Bugun...


İshak Paşa Sarayı ve Şeyh Ahmed el-Hani/Şéx Ehmedé Xani
Şeyh Ahmed bin İlyas El-Hânî/Şéx Ehmedé Xânî coğrafyamızda yetişmiş, Kürtler arasından çıkmış önemli bir mutasavvıf, ârif, şair ve âlimdir. Özellikle Mem O Zîn, Nubihar (Nubâr) ve Eqîda İmâné/Akide-i İmân adlı Kürtçe manzum eserleri toplumumuzun temel eserleri olarak medreselerde okutuldu ve okutulmaya devam etmektedir.

facebook-paylas
Tarih: 18-08-2017 11:01
İshak Paşa Sarayı ve Şeyh Ahmed el-Hani/Şéx Ehmedé Xani
+ -

Müfit Yüksel - Yenişafak:

Geçen hafta, Doğubayazıt Kaymakamlığının/belediyesinin düzenlediği Şeyh Ahmed El-Hâni Etkinlikleri/Festivali dolayısıyle Doğubayazıt’daydık. Dostumuz kaymakam Ulaş Akhan’ın gerek Doğubayazıt gerekse Şeyh Ahmed El-Hani ile ilgili çabaları/çalışmaları gerçekten takdire değer.

Bugün Türkiye’nin İran sınırında bulunan bu ilçe ve kasaba bir zamanlar en önemli ticaret yolları üzerinde bulunan bir sancak merkeziydi. 

Doğubayazıt/Bayezid’de dikkat çeken iki yapı topluluğu bulunmaktadır. İlki ünlü Kürt âlim/mutasavvıf şairi Şeyh Ahmed bin İlyas El-Hani’nin türbe ve mescidi ve karşı tepesinde yer alan 18. Yüzyıl yapısı olan İshak Paşa Sarayıdır. Bunun yanı sıra, tarihi Urartılar devrine kadar götürülen bir kale mevcuttur. Kale, Peçevi tarihinde “Bâyezid Kalesi nâm bir harâb Kal’a” ifadesiyle yer almaktadır. (İbrahim Peçevî, Târih-i Peçevî, Matbaa-i Amire, 1283. Cilt.1, Shf. 314)  Kalenin dibinde ise, Celâyirlilerden Bayezid Han’a izafe edilen bugün Şâfiîler Camii denilen cami bulunmaktadır.

İshak Paşa Sarayı, 18. Yüzyıl sonlarına ait yapı topluluğu olmasına karşın Selçuki, Fars ve Osmanlı mimari/tezyinat  özelliklerini taşımaktadır.  Osmanlı devrinde bölgede inşa edilmiş en önemli Osmanlı Saray yapılarından birisidir. 1199/1784 Tarihinde Çıldıroğullarından İshak Paşa tarafından inşâ edilip faaliyete geçirildiği belirtilmektedir. Ancak hayatı hakkında bilgiler gayet az ve yetersizdir.  Mimari hususiyetleri itibarıyla, İstanbul-Topkapı, Beyazıt Sarây-ı Atîk , Frenk İbrahim Paşa ve Edirne saraylarına benzeyen yönleri vardır. Saray iki ana avludan ve bu avlulara bakan yapı topluluklarından müteşekkildir. Sarayda iç ve dış avlular, Cami, türbe, divan ve harem bölümleri ile odalar ve koğuşlar yer almakta, taş işçiliğinin en önemli örneklerinden biri karşımıza çıkmaktadır. Bugün için Topkapı Sarayından sonra Klasik mimarideki en önemli saray kompleksi/Külliyesidir.

Bir Sancak merkezi olan Bayezid’te böyle önemli bir anıtsal eserin yapılabilmiş olması, heleki 18. Yüzyılda, sıradışı bir olaydır. 18. Yüzyılda inşa edilmiş olmasına rağmen eski İran ve Selçuklu mimari ve süsleme özellikleri de göstermektedir. Özellikle taç kapıları Selçuklu yapılarındaki taç kapılar tarzını yansıtmaktadır. Çolak Abdi Paşa’ya da atfedilen(Hamza Gündoğdu, Douğubayazıt İshak Paşa Sarayı, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1991, Shf.45-47) İshak Paşa’nın türbesi ise başlıbaşına bir şaheser olarak durmaktadır. Hatta sarayın içinde, Endülüs’te, Sevilla’daki Alcazar (El-Kasr) ve Gırnata/Granada’daki El-Hamra saraylarında hissettiğiniz  atmosferi bile hissedebiliyorsunuz. Bir yandan, Endülüs sarayları , diğer yandan İshak Paşa sarayı, biri en batıda, diğeri de doğuda tümünde, İslâm’ın oluşturduğu birbirine kesintisiz benzeşen medeniyet eserleri silsilesini  ve tarihini gözlemleyebilirsiniz.

Endülüs saray ve cami, medrese vs. yapılarında mimari tarzı ve tezyinatta bilâd-ı Şam ve Mısır etkisini rahatlıkla fark edebildiğiniz gibi,  bu etkiyi İshak Paşa Sarayı ve Mardin yapılarında da görülebilmektedir. Kurtuba/Cordoba  Ulu Camiinde, Şam’daki Ulu Camiin özelliklerini izleme şansına sahipsiniz. Mardin ve Urfadaki tarihi eserlerde ve İshak Paşa Sarayında Bilâd-ı Şam etkisi ile birlikte İran coğrafyasının, Kafkasyanın mimari özelliklerini de keşfedebilirsiniz. Görkemli yapısıyla tek kubbeli camii müştemilatıyla birlikte ihtişam arzetmektedir. 115x50 metre ebadında bir tepe üzerinde 7.600 metrekarelik alan üzerinde inşa edilen saray pek ihtişamlı görünmektedir.

Osmanlı döneminde önemli bir sancak merkezi olan Bayezid sancağı, Birinci Dünya savaşına kadar bu saraydan yönetilmiş. Akabinde saray metruk hale gelmiş Cumhuriyet döneminde pek çok diğer tarihi eserler gibi inanılmaz büyük tahribata uğramış, birçok bölümü ve tavanları yıkılmıştır. Şehir ise, 1930’lardan itibaren ovaya taşınmış, eski şehir binalarının büyük çoğunluğu taşları dahi sökülerek ortadan kaldırılmıştır.

Son yıllarda saray restore edilmeye çalışılmışsa da maalesef pek de başarılı olmayan bir restorasyon görülmektedir. Restorasyonda birçok yerde orjinaline uygun olamayan malzemeler kullanıldığı gibi, binaların sökülen tavanları/çatıları, yerine binalar çelik-cam putrellerle örtülmeye çalışılmış. Bazı orijinal yapılar ortadan kaldırılmış. Yanı sıra, drenaj sistemi ve mazgallar bir kısmı ya yok edilmiş ya da çoğu tıkanmış olup, sarayın bir çok duvarında, özellikle zemin beden/sur duvarlarında rutubet dışa vurmuştur. İznik’teki Ayasofya Camiindeki gibi yapıların mimari özelliklerine uygun olmayan bir restorasyon uygulamasına maruz kalmıştır. Yanısıra, 18. Yüzyıl gibi çok geç bir dönemde inşa edilmiş olmasına karşın cumhuriyet döneminde kısa zaman içinde bu kadar tahribata maruz kalması, ülkemizde tarihi eserlere verilen öneme ilişkin negatif bir örnek olarak göze çarpmaktadır. İshak Paşa Sarayı ve mimarisiyle ile ilgili en kapsamlı eser Prof. Dr. Yüksel Bingöl’e aittir. (İshak Paşa Sarayı; Türkiye İş Bankası Yayınları)

Şeyh Ahmed bin İlyas El-Hânî/Şéx Ehmedé Xânî coğrafyamızda yetişmiş, Kürtler arasından çıkmış önemli bir mutasavvıf, ârif, şair ve âlimdir. Özellikle Mem O Zîn, Nubihar (Nubâr) ve Eqîda İmâné/Akide-i İmân adlı Kürtçe manzum eserleri toplumumuzun temel eserleri olarak medreselerde okutuldu ve okutulmaya devam etmektedir.

Tanınmış Kürt-İslâm şair, âlim, ârif ve mutasavvıfı olarak hayatı hakkında çok şeyler yazılmış olmasına karşın, tarihi veriler anlamında maalesef eksik ve çelişkili bilgiler verilmektedir. Bazı kaynaklarda 16. yüzyıl ile 17. yüzyıl başlarında yaşadığı söylense de, yazdığı kitaplardaki kayıtlardan, 17. yüzyılın ikinci yarısı ile, 18. yüzyılın başlarında yaşadığı kesin olarak anlaşılmaktadır. Nitekim Ehmedé Xani’nin kendisi Mem o Zin adlı manzum eserinin son bölümünde hicri 1061/1650 tarihinde dünyaya geldiğini kat”i bir şekilde ifade etmektedir. Mem o Zin kitabını ise 44 yaşında tamamladığını aynı yerde ifade etmektedir.

Lewra ko dema ji xaybé fek bu

Tarixé Hezâr o şist o yek bu

İsâle gihéşte çil o çaran

Wi pişirevé günah-kâran

Tercümesi: “Gayb aleminden kopup (bu dünyaya) geldiği zaman ki, bin altmış bir (1061) tarihiydi. Günahkarların öncüsünün bu sene (yaşı) kırk dörde vardı.”

Bazı son dönem kaynaklara göre Şeyh Ahmed El-Hânî anılan tarihte Hakkari”nin Gevar (Yüksekova) kazasının Hânik köyünde dünyaya gelmiş bu yüzden Hânî lakabını aldığı kaydedilmektedir.(Bozarslan, 1968:14). Bazı kaynaklarda ise, Hakkari civarında bulunan Kürd aşiretlerinden Hânî aşiretine mensup olduğu belirtilmiştir.(Seccadî, 1952:189; Mustafa Resul, 1979:27; M. Emin Zeki Beğ, 2006:98-99). Bölgede Hânik adıyla üç köy bulunmakta, ilki Hakkari”nin Beytüşşebab kazasında, ikincisi, Gevar/Gever (Yüksekova) kazasının Bacirge (Günümüzde Çukurca’ya bağlı) nahiyesinde, üçüncüsü de Ağrı’nın Tutak kazasında bulunmaktadır. (Köylerimiz, 1928:404, 571,575) Eserlerinden, çok güçlü bir medrese tahsili olup, bilahare müderrislik yaptığı ve Doğu Bayezid’de Mir Divanı’nda divan katipliği yaptığı belirlenebilen Şeyh Ahmed-i Hânî’nin vefat tarihi konusunda kaynaklarda farklı kayıtlar sözkonusudur. M Emin Zeki Beğ’e göre Hânî 1000’le 1063 yılları arasında yaşamış. (M. Emin Zeki Beğ, 2006:98) Ancak bu kayıt Mem o Zin”deki sarih kayıtla çelişen indi bir kayıttır. Tarihu Edebi’l-Kürdî kitabında, yazma bir eserin iç kapağında yer alan bir hamiş esas alınarak Şeyh’in vefat tarihi 1119/1707 olarak verilmiştir. (M. Resul, Ehmedé Xani, 1979:33-34).   Şeyh Ahmed El-Hânî Doğu Beyazid’de vefat etmiş olup, son dönemlerde yeniden inşa edilen kesme taştan altıgen kubbeli büyükçe olan türbesi şehir merkezine 8 kilometre uzakta İshak Paşa sarayının üst kısmındadır. Türbenin ön tarafında yine taş kubbeli mescidi bulunmaktadır. Türbe ilçede halen en önemli ziyaretgâhtır.

Türbesi ve mescidi son dönemlerde (90’lı Yıllar) yenilenmiş olup, bu yenileme esnasında türbenin tarihi özellikleri büyük oranda kaybolmuş, türbenin orijinal Kürtçe manzum kitabeleri de kaybolmuş, tarihi bir çok mezar taşı da maalesef yok edilmiştir. (Kaybolan Manzum Türbe kitabelerinin fotoğraflarını bizimle paylaşma lütfunda bulunan Prof. Dr. Yüksel Bingöl’e teşekkürü borç biliriz.)

Not: Şemdinli’de geçen hafta olan olaylarla ilgili olarak sosyal medyada bize yönelik tehdit ve saldırılarda Türkiye’de ırkçılık üzerinden kutuplaşmanın/ötekileştirmenin yükselişte olduğunu gözlemledik. Ayrıca, Bir kısım güvenlik birimlerinin terörle mücadele kapsamında, zaman zaman hukuk dışına çıkarak sivil halka, Müslüman ahaliye yönelik darp ve şiddet kullanma yoluna başvurmaları hiçbir şekilde meşrulaştırılamaz. Hiç kimsenin bölgede, 90’lı yıllardaki uygulamalara benzer uygulamalar sergilemeye, PKK/Kandil’in Hendek/Özyönetim kepazeliği ve “Stalinist-Devrimci Halk Savaşı” fantezisine hiçbir şekilde yüz vermeyen, örgüte tavır alıp direnç sergileyen bir halkı rencide etmeğe hakkı yoktur. Nitekim bu konuda hükümet ve yetkililer harekete geçmiş olup, Şemdinli’de köylülerce teşhis edilen bir polis ve rapor vermeyen doktor, kuvvetli şüpheli sıfatıyla açığa alınmış, soruşturma/ kovuşturma halen sürmektedir.




Bu haber 232 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
YUKARI