erotik shop
Bugun...
İslami Düşünce Geleneği ve Modern Dünya İdeolojileri İzinde Ali Şeriati'yi Anlamak!


Veysel YENİGÜL Fikir Zemini
twitter.com/Veyselmir
 
 
facebook-paylas
Tarih: 12-04-2026 16:07

İslam düşünce tarihi dikkatli bir şekilde incelendiği zaman, İslam dininin kendi öğretisinden veya ruhundan kaynaklanan bir takım sebeplere ilaveten, inananların içinde bulundukları tarihi, kültürel, sosyal, siyasi, iktisadi, coğrafi vb. şartlara bağlı olarak da çok çeşitli şekillerde anlaşıldığı ve yorumlandığı görülmektedir. Ontolojik bir gerçeklik olarak kendini çok çeşitli ve farklı yorumlarla ifade edebilme esnekliğine sahip bir hakikat olan Din, bireyin şahsiyetinin gelişmesinde, hayatın anlam kazanmasında, toplumsal birlik ve düzenin sağlanmasında, bireyin hem birey, hem toplum ve tabiatla ilişkilerinin sağlıklı bir şekilde düzenlenmesinde ve nihayet insanlığın iyi, doğru ve güzel hedeflere yönlendirilmesinde önemli bir rol oynar.

Burada şu hususu vurgulamakta fayda var: Din, bir taraftan ortaya koyduğu inanç esasları ve amaçları itibariyle kendini objektif bir gerçeklik olarak ifade ederken, diğer taraftan da bireylerin algılama ve anlama hususunda tabii farklılıklarına bağlı olarak sayısız değişimlere uğramak gibi bir kaderle karşı karşıyadır. Kuşkusuz insan, hakiki mutluluğa, saf aklın kendini Kuran'a, yani vahye açmasıyla ulaşılabilir. İnsan aklı, vahyi muradına/iniş amacına uygun şekilde anlamaya müsait potansiyeldedir. Bu yüzden insan sorumluluktan kaçamaz.

Bu girizgah ışığında ülkemizde epey okunan ve tanınan 20.yüzyılın önemli aydın ve düşünürlerinden olan İranlı sosyolog Ali Şeriati konusundaki düşüncelerimi tartışmaya açıyorum. 

Öncelikle bu büyük aydın insanın İranlı olması, şii olması ona karşı belli bir önyargıyla yaklaşılmasına sebebiyet veriyor. Oysa o, bugün yaşıyor olsaydı ülkesi İran bile onu dışlar, düşüncelerinden ötürü sürgüne gönderirdi. 

Bu nedenle Ali Şeriati üzerinden İran'ı eleştirmek de İran'ı savunmak da doğru bir yol, usul, yordam olamaz..

Ali Şeriati mezhepçi değil. O, İran devriminden önce şehit olmuş büyük bir mütefekkir ve sosyolog.. Eğer günümüze kadar yaşasaydı, İran'dan sürgün edilirdi. İran'ın özellikle Suriye başta olmak üzere Müslüman coğrafyalardaki mezhepçi ve hegemonyacı politikalarına karşı çıkacaktı. O, gelenekçi şiiliğin Müslümanlar arasında vahdet, birlik duygusunu tahrip ettiğini ısrarla savunan ve yazan biridir. Hiçbir Sünni Müslümana, "mezhebini bırak gel Şii ol" dememiştir. İslam'ı hakkıyla anlamaya, kavramaya yoğunlaşmış, Batıda eğitim gördüğü halde Müslüman toplumlara yabancılaşmamış, komplekse kapılmamış asaletli bir aydındır. Onu tartışırken bu hususları göz önünde bulundurmak hakkaniyetin gereğidir.

Ali Şeriati'nin düşüncelerinde kendi döneminin, yani soğuk savaş dünyasının ideolojik ikliminin etkisi olduğu aşikar... Fakat o dönemle sınırlandırılacak düşünceler olmadığı da su götürmez bir gerçek.. Ali Şeriati'nin özellikle İslami düşüncenin "Biz ve İkbal" Muhammed İkbal'den ilhamla yenileme azmi, onun klasik bir Şii düşünür olmadığına yeterli kanıt sayılır. Tarih ve toplum alanında ortaya koyduğu tezler, bugün yeniden üzerinde durup düşünülmesi gereken dikkate değer önemli tezlerdir. Politik ve kültürel emperyalizm karşıtı eleştirilerini bugün tam da bir daha okuyup düşünmemiz gereken diğer önemli bir husustur. Ali Şeriati, esasında Şii akideyi İslam'dan sapma olarak görür. Bu yüzden İran'da devrimden sonra da dışlanmış, görmezden gelinmiştir. O bir ekoldür.

Yeniden okunması, konuşulması bugünün dünyasında Müslüman toplumlar için bir ihtiyaçtır. Onu kendi zamanında en iyi anlayan Cemil Meriç'in ifadesiyle "kendi semasında tek yıldız" olarak anılmayı hak eder. 

