamoğlu’nun bu dalgayı kabartma konusunda performansı da öyle.

Davutoğlu ve Babacan gibi “taze” olmayan, toplumda yerleşik kanılarla algılanan siyasi aktörler için bu konuda daha fazla çaba ve inandırıcılık gerektiği ortadadır. Ayrıca, bundan böyle söz konusu olanın bir yerel yönetim yarışı değil, Türkiye çapında bir meydan okuma olduğunu buna eklersek, zorluk artacaktır.

Davutoğlu ve Babacan’ın bu zorlukları nasıl aşacaklarını, sahneye ne tür bir melodiyle çıkacaklarını, dolayısıyla başarı ihtimallerini zaman gösterecek.

Bir veri, iki güzergah

Babacan ve Davutoğlu’nun buna rağmen her koşulda siyaseti etkileyeceklerine kuşku yok. AK Parti’den alacakları 3-5 puanlık oy bile mevcut siyasi dengeleri etkileyecek, iktidar kompozisyonu için farklı ve yeni alternatifleri besleyecektir.  Diğer bir ifadeyle yeni kurulacak bu siyasi partilerin ilk işlevi muhafazakar-merkez siyasetin AK Parti tekelindeki tek parçalı yapısını kırmak, bu alanı heterojen hale getirmek olacaktır. Bu, Türk siyasetinin varsa demokratik geleceği için elzem olan bir konudur. Çoğulculuğa, en azından çok parçalı bir sağ–muhafazakar alana (70’ler, 80’ler,90’lara) tarihsel bir geriye dönüşü ifade eder.

Ne var ki, Türk siyasetinin normalleşmesi için bu dönüş yeterli değil, sadece gerekli koşuldur.

Siyasi dengelerin nispi temsil üzerinden kurulduğu günlerde değiliz. Yeni siyasal düzenin belirleyici seçimleri başkanlık yarışıdır. Bu yarış sonuç olarak, bir çoğunluk oluşturma mücadelesine dayanmaktadır. Önce ikinci turda yarışacak iki ismin kim olacağı yarışı yaşanacak, ardından bu isimlerin arkasındaki ittifakların nasıl oluşacağı hayati bir önem taşıyacaktır.

O zaman temel soru, yeni iki siyasi parti için nasıl bir ittifak siyaseti öngördükleridir, bu konuda nasıl yol alacaklarıdır, bu onların, gücünü, yerini, iddiasını da belirleyecek bir unsurdur.

Diğer bir ifadeyle, yeni siyasi partilerin sahaya çıktıkları anda, iktidara gelince ne yapacaklarını söylemeleri kadar önemli olan konu, buna ulaşmak için nasıl ve kiminle/kimlerle bir yol tutturacakları hususunda verecekleri işaretlerdir.

Siyasi yakınlaşma adayları bellidir: CHP ve/veya İmamoğlu, İYİ Parti, HDP...

CHP bu siyasi aktörün hemen yaklaşabilecekleri bir siyasi parti değil.

Meral Akşener’in düştüğü dar alan tuzağından kurtulmak ve ittifak yapmak için yeni siyasi partileri heyecanla beklediği yaptığı açıklamalar ortada. Ancak İYİ Parti’nin Kürt siyaseti ve HDP konusunda dışlayıcı tavrı da ortada.

Buna karşın Türkiye’deki baskıcı siyasetin, buna ilişkin doğrulamaların nesnesi Kürt sorunu oluşturuyor, muhalif oy potensiyelinin yüzde 10’unu kontrol eden HDP ise bunun bedelini ağır şekilde ödeyen, karşı karşıya kaldıklarıyla simgeleyen bir siyasi parti.

Bu durumda Davutoğlu ve Babacan’ın iktidara geldikleri takdirde nasıl bir Kürt siyaseti izleyecekleri kadar önemli olan, ittifak siyasetinde nerede duracaklarıdır.

Örneğin HDP’yle ne tür ilişki kuracaklarıdır. HDP’yi merkeze çekme stratejilerinin olup olmayacağıdır. Örneğin Suriye, Suriye’deki Kürtler ve Kürt politikası konusunda aktif siyasi tutumlarıdır. Örneğin meydan okuyan bir dış politikaya nerede, ne kadar itiraz edecekleri, topluma buna hangi dille anlatacaklarıdır.

Melodinin ana nağmelerini önce bunlar oluşturacaktır.

Bu elbet, bu işin bir bölümü, diğer tarafında Tayyip Erdoğan’la nasıl karşılaşacakları, onun yeni Türkiye tanımı karşısına nasıl bir Türkiye tanımı çıkaracaklarıyla, sağın büyük Türkiye meselesiyle ilgilidir.  İşin bu yönünü haftaya ele alacağız.

| Ali Bayramoğlu - Karar Gazetesi |




Bu haber 563 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YUKARI