Türkiye ve Suriye'de eski rejimlerin yıllar yılı baskıcı ve yasakçı politikaları Pkk'yı doğurmuştur. Fakat Pkk'yı 1978'de kuranlar salt Kürtler değildi. Bu yapı derin mahfillerce marksist - stalinist bir örgüt olarak tasarlanarak kurulması sağlanmıştır. Faaliyet alanı olarak Doğu bölgesine, yani Kürtlerin ağırlıklı meskun olduğu iller seçilmiştir. İlk eylemleriyle Kürt aşiretlerine yönelmiştir. Siverek-Urfa hattında Bucak aşiretiyle çatışmalara giren örgütün bölgede ağalığa karşı halkın teveccühünü kazanmak için stratejik roller üstlendiği ve yönlendiirldiği anlaşılmaktadır. Daha sonra legal faaliyet yürüten bölgedeki tüm kürt parti ve sivil toplum örgütlerini hedef almıştır. Bunları şiddet yöntemiyle susturmayı ve tasfiye etmeyi başarmıştır.
1980 askeri darbesiyle birlikte Diyarbakır cezaevi başta olmak üzere gayrı insani ağır işkence merkezleri kurulmuş, işkenceden geçirilen Kürt gençleri Beka vadisine yönlendirilmiştir. Kürt halkına dönük ağır baskı sonucu Pkk'ya taban üretilmiş ve Pkk bölgede tek temsilci konumuna çıkarılmak istenmiştir. Terör ve şiddet ortamı körüklenerek askeri vesayet sistemi tahkim edilmek istenmiştir. Özal, sorunu fark eden ilk devlet adamı olarak bu işi çözmek istemiş ama muvaffak olamamıştır. PKK'yı oluşturan güçler buna engel olmuştur. Özal ve ekibi tasfiye edilmiştir. Daha sonra da sivil siyasetle çözüm arayan Hükûmetlerin eli kolu güvenlik politikalarının sert yüzüne çarpıp işlevsiz hale gelmiştir. 1990'larda bölge nüfusunun dağıtılması, bölgedeki homojen nüfus yapısının bozulması sağlanmaya çalışılmış, bu da PKK’nın ideolojik amaçlarıyla uyumlu bir şekilde gerçekleşmiştir. Çatışmalarda binlerce güvenlik görevlisi şehit olmuş, on binlerce örgüt üyesi hem örgüt içi infazlarla hem de çatışmalarda öldürülmüştür. Binlerce köy yakılmış, on binlerce faili meçhul kaydı oluşmuştur. Terörle mücadele adı altında ülkeye 2 Milyar dolar ekonomik maliyet çıkarılmıştır.
2002 yılından itibaren ülkede yeni dönem başlamış. AK parti hükumeti, bu konuda demokratikleşme paketlerine ağırlık vererek yaraların sarılması için büyük çaba sarfetmiştir. 2005 yılında Erdoğan, Başbakan olarak Diyarbakır'da ‘’bu sorun, benim sorunum’’ diyerek açılım ve çözüm süreçlerine kapı açmıştır. 2015 yılına kadar inişli çıkışlı da olsa demokratik adımlar atılmıştır. Kürtçe üzerindeki baskı ve yasaklar kaldırmış, Kürtçenin hem TV yayınını başlatılmış hem de okullarda seçmeli ders olarak okutulması yönünde somut adımlar atılabilmiştir.
Ne var ki PKK tüm bu süreçlerde provokatif eylemler sergilemekten geri durmamış, siyasi kolu HDP, Pkk ile Kandil'in talimatlarıyla hükumetle demokratik müzakere siyaseti yerine marjinal sol çevrelerin de kışkırtmasıyla ideolojik mücadeleye girmiştir.
Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir iktidar bu konuda ciddi riskler alarak sorunun nedenine de yönelmiş, sonuçlarıyla birlikte çözme iradesi sergilemiştir. Ne yazık ki Suriye iç savaşında hayali fantezilere kapılan Pkk, Türkiye'de Kürt meselesinin demokratik siyasetle çözülmesi imkanını hendek terörü süreciyle sabote edilmesinin zeminine bomba döşemiş, çözüm sürecinin akamete uğramasına neden olmuştur. Bu süreçte hem içte hem dışta Erdoğan ve AK parti iktidarının düşmesini isteyen güçler için vekalet savaşına tutuşarak fırsatı berhava etmiştir. PKK’nın hiçbir zaman Kürt meselesini çözümü gibi bir amacının olmadığı o zamanlar da net anlaşılmıştı.
Bu mesele çözümsüz kalınca, Türkiye'de B planı devreye alınmıştır. Zira Ortadoğu ve Suriye'de kaos, dünyada yeni güç dengeleri Türkiye'de iç siyasetin doğasını etkilemiş, 2016'ďan bugüne Türkiye'de muhafazakâr sağ ağırlıklı otoriter bir sistemin inşasının gerekçesini oluşturmuştur. Suriye'de bir toprak parçasına hükmetme arzusuyla hareket eden PKK-kandil, Kürtlerin orada da yanlış pozisyon almasına neden olmuş, Kürt çocuklarını bu kez Suriye çöllerinde uluslararası güçler (örgüt ve global şirketlerin karşılıklı çıkarları) için DAİŞ'e karşı savaşta sözleşmeli personel olarak kullandırmıştır. Orada da Kürtlerin doğal dinamikleriyle Suriye'de eski rejime karşı hak temelli bir siyasetle kazanımlar elde etmesinin önünde engel teşkil etmiştir. Kurulma aşamasında olan yeni Suriye’de Kürtlerin elini zayıflatmış, onları belirsiz bir geleceğe mahkûm etmiştir.
Uzatmadan bağlayalım:
Bugün uluslararası konjonktür değişimi yaşanınca, tam 14 yıldır PKK’nın Kürtlere sattığı 'rojava devrimi' söyleminin içi boş bir hayal olduğu, halkların kardeşliği siyasetinin sadece bir retorik olduğu gerçeği tüm çıplaklığıyla gözler önüne serildi. PKK’nın her şeyi fiyasko olduğunu yeni yeni anlamaya başlayan Kürtlerde elbette büyük hayal kırıklığı oluştu. Bir halk geç de olsa olan bitenleri anlamaya başlamıştır. Bundan sonra ne olacağını zaman gösterecektir.


İbn Haldun ‘Kürtler Hamaldır’ diyor mu?
Vahdet kelimesi kirlenirken yeni argüman: Yekvücûd olabilmek..
Türkiye’de milliyetçilik İslamcılığı neden ve nasıl yutuyor?..