Merhum Şeriati'nin düşüncelerinde ideolojiler çağının etkisi olduğu, İslam'ı bu nedenle ideolojik bir çerçeve içinde işlediği ve savunduğu, haliyle günümüz dünyasında İslam'a daha çok "mana ve maneviyat" boyutuyla ihtiyaç duyulduğu için Ali Şeriati'nin düşüncelerinin bu çağa fazla hitap etmediği, bir nevi tarihsel kaldığı yönündeki eleştiriye itirazım olacak. Öncesinde bir başka hususa da değinmek gerekiyor. Ali Şeriati, tüm kitaplarını oturarak, planlayarak yazan biri değil. Zira o hem düşünur hem aksiyoner biriydi. Öğrencileri konferanslarından kayıtları yazıya aktarırdı. Bu nedenle bazı ifadelerin bağlamı kopuk görünür, cümleler kimi yerde sistematik bir mantık örgüsünden uzak görünür. Daha dikkatli ve özenli aktarımlarla bazı çevirilerde bu hataların minimalize edildiği görünür. Bu teknik husus önemli. İtirazıma ilişkin hususa gelince: Ali Şeriati'nin düşüncelerinin kendi çağını aşan boyutlarının dikkatimizden kaçması.. Onun "Çöl, Keviir", Öze Dönüş, iki ciltlik Yalnızlık Sözleri gibi kitapları, edebi ve manevi yönü güçlü kitaplardır. Üstelik tasavvufa ilgisini de gözler önüne sermektedir. Öze Dönüş adlı kitabında "Benim Dünya Görüşüm Evrenin Manevî Tefsirine Dayanır" der.

Eserlerinde, sadece Marksizm'e karşı İslam'ı güçlü bir ideolojik okumaya tabi tutarak itiraz tezleri ürettiği gibi çağın diğer güçlü popüler felsefi akımlara karşı da yine İslam'ı eksen tutarak meydan okur. Varoluşçu ve Nihilist felsefi akımların modern insanı bunalımdan çıkaramayacağını tartışır, bu nedenle Mevlana, Hafiz ve Sadi gibi edip ve mutasavvufların eserlerine dikkat çeker, önerir. Bu özelliği dikkate alındığında Ali Şeriati'nin çok yönlü düşündüğünü, ideolojik çerçeveleri aştığını gösterir. Bizde modernleşme etkisi altındaki ilahiyatçı ve aydınların tasavvufa mesafesini dikkate aldığımızda Şeriati'nin düşünce dünyasının sınırlarının evrensel olduğu anlaşılıyor.

Geçmişinde ilim, irşad ve irfan olan Nakşibendi Sünni bir aileye mensubum. Politik Şia konusunda Selahaddin Eyyubî'nin kendi dönemindeki tutumu neyse benim de son 15 yılda cereyan eden İran merkezli mezhepçi stratejilere karşı politik tutumum odur. Suriye ve Irak başta olmak üzere değişik müslüman ülkelerde İran'ın anti sünni mezhepçi politikalara karşı muhalefetim aşikar.

Her hususta günümüz meselelerini adil ve hakkaniyet ölçeğinde tartışabilmeliyiz. 

Değişik coğrafyalarda dünyaya gelmiş, aidiyet duyguları ve yaklaşımları bu yüzden farklılık arzeden ama aynı dertleri paylaşan sömürge karşıtı Ali Şeriati, Seyyid Kutup, Mevdudi, Hasan ElBenna, Aliya İzzetbegoviç, Sezai Karakoç vb. gibi İslamcı düşünürlerin son yüzyılda sergilediği duruşu, değerli ve hayati buluyorum. Bunlardan çok şey öğrendik. Kuşkusuz bu öncü münevverlerin de insan olarak hatalı düşünce ve yorumları olabilir, vardır da... Ama onlar kendi zamanının öznesi idiler. Teslim olmadılar, bedel ödediler, büyük bir miras bıraktılar. Bugün yeni şeyler söylenecekse önce bu yakın tarihteki yıldızlara da hakkını vermeli, saygı duymalı..

Ali Şeriati asla mezhepçi ve ideolojik dar hedeflere sığan bir insan değil. Orijinal fikirleri ve tespitleriyle İbn-i Haldun'dan sonra Müslüman dünyada gelmiş geçmiş en büyük sosyolog. Hal bu iken onun bazı konferanslarında ve yazılarında geçen mecaz karakter taşıyan sözlerini cımbızla çekip bağlam dışına taşımak ve bugünkü önyargılı iklime hapsolmuş, slogan ve hamaset dışında birşeyi önemsemeyen kitleler önünde kullanmak iyi niyet değildir. Ali Şeriati, bir ümmetçi ve devrimci aydındır. Kitapları, düşüncelerini bilen ve okuyan biri olarak onun için şunu diyebilirim: engin tasavvur dünyasıyla çabası ve duruşu net bir aydındı. Bütün dünya gelse, bana onun mezhepçi bir İran ideoloğu olduğunu kabul ettiremez. Zira öyle değildi.

Bu nedenle hamasetle yargılama değil, kavramaya ve anlamaya çalışarak fikirlerine fikirle karşılık vererek tartışmak ahlakî olandır.



Bu yazı 171 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI