erotik shop
Bugun...
Dünden Bugüne PKK ile Manipüle Edilen Bir Halk (Kürtler)


Veysel YENİGÜL Fikir Zemini
twitter.com/Veyselmir
 
 
facebook-paylas
Tarih: 23-01-2026 01:12

Türkiye ve Suriye'de eski rejimlerin yıllar yılı baskıcı ve yasakçı politikaları Pkk'yı doğurmuştur. Fakat Pkk'yı 1978'de kuran kadro salt Kürtlerden müteşekkil değildi. Bu örgütün derin mahfillerce marksist - stalinist bir örgüt olarak tasarlanarak kurulması sağlanmıştır. Faaliyet alanı olarak Doğu bölgesine, yani Kürtlerin ağırlıklı meskun olduğu iller seçilmiştir. İlk eylemleriyle Kürt aşiretlerine yönelmiştir. Siverek-Urfa hattında Bucak aşiretiyle çatışmalara giren örgütün bölgede ağalığa karşı halkın teveccühünü kazanmak için stratejik roller üstlendiği ve yönlendiirldiği anlaşılmaktadır. Daha sonra legal faaliyet yürüten bölgedeki tüm kürt parti ve sivil toplum örgütlerini hedef almıştır. Bunları şiddet yöntemiyle susturmayı ve tasfiye etmeyi başarmıştır.

1980 askeri darbesiyle birlikte Diyarbakır cezaevi başta olmak üzere gayrı insani ağır işkence merkezleri kurulmuş, işkenceden geçirilen Kürt gençleri Beka vadisine yönlendirilmiştir. Kürt halkına dönük ağır baskı sonucu Pkk'ya taban üretilmiş ve Pkk bölgede tek temsilci konumuna çıkarılmak istenmiştir. Terör ve şiddet ortamı körüklenerek askeri vesayet sistemi tahkim edilmek istenmiştir.

90'lı Yıllar.. Özal Dönemi ve Sonrası 

Turgut Özal, sorunu fark eden ilk devlet adamı olarak bu işi çözmek istemiş ama muvaffak olamamıştır. PKK'nın arkasındaki güçler, devlet içindeki bağlalntılarını kullanarak buna engel olmuştur. Özal ve ekibi tasfiye edilmiştir. Devlet Bakanı Adnan Kahveci kaza süsü verilen bir suikastle ortadan kaldırıldı. Eşref Bitlis, Bahtiyar Aydın gibi generallerin yanı sıra, Mit'in etkili ismi Cem Ersever suikasleri hala aydınlatılabilmiş değil. Konuyla ilgili araştırmalar yapan gazeteci Uğur Mumcu'nun çok ciddi bilgi ve belgelere ulaştığı için ortadan kaldırıldığı kamuoyunda artık kabul edilmektedir. 1993'te Bingöl'de 33 erin PKK tarafından infaz edlmesi, devlet içindeki gizli gladyo yapısının yönlendirmesiyle gerçekleştiği de artık sır değil. 1990'lı yılların kaos ortamında askeri vesayet ve katı güvenlik politikları, sivil siyasetle çözüm arayan Hükûmetlerin eli kolunu bağlamış, sorunu çözmeye çalışan siyasetçilerin çabaları sonuçsuz kalmıştır. 

1990'larda terörle mücadele ve asayiş gerekçesiyle bölge nüfusunun göçertilmesi, bölgedeki homojen nüfus yapısının bozulması, metropollere sığınan insanlar üzerinde süren mühendislik politikasına bakıldığında, tüm olup bitenlerin PKK’nın ideolojik amaçlarıyla uyumlu bir şekilde gerçekleştiğini göstermektedir. Öte yandan silahlı çatışmalarda binlerce güvenlik görevlisi şehit olmuş, on binlerce örgüt üyesi hem örgüt içi infazlarla hem de çatışmalarda öldürülmüştür. Binlerce köy yakılmış, on binlerce faili meçhul kaydı oluşmuştur. Terörle mücadele bu ülkeye 2 Milyar dolar gibi bir faturaya neden olmuş, ekonomik bedeli ağır olmuştur. 

Ak Parti Dönemi

2002 yılından itibaren Türkiye'de yeni dönem başlamıştır. AK parti tek başına iktidara gelmiştir. İik iki dönemde bu konuda demokratikleşme paketlerine ağırlık vererek yaraların sarılması için büyük çaba sarfetmiştir. 2005 yılında Erdoğan, Başbakan olarak Diyarbakır'da ‘’bu sorun, benim sorunum’’ diyerek açılım ve çözüm süreçlerine kapı açmıştır. 2015 yılına kadar inişli çıkışlı da olsa demokratik adımlar atılmıştır. Kürtçe üzerindeki baskı ve yasaklar kaldırılmış, Kürtçenin hem TV yayını başlatılmış hem de okullarda seçmeli ders olarak okutulması yönünde somut adımlar atılabilmiştir.

Ne var ki, sürekli kürtler için mücadele ettiğini iddia eden PKK, tüm bu süreçlerde provokatif eylemler sergilemekten geri durmamış, siyasi kolu HDP, Pkk ile Kandil'in talimatlarıyla Ak Parti hükümetiyle demokratik müzakere siyaseti yerine marjinal sol çevrelerin de kışkırtmasıyla ideolojik mücadeleye girmiştir.

Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir iktidar bu konuda ciddi riskler alarak sorunun nedenine de yönelmiş, sonuçlarıyla birlikte çözme iradesi sergilemiştir. Ne yazık ki Suriye iç savaşında hayali fantezilere kapılan Pkk, Türkiye'de Kürt meselesinin demokratik siyasetle çözülmesi imkanını hendek terörü süreciyle sabote edilmesinin zeminine bomba döşemiş, çözüm sürecinin akamete uğramasına neden olmuştur. Bu süreçte hem içte hem dışta Erdoğan ve AK parti iktidarının düşmesini isteyen güçler için vekalet savaşına tutuşarak önemli bir fırsatın berhava olmasına neden olmuştur. PKK’nın hiçbir zaman Kürt meselesini çözümü gibi bir amacını olmadığı o zamanlar da net anlaşılmıştı.

Bu mesele çözümsüz kalınca, Türkiye'de B planı devreye alınmıştır. Zira Ortadoğu ve Suriye'de kaos, dünyada yeni güç dengeleri Türkiye'de iç siyasetin doğasını etkilemiştir. Türkye'de bir kez daha askeri darbe girişimi yaşanmış, 2016'ďa milletin kararlı duruşuyla geri tepen 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrasında başlayan yeni süreçte güvenlik polititikları öne çıkmış, olup bitenler muhafazakâr sağ ağırlıklı otoriter bir sistemin inşasının gerekçesini oluşturmuştur.

Suriye'de bir toprak parçasına hükmetme arzusuyla hareket eden PKK-kandil, Kürtlerin orada da yanlış pozisyon almasına neden olmuştur. Kürtlere vatandaşlık bile çok gören eski baas, yani Esed rejimine karşı isyan eden Kürtleri bastırmış ve rejimle anlaşmalı şekilde kürt kasaba ve kentlerin kontrolünü devr almıştır. Sonrasında Kürt çocuklarını bu kez Suriye çöllerinde uluslararası güçler (örgüt ve global şirketlerin karşılıklı çıkarları) için sahaya sürülen DAİŞ'e karşı savaşta sözleşmeli personel olarak kullandırmıştır. Orada da Kürtlerin doğal dinamikleriyle Suriye'de eski rejime karşı hak temelli bir siyasetle kazanımlar elde etmesinin önünde engel olmuştur.  Dindar Kürt ve Arap şehirlerinde seküler kantonlar inşa etmeyi hayaliyle ideolojik fantazelere kapılmış, Kürtleri yeniden ağır bir yükün altına sokmuş, umutlarını bölge gerçekliğine aykırı bir amaç uğruna ziyan etmiştir. Bugün kurulma aşamasında olan yeni Suriye’de Kürtlerin elini zayıflatmış, onları belirsiz bir geleceğe mahkûm etmiştir.

Bağlarsak...

Bugün uluslararası konjonktürde yaşanan kırılmalar yeni bir durum ortaya çıkarmıştır. Dünyada güç merkezlerinin değişen stratejik hedefleri ve yeni ekonomik ve siyasal işbirliği arayışları, dünyada bir çok bölgede ve Ortadoğu'da kartların yeniden karılmasını dayatıyor. Bu güçlerin DAİŞ'e karşı mücadele konsepti değişince, tüm varlığını ideolojik olarak DAİŞ'e karşı konumlandıran sosyalist bir yapıyla işleri kalmamıştır. Zira Şam'da rejim değişikliği beraberinde birçok farklılık getirdi. İsrail ile anlaşmalar, ABD'nin İran karşıtı Sünni Arap blokunu toparlama ve konsolide etme stratejisi adım adım gerçekleşmeye başlayınca, 14 yıldır Suriye'de epey alanı kontrol eden PKK’nın etkisi altındaki SDG'nin Kürtlere sattığı 'rojava devrimi' söyleminin içi boş bir hayal olduğu, halkların kardeşliği siyasetinin sadece bir retorik olduğu gerçeği tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmiştir.

PKK’nın içinde olduğu ve Kürtler adına dahil olduğu her şeyin fiyasko olduğunu yeni yeni anlamaya başlayan Kürtlerde elbette büyük hayal kırıklığı oluştu. Travma tam da böyle bir şey. Netice-i kelam Kürtler geç de olsa olan bitenleri anlamaya başlamıştır.

Suriye'de artık mevzu pkk/sdg/ypg olmaktan çıkmış, mağdur konumuna düşen Kürtlerin akıbetinin ne olacağına dönüşmüştür. Halep'teki Kürt mahallelerine saldırılar ve cereyan eden olaylar, Selahaddin Eyyubi zamanından beri iç içe geçmiş kadim Arap, Türk ve Kürt komşuluk ilişkilerinin de risk altında olduğunu göstermektedir.

Suriye devlet güçlerince kuşatılan Haseke, Kamışlı ve Kobani gibi kürt kentlerinde olası sert çatışmalar, ülkemizde de ciddi kırılmalar ve duygusal kopuşlara yol açabilir. Türkiye'de geçen yıldan beri devam eden 'terörsüz türkiye' hedefine odaklı sürece de olumsuz etki edebilir.

Bu açıdan dikkat etmek ve krizi derinleştiren eylem ve söylemlerden uzak durmak gerekiyor. 



Bu yazı 575 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI