Kutsal değerlerle mizah yoluyla alay etmek fikir özgürlüğü mü?
Toplumlar, bazı ortak değerlerle ayakta kalır ve barış içinde yaşar. Herkesin herşeyi alay konusu ettiği yerde "kamusal bir yasa" olan pratik ahlak ilkesinin varlığından söz edilemez. Kant'ın ödev ahlakı, özgürlüğü alır sorumluluk kavramıyla sınırlar. "Öyle hareket ey ki, eylemin ilkece bir başkası için de evrensel yasa olsun.." Yani, özgür eylemin bir başkasını rencide ediyorsa bu sorumsuzluktur. Aynı şey senin kutsalına yapıldığında hoşuna gitmiyorsa sen de ilkece başkasına yapamazsın. (şartsız buyruk- kategorik imperatif)
Bu bağlamda, büyük aydınlanma filozofu İmanuel Kant, "değerlere saygı ve "kamu düzeni" yaklaşımında İslam Hukukuyla paralel bir içtihad geliştirmektedir.
Zira İnançlar ve kutsal değerler, bireylerin kimliklerinin ve toplumsal barışın temel taşlarıdır. Kutsal değerlerle alay edilmesi, fikir beyan etmek değil, doğrudan inanan insanların onuruna ve vicdanına yapılan bir saldırı olarak kabul edilir.
Kant'a göre hiçbir özgürlük sınırsız değildir. Başkalarının inanç haklarına saygı göstermek, toplumsal huzuru korumak adına bir zorunluluktur.
Konuya bir de Malcolm X'in; "İslam'a sövmekten başka fikrî olmayanlar, fikrin değil İslam'a sövmenin özgürlüğünü istiyorlar" sözü üzerinden bakalım:
Bu söz, eleştiri ile hakaret arasındaki o hassas çizgiyi vurgulamaktadır. Malcolm X burada şu iki durumu birbirinden ayırır: Bazı kişilerin İslam'a karşı sunabilecekleri derin, felsefi veya mantıklı bir argümanları (fikirleri) yoktur.
Bu kişilerin asıl talebi yapıcı bir tartışma ortamı yaratmak değildir. Onlar sadece kutsal değerlere hakaret etme (sövme) hakkını bir "özgürlük" kılıfı altında meşrulaştırmak istemektedirler.
Özetle Malcolm X söz, yapıcı eleştiri yapamayanların hakareti özgürlük gibi göstermeye çalışmasını eleştirir.
Aslında, Malcolm X'in dönemi için söylediği "fikri olmayanlar sövmenin özgürlüğünü istiyor" tezi, bugün sosyal medyanın karakterini özetler.
Etkileşim dürtüsüyle hareket eden sosyal medya fenomenleri ve algoritmaları derin, felsefi ve rasyonel argümanları değil; şoke edici, kutsala saldıran, öfke ve nefret uyandıran kısa içerikleri öne çıkarır. Bir inancı, ideolojiyi veya kutsalı felsefi olarak eleştirmek bilgi ve entelektüel çaba gerektirir. Sosyal medya kullanıcısı ise bu çabaya girmek yerine, en kestirme yol olan "alay, mizah ve hakaret" dilini seçer. Böylece Malcolm X'in operates ettiği dönemdeki gibi, nefret söylemi "ifade özgürlüğü" maskesiyle dijital alanda meşrulaştırılır.
Kant felsefesi bağlamında da ele aldığımızda bu kültür, rasyonel bir yargılama, savunma hakkı ve orantılılık taşımadığı için Kantçı adalet anlayışına tamamen aykırıdır. Sürü psikolojisiyle hareket eden dijital kitleler, muhatabı rasyonel bir varlık olarak görmeyi bırakıp onu tamamen yok etmeye (iptal etmeye) odaklanır.
Bu da en başta ahlaki otonomiyi zedeler. Toplumsal zemini sabote eder; farklı düşünce anlayış ve kimlikler arasında gerginlik ve çatışmayı körükler..
Kant’ın ödev ahlakı ile Malcolm X’in adalet arayışı ilk bakışta çok farklı dünyalara ait gibi görünebilir. Biri 18. yüzyıl Prusya’sında yaşayan odasından neredeyse hiç çıkmamış teorisyen bir filozof; diğeri ise 20. yüzyıl Amerika’sında sokaklardan, hapishanelerden ve ırkçılıkla mücadeleden süzülerek gelmiş aksiyon adamı bir liderdir. Ancak bu iki ismin felsefi ve pratik köklerine inildiğinde, "adalet, hak ve sorumluluk" ekseninde muazzam bir paralellik ve birbirini tamamlayan bir kırılma noktası görürüz.
Teorik Benzerlikler: Evrensel İlkeler ve Eğilmeyen Omurga:
Ödev Bilinci ve Uzlaşmaz Adalet Anlayışı...
Kant’ın ödev ahlakında bir eylemin ahlaki değeri, yaratacağı sonuçlara (faydaya, çıkara) değil, sadece ve sadece o eylemin bir "ödev" (ahlaki zorunluluk) olarak yapılmasına bağlıdır. Çıkarlar neyi gerektirirse gerektirsin, doğru olan yapılmalıdır ("Dünya yıkılsa da adalet yerini bulmalıdır" prensibi). Malcolm X’in adalet arayışı tam olarak bu uzlaşmaz ödev bilinciyle örtüşür. O, dönemin ana akım Siyahi liderlerinin aksine, beyaz üstünlükçü sistemle "pazarlık" yapmayı, adaleti zamana yaymayı veya siyasi çıkarlar için taviz vermeyi reddetmiştir. Onun için adalet, bir lütuf veya siyasi bir müzakere konusu değil, insan olmaktan kaynaklanan ve derhal teslim edilmesi gereken ahlaki bir ödevdir.
Gerekli Olanı Yapmak" (By Any Means Necessary) vs. Koşulsuz Buyruk...
Malcolm X'in ünlü "Ne pahasına olursa olsun / Hangi araçla gerekiyorsa" (By any means necessary) sözü sıklıkla şiddete meşruiyet devşirmek gibi yanlış yorumlanır. Ancak tarihsel bağlamda bu söz, adaleti aramayı kaçınılmaz bir ahlaki sorumluluk (ödev) olarak görme iradesidir. Adaletsizliğe karşı sessiz kalmak Kantçı anlamda ahlaki bir intihardır; çünkü adaletsizliği onaylamak, onu evrensel bir yasa haline getirmektir. Malcolm X de adaletsiz sistem karşısında susmayı ahlaki bir zafiyet olarak görmüştür.
Kant'ın İtaat Paradoksu: Kant, felsefi olarak her insanın eşit ve özgür olduğunu savunsa da, siyaset felsefesinde devlete ve yasalara karşı isyan etmeyi kesinlikle yasaklar. Kant’a göre en kötü devlet ve en adaletsiz yasa bile, yasasızlığın getireceği kaos ortamından (doğa durumundan) daha iyidir. Birey yasalara uymalı, ancak onları "kamusal alanda akıl yürüterek" eleştirmelidir. Yani Kant'a göre adaletsiz bir yasaya karşı gelinecekse bu sadece kalemle ve fikirle yapılmalıdır.
Malcolm X'in "Pratik" İsyanı:
İşte Malcolm X, tam da Kant'ın bu teorik konfor alanını yıktığı yerde durur. Malcolm X, Siyahilerin sistem içinde "kamusal akıl yürüterek" (yani sadece konuşarak ve makale yazarak) haklarını alamadıklarını bizzat tecrübe etmiştir..
Kant, "Yasalara uyun ama eleştirin" derken; Malcolm X, "Eğer bir yasa seni insan olarak görmüyor ve seni korumuyorsa, o yasa ahlaki olarak yasa değildir; hukuki bir zorbalıktır" der.Malcolm X için, rasyonel eleştiriye kulaklarını tıkamış ve Siyahileri sistematik olarak ezen bir devlete itaat etmek, insanın kendi onurunu (yani Kant’ın en çok önem verdiği "insanlık onurunu") ayaklar altına alması demektir. Dolayısıyla Malcolm X, Kant’ın teorideki insan onuru ilkesini korumak için, Kant’ın siyasetteki itaat ilkesini çiğnemek zorunda kalmıştır.


İbn Haldun ‘Kürtler Hamaldır’ diyor mu?
Vahdet kelimesi kirlenirken yeni argüman: Yekvücûd olabilmek..
Türkiye’de milliyetçilik İslamcılığı neden ve nasıl yutuyor?..
İran'ın yeni rejimi savaş öncesinden ne kadar farklı?..
Alıntı: İran-Amerika savaşı sonrası durum değişikliği..